12 Eylül 2019 04:04

'Ekonomik dengelenme'

Paylaş

Türkiye ekonomisi uzun süredir ekonomik olarak en zayıf ve kırılgan ekonomiler arasında ilk sıralarda yer alıyor. Ülke ekonomisinin büyük ölçüde sıcak paraya bağımlı olması, ekonomide oluşturulmaya çalışılan bütün dengeleri son derece hassas ve adeta ‘Pamuk ipliğine bağlı’ hale getirmiş durumda.

Ekonomide özellikle son bir yıl içinde yaşanan gelişmeler, ekonomik krizin yarattığı fırtınanın iktidarın karşısından etkili bir şekilde esmeye başladığını gösteriyor. Temel ekonomik göstergelerde kalıcı bir düzelme yaşanmamasına rağmen, büyüme oranlarını yükseltmek için tüketimi canlandırmak adına atılan adımlar (Talimatla faiz oranlarının düşürülmesi, bankaların kredi vermeye zorlanması, batık şirketleri kurtarma girişimleri vb.), mevcut sorunları daha da derinleştirme potansiyeli taşıyor.

İktidarın ve ekonomi yönetiminin bir yıldır dilinden düşürmediği ‘ekonomik dengelenme’ adı altında gündeme gelmesi muhtemel uygulama ve düzenlemelerin esas amacı, tıpkı geçmişte olduğu gibi, sistemin işleyişini sürdürebilmesinin koşullarını asgari düzede de olsa sağlamak. Bu noktada ekonomide yaşanan söz konusu ‘dengelenme’ sürecinin yeni dengesizlikleri beraberinde getirmesi, özellikle işsizlik ve enflasyon açısından yeni bir yükseliş sürecinin yaşanması ihtimalini arttırıyor.

Her ekonomik, toplumsal ya da siyasal gelişme gibi, yaşanmakta olan ekonomik kriz de hiç şüphesiz toplumun farklı kesimlerini değişik ölçülerde etkiliyor. Başka bir ifade ile söyleyecek olursak, toplumun farklı kesimlerinin, içinde bulundukları ekonomik-toplumsal koşulların da etkisiyle krizlerden etkilenme ve tepki verme dereceleri de farklı oluyor.

Halkın kredi borcu 528 milyar TL ile tüm zamanların en yüksek oranına ulaştı. Bu borcun 416 milyar lirasını tüketici kredileri, 112 milyar lirasını kredi kartları oluşturuyor. Bankacılık Denetleme ve Düzenleme Kurulunun (BDDK) son verilerine göre tüketici kredileri ve kredi kartı borçlarının 21 milyar TL’lik kısmı ödenemediği için yasal takip süreci başlatılırken, icra dairelerindeki dosya sayısı da 21 milyonu aşmış durumda.

İktidar temsilcileri halktan o kadar kopuk yaşıyorlar ki, boğazlarına kadar borç batağına saplanmış, satın alma gücü yarı yarıya azalmış, her an işini kaybetme korkusunu yaşayan milyonlarca insanın kredi faizleri düşüyor diye bankaların önünde kuyruk olacaklarını, peynir ekmek gibi konut ya da taşıt alacaklarını düşünüyorlar.

İktidar, ‘Ekonomik dengelenme’ adına yeni zamlar ve vergi artışları üzerinden kapsamlı bir saldırı paketi hazırlığı yapıyor. Emekçilerin önümüzdeki iki yıl için ücret ve maaş artışları düşük tutularak başlatılan emek düşmanı politikaların devamı gelecek. Bu süreçte ülkedeki antidemokratik baskı ortamına uygun olarak her türlü ekonomik ve demokratik tepkinin bastırılması için adımlar atılması şaşırtıcı olmayacaktır.

Patronlar, iktidarın ekonomik teşvikleri, borçların silinmesi ya da yeniden yapılandırılması, vergi afları ve son olarak kamu bankaları üzerinden başlatılan kredi destekleri vb. gibi uygulamalarla yaşadıkları ekonomik krizin etkilerini azaltma ya da erteleme imkanı bulabiliyor. Ancak ekonomik krizden en fazla etkilenen milyonlarca emekçinin sorunlarını çözmek bir yana geçim krizini çözmek bir yana, yaşadığı geçim krizini daha da derinleştirecek yeni adımlar atılması ‘ekonomik dengelenme’ sürecinin emekçiler açıcından ne anlama geldiğini gösteriyor.

İster ‘ekonomik kriz’, isterse ‘Ekonomik dengelenme’ olarak ifade edilsin, ekonomide yaşanan gelişmelere ilişkin olarak yapılan bütün değerlendirmeler ve çıkarılacak sonuçlar üzerinden atılacak adımların krizin yarattığı sorunları gerçek anlamda çözmeyi hedefleyip hedeflemediğini hep birlikte göreceğiz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa