09 Eylül 2019 03:58

Eğitimin "Susamam" halleri ve sandıktaki sesler

Paylaş

Aniden patlayan yüksek sesli bir itiraz mıydı?

Yoksa...

Ara ara tekrar eden bir gençlik isyanı mı?

Ya da...

Birikip gelenin dile gelişi mi?

Bu sorular, Youtube’a düştüğünden beri milyonlar tarafından izlenen ‘Susamam’ ve ‘Olay’ adlı iki rap klibine dair.

Bulacağımız cevaplar ülke gençliğine ilişkin bir fikir verebilir.

Okulların bugün, üniversitelerin ise önümüzdeki haftalarda açılacağı bir dönemde anlamlı bir

tartışma; ülke gençliğinin hali ve tutumu! 

‘Susamam’ klibindeki 9 başlıktan biri olan ‘eğitime’ ve gençliğe yönelik sözler tam da tartışmayı derinleştirecek cinsten!

Bu noktada Habitat Derneğinin mayıs ayında yayınladığı raporu hatırlamakta yarar var.

Başlığı: Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu.

O rapor, TÜİK verilerinde kendilerinden, “Ne istihdamda ne eğitimde” başlığı altında bahsedilen gençleri, ‘ev genci’ olarak tanımlıyor.

Çalışan, okuyan ve iş arayan gençlerin dışında kalan bu ‘ev gençleri’ ne yapar?

Aylak mı, asalak mı?

Cevabı ‘Susamam’ klibindeki şu sözler veriyor:

Ben mezun oldum

Bi’ üniversiteliyim

Yarattığınız sistem yüzünden

Bi’ serseriyim

Sakın ola az buz olduklarını düşünmeyin. Bir buçuk milyona yakın genç maalesef bu durumda.

Üniversite okumanın iş bulma avantajı sağladığı dönemler çoktan geride kaldı.

Üniversiteli işsiz sayısı 1 milyonu aşıyor.

İş bulma ümidini yetiren üniversiteli gençler, umudunu part-time işlere çevirmiş durumda.

Elektrik mühendisi temizlik işine başvuruyor.

İŞKUR raporlarında, ‘ne iş olsa yaparım’ diyen yüksek lisanslı, doktoralı mezunların sayısının çokluğu dikkat çekiyor.

Boşuna değil ‘Susamam’daki şu haykırış:

Ben mezun oldum

Ya kasiyer olayım, ya da sinemada sana yer göstereyim.

Ekonomik olarak Türkiye’ye ‘en parlak’ dönemini yaşattığı yıllarda bile işsizlik sorununu çözemeyen AKP Hükümeti, yurdun dört bir yanına diktiği üniversite binaları ile sorunu gizledi. Yüksek lise olmayı dahi beceremeyecek bu üniversiteler 4-5 yıl boyunca gençleri oyalamayı başardı. Lakin şişerek gelen genç işsizlik sorunu ekonominin krize girdiği son bir yılda patladı.

Ne diyorlardı rapçiler Susamam’da: Sokak başı üniversite

İNŞAATIN, RANTIN VE DAVANIN İSTEDİĞİ

Eğitimin niteliği de yerlerde.

Sınavlarda sıfır çeken öğrenci sayısının haddi hesabı yok.

Uluslar arası ölçümlerde matematik ve fen branşlarında öğrenciler dökülüyor.

Ekonomik İşbirliği ve Kalkınma Örgütünün (OECD) ‘Genç Becerileri Anketi’ de vahim duruma işaret ediyor.

İktidar milliyetçi ve muhafazakâr lakin gel gör ki...

Kendi dilinde okuduğunu anlama ve cevap vermede Türkiye uluslar arası ortalamanın 40 puan altında.

‘Fatih projesi ile teknolojiye yatkınlık gelişecek’ dendi. Fos çıktı!

OECD raporu, Türkiye’nin dijital çağın ihtiyaç duyduğu seviyede sayısal beceriye sahip olmadığını gösteriyor.

Dijital ortamlardan edinilen bilgiyi işleyip, analiz edip, çözüm geliştirme konusundaki beceri sıralamasının en dibinde Türkiyeli gençler bulunuyor*.

4+4+4 ile kızlar eve oğlanların bazıları işe sistemi kuruldu. Sonuç; AKP’li yıllarda büyümüş 25 yaş arası nüfusun yarısı en fazla ortaokul eğitimi almış.

Öyle ya...

İnşaata ve ranta dayalı ekonominin niteliğe değil ameleye, fırsatçıya ihtiyacı vardı. ‘Davanın’ da imam hatiplere!

“Kodlama, çağdaşlık” lafları ile göreve gelen Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk şimdi “İmam hatipler bir davadır” diyor.

Susamam’daki, “Başa gelenin ideolojisi neyse o anlatılır her derste” sözleri ne kadar da denk düşüyor değil mi?

***

Eğitimin paralı hale gelmesi, özelleştirilmesi tam gaz sürüyor.

7 yıldır uygulanan 4+4+4 sistemi en çok özel okullara yaradı.

Özel okul sayısı 3 bine yaklaştı. Özel liseye giden öğrenci sayısı da yüzde 400 arttı.

Üniversitesi de aynı!

Bilgi üretimini, eleştirel düşünceyi hiç mi hiç dert etmeyen...

Kâr-zarar hesabı doğrultusunda oluşan...

Siyasi iktidara yaranma yarışına giren...

Düşünce özgürlüğü ve demokrasi karşısında durmaktan (Anayasa Mahkemesi’nin, Barış Akademisyenlerine yönelik ‘hak ihlal’ kararı sonrası kampanya başlatma örneğinde görüldüğü gibi) hicap duyamayan...

Girişimcilerin ‘üniversite sektörü’ mantar gibi çoğaldı.

Ne güzel özetlemiş değil mi Susamam’ın sözleri:

Eğitim endüstridir

İnşaattan rant sağlamakla aynı!

HAYAL: MUHTEŞEM SÜLEYMAN

UMUT: HANS’IN MEMLEKETİ

Eğitimde, kültürde, siyasette kurdurulan hayal ‘Muhteşem Süleyman’ ve küllerinden doğacak ‘Büyük Osmanlı’.

Lakin... 

Yukarıda değindiğimiz Türkiye’de Gençlerin İyi Olma Hali Raporu’na göre hayaller bambaşka.

Gençlerin yüzde 25’i, başka bir ülkeye yerleşmeyi düşündüğünü belirtmiş.

Ülkeyi terk etme nedenlerine ilişkin en çok verdikleri cevaplar: “İş olanakları yok. Kişisel özgürlük sınırlı. Ülke kötüye gidiyor”.

En çok yerleşmek istedikleri ülkelerin başında ABD ve Almanya yer alıyor.

Gençlerin geleceksiz ve umutsuz kaldığı...

Büyük Osmanlı şişinmelerinin tanzim kuyruklarında büzüldüğü...

Böylesi bir dönemde pompalanın hayalin karşılık bulmamasından daha doğal ne olabilir ki!

* İnanmayan baksın:

‘DIŞARI’DAN GAYRI BİR UMUT VAR!

Gençlerin yaşadıkları melanetlerin dile geldiği ilk yer ‘Susamam’ klibi değil.

Çok yakın zamanda seçim sandıklarında haykırmıştı gençlik!

Gençlerin yüzde 65’in üzerinde bir oranda, Cumhur İttifakının dışında oy kullanması güçlü bir itiraz değil miydi?

Hatırlayınız...

18-27 yaş arası gençlerin oylarının ezici çoğunluğu Türkiye genelinde muhalefet partilerine dağılmıştı.

Radikal İslamcı çevreler dahi, “Gençlerimizi AKP’ye oy vermeye ikna edemedik” diyordu.

AKP’li ailelerin bir çoğu da çocuklarına söz geçirememekten şikayetleniyordu.

AKP içinden ayrılıp parti kurma çalışmaları başlatanlar da iktidarın gençleri kapsayamadığını vurguluyordu.

Ne olmuştu da?..

Kindar ve dindar asım nesli hedefi doğrultusunda davayı ana okullara indirmiş, sübyan mektepleri ile adeta ‘bebelere’ bile el atmış, onca imam hatipleştirmeyi gerçekleştirmiş bir parti...

Gençleri kazanamamıştı.

Son 5-6 yılda genç nüfustaki işsizlik 8 puan arttı. Yüzde 17’lerden 25’e geldi. Her dört gençten birinin işsiz olması büyük kentlerde sandığın sonucunu belirleyen en önemli etkenlerden biriydi.

Bunların yanı sıra...

Yandaş yazarların, “Sosyal medyada yalan ve bir sürü algı operasyonu gençleri yönlendiriyor” şikayetlenmesinde görüldüğü üzere... ‘Twitter belası’, sosyal medya gençleri kapalı tutmayı engelliyor.

Sürekli tüketimi pompalayan AKP, muhafazakar kesimin çocuklarının hayatı başka türlü yaşama değişimine yol açtı.

Ayrıca İslamcı gençlerin bir kısmı da, iktidarın şatafat ve lüks yaşamı ile toplumdaki gelir uçurumu arasındaki tezattan rahatsız.

Öyleyse soru şu: Sandıkta ortaklaşan neden çözüm yolunda ortaklaşamasın?

Evet, ekonomi küçülüyor ve genç işsizlik çığ gibi büyüyor.

Evet, Türkiye genç işsizliği dünyada en yüksek seviyede olan ülkelerden biri.

Evet, hükümetin en iyi ihtimalle iki sene sonra yüzde 3 büyüyeceği tahmininde bulunduğu ekonomik temponun genç işsizliği düşürme ihtimali yok.

Ama yine de...

Neden umut sandıktan ‘Susamam’ klibine uzanan çığlıkta olmasın da, dışarıda başka memlekette aransın?

Üstelik o umut bağlanan ülkelerde yabancı düşmanlığının arttığı bir dönemde!

UMUDUN VE BEREKETİN İŞÇİLERİ!

Bazen umutsuzluğun ortasında bazı eylemler daha belirgin yeşerir; tıpkı rapçilerin klibi gibi.

Bazen de o eylemler kadar belirgin olmadığı için görülmeyen ama umuda, geleceğe su taşıyan önemli işler vardır.

İşte o mütevazı ama önemli işlerden ikisinin tanığı oldum. Biri Rize Fındıklı’da belediyenin düzenlediği festival. Diğeri yine Balıkesir Edremit’te yine belediyenin düzenlediği kitap fuarı.

Birincisi Rize’nin bir ucunda iklimi değiştirdi.

Önemli yazarları, şairleri, tarihçileri ve gazetecileri bir araya getiren ikincisi ise...

Zengin söyleşileri hem okurlarla hem halkla hem de bölgedeki tatilcilerle buluşturdu, umudu büyüttü.

Kaz Dağları’nın maden aramalarıyla yok edilmesini protesto etmek için fuar kapsamında resim çizen çocuklar geleceğe umut izi bıraktı.

Üç yıldır “Ölmez Ağacın Gölgesinde Kitap” sloganıyla yapılan fuarda, “Kaz Dağları’nın üstü altından önemlidir” diyenler para karşısında yaşam savunmasına güç verdiler.

Seçilmişlerin iradesine kayyuma itirazın ‘demokratik bir görev olduğu’ vurgularının birçok kez yapıldığı fuar, barış ve kardeşlik duygusunu güçlendirdi; hem karşı kıyıyı hem de memleketin doğusunu kapsayarak. 

“Kitabın ışığında, kitabı da aşan bir buluşma gerçekleştiriyoruz” diyerek yola çıkanlar bunu fazlasıyla başardılar. Her gün gece 24’te biten ve dokuz gün süren fuar boyunca.

Emeği geçenler bir kez daha gösterdiler ki...

Bu ülkenin bereketli topraklarında toprağın bereketini, kültürün çeşitliliğini (Bütün bitirme, kaçırma girişimlerine rağmen) yeşertmek mümkün.

Yeter ki niyet olsun!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa