12 Eylül 2019 03:24

Savaşa karşı barış mücadelesi

Paylaş

Geçen hafta “Barış Kültürü” başlıklı yazımız Birleşmiş Milletlerin “Bir Barış Kültürü Hakkında Bildiri”sine özgülenmişti. Bu hafta, Bildiri’deki barış kültürü ilkeleri karşısında “Türkiye’deki durum” a bakmaya çalışacağız.

Anadolu Ajansı’ndan Yunus Okur, resmi görevlilerin verdiği bilgiye dayalı olarak, 31.01.2017 tarihli haberinde, 24 Temmuz 2015 ila 30 Ocak 2017 tarihleri arasındaki 557 günde toplam 10 bin 560 PKK’lı örgüt üyesinin öldürüldüğünü haber yapmıştı. Habere göre, aynı dönemde 823 polis, asker, korucu çatışmalarda yaşamını yitirmiştir. Toplamda, 2015-2017 tarihlerindeki silahlı çatışmalarda, 11 bin 383 insan yaşamını yitirmiştir (https://www.aa.com.tr/tr/turkiye/teror-orgutu-pkkya-557-gunde-agir-darbe/738313).

Milli Savunma Bakanlığı da ocak 2019’da, Zeytin Dalı harekatında (2018) 4 bin 608 örgüt üyesinin etkisiz hale getirildiğini açıklamıştı (https://www.msb.gov.tr/Anasayfa/Basin?url=haftalik-basin-bilgi-notu-18-25-ocak-2019-2512019 ).  

Bu 4 bin 608 can kaybını eklerseniz 11 bin 383 sayısına, son dört yılda çatışmalarda yaşamını yitiren insan sayısının en az 15 bin 991 olduğu anlaşılır. 2019 yılı bilançolarını-henüz- bilmiyoruz ama tahminen belki de son dört yılda  20 binleri bulmuş/aşmıştır can kayıpları…

Başka bir hakikat de, savaşın, insanların yanında, dağlara, ovalara, ormanlara, ağaçlara, çiçeklere, böceklere, hayvanlara zarar verdiğidir.

Başka bir bilançoyla devam edelim: İHD, 1 Eylül Dünya Barış Günü için yayımladığı basın açıklamasında şu bilgileri kamuoyu ile paylaşmıştı:

“İHD verilerine göre 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında silahlı çatışmalarda 3 bin 272 kişi (asker, polis, korucu, silahlı militan ve sivil) yaşamını yitirmiş, 2 bin 646 kişi yaralanmıştır. (…)Türkiye’de 2015, 2016, 2017 ve 2018 yıllarında 946 kişi yargısız infaz sonucu yaşamını yitirmiş, 1127 kişi yaralanmıştır. Aynı dönemde, yasa dışı örgütlerin saldırıları başta olmak üzere faili bilinmeyecek şekilde saldırıya uğrayıp yaşamını yitiren insan sayısı 627, yaralı sayısı ise 3 bin 529’dur. Bu rakamları topladığımızda 4 bin 845 kişinin öldüğünü, 7 bin 302 kişinin yaralandığını görmekteyiz. Bu tablo ağır insan hakları ve insancıl hukuk ihlalleri gerçekleştiğini göstermektedir. TİHV verilerine göre ise 16 Ağustos 2015’ten 1 Temmuz 2019 tarihine kadar geçen süre içerisinde toplam 11 il ve en az 51 ilçede tespit edilebilen en az 369 resmi sokağa çıkma yasağı ilanı gerçekleşmiştir. (…)Yerlerinden zorla edilen yaklaşık 500 bin kişi bulunmaktadır. “ ((https://www.ihd.org.tr/baris-talebi-insan-haklari-ve-demokrasi-talebidir/ ).

Yıllardır, savaş uçakları dağları, dereleri, tepeleri ve Irak’ın kuzeyinde de belirli hedefleri bombalıyor. Cumhurbaşkanı bombanın, kurşunun ekonomik açıdan maliyetli bir iş olduğunu belirtmek için “Leblebi atmıyoruz herhalde” demişti. Doğru.

Yurttaşların bu “durum”ların ve çatışmaların nedenleri üzerine düşünmesi, söz söylemesi, itiraz etmesi, talepte bulunması ve değerlendirme yapması da istenmiyor. Yapmaya kalkışanlar hakkında, tehdit, soruşturma ve yargı baskısı, gözaltı ve hapishane, akademisyen, memur ya da işçi ise ihraç işlemleri yapılıyor.  Dil ve kültür yasaklarını da ekleyelim bilançolara. Basın, ifade ve akademik özgürlük yasaklarını; sosyal medya paylaşımları soruşturmalarında on binlerce insanın gözaltına alınmasını…

ILO Anayasası (1919), “Başlangıç”  bölümünün ilk cümlesinde, “Evrensel ve kalıcı bir barışın ancak sosyal adalet temeline dayalı” olduğu vurgulanır.  Avrupa İstatistik Ofisinin 2017 yılına ait gelir ve yaşam koşulları araştırması sonuçları, Türkiye’nin 34 Avrupa ülkesi içerisinde, gelir dağılımı eşitsizliğinde ikinci sırada bulunduğunu gösteriyor. Buna göre, TÜİK verileri, 2017’de Türkiye’de en zengin yüzde 20’lik kesimin, gelirin yüzde 47.4’ünü, en yoksul yüzde 40’lık kesimin ise toplam gelirden yüzde 17 pay aldığını gösteriyor. Başka bir ifade ile, bu durum, sosyal sınıf ve tabakalar, arasındaki korkunç gelir dağılımı eşitsizliğini/adaletsizliğini -sosyal adaletin olmadığını- ortaya koymaktadır.

Son kırk yılda uygulanan ekonomi politikaların  neden olduğu “durum”  hakkında, Korkut Boratav, “Türkiye’de neoliberalizmin kırkıncı yılını bir krizin içinden geçerek yaşıyoruz. Kriz bir yana, ekonomi yönetimi felç durumundadır.(…) gelecek belirsizdir”  şeklinde değerlendirmede bulunmaktadır( http://haber.sol.org.tr/yazarlar/korkut-boratav/son-kirk-yilin-donum-noktalari-269811) .

Türkiye’nin anayasal ve yasal zemini ve uygulanan ekonomi politikalar, çatışma üreten bir zemindir. O nedenle de, ‘Temel sorun, insan hakları ve demokrasi sorunudur; bu sorunun en önemli halkası da Kürt sorunudur’ diyoruz.

Anlamaya ve açıklamaya çalışıyoruz: “Türkiye’deki durum”, çatışma çözümünün ve barışın aciliyetini göstermektedir. Savaşa karşı barış mücadelesine sahip çıkmak gerekir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa