12 Eylül 2019 23:54

Berlin-Pekin hattında 'Hong Kong krizi' ne anlama geliyor?

Paylaş

ABD Başkanı Donald Trump tarafından sık sık “ticaret savaşları” bağlamında bir arada anılan Almanya ile Çin arasında nur topu gibi bir “Hong Kong” krizi girmiş bulunuyor. Geçen hafta 12. kez başbakan sıfatıyla Çin’e giden Angela Merkel’in gündeminde asıl olarak ekonomik yatırımlar vardı. Bu nedenle büyük bir işveren ve tekel yöneticisi grubu Merkel’e eşlik etti.

Ziyaret öncesinde, Alman basınında da yer alan haber ve yorumların çoğunda Merkel’in yaz aylarından bu yana yüz binlerce insanın Çin rejimine karşı gösteriler yaptığı Hong Kong konusunda ne diyeceği soruluyordu. Merkel, ziyaret sırasında Hong Konglu protestocuların ve batıda meseleyi sürekli kaşıyan kesimlerin beklentisinin altında, genel bir demokrasi, insan hakları ve imzalanan anlaşmalara uyulması çağrısıyla konuyu geçiştirmeyi tercih ederek Berlin’e döndü.

Nihayetinde, ekonomik olarak durgunluk sürecine giren, dış ticarette daralma yaşayan Almanya’nın bir de en büyük ticaret ortaklarından biri olan Çin’le ilişkileri germesinin, gidişatı daha da olumsuz etkileyeceği az çok görülebiliyor.

Ancak, konunun hiç de öyle basit geçiştirilemeyeceği bir hafta sonra görüldü. Hong Kong sorunu Merkel’in peşinden Berlin’e ulaştı.
Protestocuların sözcülerinden 22 yaşındaki Joshua Wong’un pazartesi günü Berlin’de Bild gazetesinin organize ettiği bir toplantıda Federal Dışileri Bakanı Heika Maas ile bir araya gelmesi Pekin’in sert tepkisine neden oldu. Almanya’nın Pekin Büyükelçisi Dışişleri Bakanlığına çağrıldı ve Berlin’e Çin’in içişlerine karışmaması mesajı net olarak verildi.

Süddeutsche Zeitung’dan Stefen Kornelius’un önceki gün yazdığı gibi, “Güneşli günlerin vakti geçti. Berlin krizden uzak durmaya çalışsa da kriz Berlin’e geldi.” Hong Kong, 1997’de İngiltere tarafından Çin’e devredildikten bu yana, batılı ülkeler sürekli “Bir ülke, iki sistem” söylemini öne çıkarıyor. Yani Hong Kong Çin’in egemenliği altına girmesine rağmen, hem de BM onayıyla, rejim kapitalist kalmaya devam etmeli... Ne var ki her devlet gibi Çin de topraklarına kattığı Hong Kong’da kendi hükmünün eksiksiz sürmesini istiyor. Hong Kong’un “Çin komünizmi”ni deviren Truva Atı olmasına karşı mücadele veriyor. Batılı kapitalist devletler ise Çin’in en zayıf halkasının Hong Kong olduğunun farkında.

Suçluların Çin’e iade edilmesini öngören yasal düzenlemeye karşı başlayan büyük gösteriler, batı tarafından Çin’de siyasi istikrarsızlık yaratmak için desteklendi. AB ülkeleri ile ABD aynı çizgiyi savunuyor. Hong Kong için nasıl bir çözüm savundukları ise tam olarak belli değil.

Örneğin Kornelius’un yazısında da muhalif Wong’dan “Özgürlük savaşçısı” diye söz ediliyor. Ama Wong Berlin’de ısrarla ayrı bir devlet kurmak istemediklerini dolayısıyla “bölücü” olmadıklarının altını çiziyor. Çin ise Almanya’yı bölücülere destek vermekle suçluyor.

Açıktır ki, Almanya Hong Kong meselesini Çin rejimi üzerinde bir baskı aracı olarak kullanmak istiyor. Son ziyarette Merkel, Çin’li yöneticilere birkaç kez doğrudan yatırımlar önündeki engellerin kaldırılmasını talep etti. Şu anda Almanya’nın Çin’de 81 milyar avroluk doğrudan yatırımı var. 200 milyar avroluk ticaret hacmi düşünüldüğünde bunun çok fazla olmadığı ileri sürülüyor. Çin de Almanya’nın doğrudan yatırımlara izin vermemesinden şikayetçi. Bugüne kadar Çin’in yatırımları asıl olarak firma satın alma yoluyla gerçekleşti. Federal İstatistik Dairesinin verilerine göre 2005-2019 yılları arasında Çin’in Almanya’ya toplam doğrudan yatırım miktarı 42.9 milyar dolar düzeyinde kaldı. Çin’in en fazla doğrudan yatırımı ABD (185 milyar dolar), Avustralya (113) ve Büyük Britanya’da (87) bulunuyor.

Özetle Almanya Çin’den iç pazarını sonuna kadar Alman tekellerine açmasını isterken, Çin’e ise aynı kolaylığı tanıma niyetinde değil.
Gelişmeler, Berlin’in Hong Kong üzerinden Pekin ile yapacağı pazarlıklarda elde edeceği sonuçlara bağlı hareket edeceğini gösteriyor. Wong’un AB ülkelerine Çin ile ticari ilişkilerini kesme çağrısının karşılık bulmayacağı ortada. Ancak, Çin’in karşı hamle yaparak muhaliflere destek veren ülkelerle ilişkilerini yeniden gözden geçirme ihtimali de hiç az değil. Zira Hong Kong’un koparılması ya da kontrolden çıkması rejimin yara alması anlamına geliyor.

Genel olarak dünyanın içinde girmiş olduğu paylaşım ve ekonomik daralma süreci, her emperyalist gücün diğerinin ekonomik ve siyasi alanını daraltmak için yoğun bir çaba içerisinde olacağını Hong Kong ekseni gelişmeler bir kez daha gösteriyor. ABD karşısında aynı ekonomik yaptırım ve gümrük vergileri tehditleriyle karşı karşıya olan Almanya ve Çin’in güç birliği yerine birbiriyle dalaşması en çok Trump’ı sevindirecektir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa