14 Eylül 2019 23:15

“Tanrı misafiri” meselesi (2)

Paylaş

Kirvem,

Ülkemizin deve yükü gibi ağır, yalı kazığı gibi iri kıyım, asma kabağı gibi uzayıp giden çeşitli sorunlarıyla maalesef milletçe karşı karşıya olduğumuz hepimizce malum...

Hepsi de birbirinden kaknem olan bu meselelerimizi acaba nasıl çözeriz, düzlüğe nasıl çıkarız diye gece gündüz demeden birer vatandaş olarak kendimizce düşünüp dururken, diğer taraftan da hani amiyane deyimiyle “düşün düşün bilmem nedir işin...” misali, sorunlarımıza, problemlerimize yenilerinin gelip eklendiğini, çığ gibi büyüdüklerini gördükçe, bu kez de ister istemez daha çok efkarlanıyoruz...

Canımızı sıkan, içimizi acıtan, zaten delik ceplerimizi hepten perişan ederken, aynı zamanda da her geçen günün ardından giderek artan bilumum meselelerimiz karşısında milletçe bunaldığımız için, belki de farkında olmadan her birimiz sanki birer sinir küpü kesilip ya da küpüne zarar veren keskin sirkelere mi dönüştük ne!..

Rayında, yolunda gitmeyen irili ufaklı meselelerimizi bugün-yarın, inşallah, maşallah, evelallah eninde sonunda çözeriz diye umutlarımızı çevremizde bulduğumuz “dilek ağaçları”na, “yatır”lara bağlayıp, hatta zaman zaman bununla da yetinmeyip, bir de tarihi İstanbul şehrinin yer yer mezbeleye dönüşmüş surlarının dibinde kapılarına zincir vurulup, dolayısıyla kaderlerine terk edilmiş “ayazma”ların önlerinde mum yakıp bu hurafelerden medet umduğumuz halde, yine de sorunlarımızın bini acaba neden bir para!

Toplum olarak kendimizce, kendi kavlimizce, en önemlisi de kuyumcu terazilerini sollayacak kertedeki “yerli, milli” hassasiyetimiz nedeniyle parmaklarımıza doladığımız kimi meselelerimizi ülkemizin gündeminden bir an önce silip süpürüp, resmen “kadük” etmemiz gerekirken, tam aksine her defasında şu veya bu gerekçelerle parmaklarımıza doladığımız meselelerimizin ardından zamanla  “dolama” olup şişen, zonklaya zonklaya iflahımızı kesen parmaklarımızın acısıyla baş başa kalınca, yine işimiz gücümüz ne hikmetse hep feryat figan...

Nitekim...

Adres basit, mal ayan beyan meydanda! Suriye ile aramızda kopan fırtınanın sonucunda yine durduk yere dolama olan parmaklarımızın acısıyla, bunun derdiyle milletçe kıvranırken, diğer yandan da yerlerini, yurtlarını terk edip kapımıza ister istemez dayanan bu din kardeşlerimizin, “Tanrı misafiri” diyerek sofralarımızı paylaştığımız komşularımızın “kader”lerinin bundan sonra hangi ummanlara doğru yelken açıp, akabinde de hangi limanlara sürükleneceğini bilmiyoruz, bilemiyoruz ama, muhterem devletlularımızın haritaların başında rengarenk tebeşirlerle çizip, pergellerle ölçüp biçtikten sonra Suriye tahtında yaptıkları yanlış hesaplar sonucunda, eninde sonunda milletçe “dolama” olan parmaklarımızla ister istemez baş başa mı kaldık, bilemiyorum Kirvem!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa