08 Eylül 2019 03:13

Günlük yaşamda siyasi söylemle eğlence...

Günlük yaşamda siyasi söylemle eğlence...
PAZAR
Paylaş

Siyasi açıklamalar her ülkede gündeme göre, toplumun talebine göre değişir. Muhalefetle iktidar dünyanın her yerinde çatışır, çelişir.

Kürsülerde söylenenler bazen şok eder bazen güldürür, kimi ülkelerin derdi kimine lüks kimine gülünç gelir.

Ancak bazı kesişim noktaları vardır ki asıl gündemi oluşturur: Ekonomik kriz, işsizlik oranı ve en çok da yolsuzluklar.

Bizde konu yolsuzluğa gelemiyor. Muhalefetin temsilcileri ne zaman bir yolsuzluktan söz açsa önlerine aniden vatan hainliği, sabır sınama, milletin iradesiyle alay, terör destekçiliği vesaireden oluşan kocaman bir yelpaze açılıyor.

Süleyman Soylu’nun geçen haftaki “Seni pejmürde ederiz” cümlesi çok konuşuldu. Tansu Çiller’in Mesut Yılmaz’a istikrarsız yerine iktidarsız dediği dönemleri yaşamış biri olarak buradaki kelime hatasına çok da takılmadım. Ben aynı açıklamanın devamında yazanları okurken bayılayazdım.

Kayyum atamalarına karşı seçilmiş belediye başkanlarını ziyaret ederek destek veren İmamoğlu için “Bu devlet, 2 bin 200 yıllık geçmişinde şaklabanlıkla ayakta durmadı. Kurallarıyla, kararlarıyla, birliğine, beraberliğine, töresine, geleneğine, bayrağına ve birbirine olan sadakatiyle birlikte ayakta durdu, çene yaparak ayakta durmadı” diye yanıt veriyor.

İnsanın gerçekten “Ne alaka?” diyesi geliyor. 2200 yıllık tarihin kayyım atamasıyla ne alakası var? Onu oraya nasıl bağladın?

“…Buradan söylüyorum: İşini yap, başımızın üzerinde yerin var, ama işini yapmanın dışında başka işlerle meşgul olursan pejmürde ederiz. Bu kadar açık ve net. Bu ülke adına, bu millet adına, sağına soluna bakmayız.”

Bir belediye başkanının üstelik de partiliyken, örgütlüyken, kendisi ile aynı mevkide bir seçilmişe destek olması, yorum yapması işinin bir parçası değil midir? Kendisi aynı zamanda bir siyasi partinin de çizgisini ve tavrını temsil eder. Şu anki cumhurbaşkanı da büyükşehir belediye başkanlığındaki siyasi çizgisiyle bugünlere gelmedi mi?

Bilakis, siz bırakacaksınız ki adam işini yapsın.

Bir eve dört maaş haberleri üzerine Fatmanur Altun da adeta bir sosyalist parti eş başkanı gibi başladığı basın açıklamasında artı değerden girmiş, emek sömürüsü, kapitalizm eleştirisi derken burjuvaziye yüklenerek çıkmıştı.

Hatırlatma için örnek olması adına bir cümleyi kopyalıyorum:

“...Yine eleştirilerle yıpratılmaya çalışılanların verdikleri kararlarla burjuvazinin çıkarlarına ölümcül zararlar verdikleri, milyarlarca dolara varan kârlardan onları mahrum ederek halkın artı ürününün bu şirketlere peşkeş çekilmesini önledikleri hiçbir zaman konu edilmeyecektir...”

Pardon da bu ülkenin yeni nesil burjuva sınıfı kimdir?

Son söz olarak da:

“Vatandaşla alay etmeyin, sabrımızı da sınamayın, ikiyüzlülüğünüzü ve ihanetinizi milletimizin gözlerinin önüne sermeyin vesselam...” demişti.

Sabrımızı sınamayın...

Sabrımızı sınamasınlar...

Geçmiş 20 yılda bu cümleyi kaç kere duyduğumuzun hesabını tutmak zor. Sorulan her soru bir sınama olarak çentikleniyor. İktidarın tiki var, eleştiri sabırlarını hoplatıyor.

Eleştiri karşısındaki savunma yaklaşımları tarihe geçecek: Konuyu toz ve gaz bulutundan alıp odak noktayı dağıtıp tehditle sonlandırmak suretiyle mevzudan sıyrılmak.

Bu yöntemi günlük hayata uyguladığımızı düşünüyorum.

Örneğin işyerindeyiz.

- Hesaplarda 1200 lira açık var, nereye gitti bu para?

- Bir kolu Osmanlı toprakları olan Makedonya’dan bir kolu Kırımlardan bu şehre gelip yerleşen ailemizde nice şehit vermişiz bu vatan uğruna. Bir gün emeğimizi sömürtmemiş, bu devletin bekasını nesillerdir gözetmiş, alnımız ak bugünlere gelmişiz. Uykusuz gecelerde at üzerinde yol alan atalarımızın adını 1200 lira için kirletecek değilizzz. Bizi 1200 liraya tamah edecek sananlar bunun hesabını çıkışta verirler. Bu ülkenin mesai saatleri tanımadan, yazın sıcağına baharın heyecanına kapılmadan her gün işe gelmeyi sürdüren bir muhasebeci olarak gün gelmiş arkadaşımıza bir yemek ısmarlamış, gün gelmiş bu şirketin temsiliyetini gözeterek iyi bir takım elbise edinmişsek bunu kendilerine dert edenler ütüden parlamış pantolonlarıyla, ayın onunda biten yemek fişleriyle yaşamaya mahkumdurlar.

Bizim sabrımızı sınamasınlar, bizi kimlerin mesai saati içinde zırt pırt tuvalete kaçıp candy crush oynadığını, kimlerin şirket kahvesini külahlara doldurup eve götürdüğünü açıklamak zorunda bırakmasınlar.

Ya da kavanozu 18.90 TL olan fındık ezmesini evde birileri tek başına bitirmiştir:

- Bu topraklar tüm cihana fındık üretimi ile nam salmadı mı? Bu ülkenin onlarca ilinden mevsimlik tarım işçileri akın akın fındık toplamaya gitmiyor mu her sene? Bu fındıklar emperyalistlerin ucuz iş gücü ile çalıştırdığı fabrika işçilerinin ellerinde hayat bulmuyor mu? Biz bugün kendi fındığımızı kendi fabrikalarımızla işlenmiş haliyle tüketerek, işçimizin yanında olmuşuz.

Faiz kırbacı ile hepimizi korkunç çalışma şartlarına mahkum eden, emeklerimizi çalan, lobiler ve satın aldıkları iş birlikçiler vasıtasıyla aldırdıkları kararlarla, çalışmadan servetimize el koyan kesimleri konuşmak yerine risk altında, haftanın yedi günü ve yirmi dört saat esasına göre, aile, eğlence bilmeden çalışan, tatil yapmayı kendilerine yakıştıramayan benim yediğimi, içtiğimi, giydiğimi çoğu zaman yalan yanlış haberlerle sorgulatmaya çalışanlar fındık işçisini düşünenler değildir. 

Belki de en yakın arkadaşına arabasını ödünç vermekten kaçınmaya çalışıyordur biri:

Japon menşeili araç var, gelecekle ilgili bunları envantere katmayla ilgili çalışmaya da başladık. Ancak bugünkü şartlar itibarıyla otoparkta olan araçlar biri hanımın biri benim olmak üzere 2 tane. Birinde motor yok. Birinin faal olduğu söyleniyor, birinin faal olmayacağını var saymak lazım. Sadece birinin yakıt almaya gittiğini düşünseniz, bir ring kurma durumu maalesef yok. Bugün itibarıyla bizde sana hizmet verecek bir araç filosu maalesef bulunmuyor. Böylesi yazın bitişi seyahatlerde tüm vatandaşların, siyasilerin tek vücut olması gerekir. Yollar kalabalık. Bunun savaştan bir farkı yok. Biz burada bir savaş veriyoruz. Savaşı verirken de insanlar gerektiğinde canlarını veriyorlar ve bu konuda küslük yapılmaması lazım. Bu işin üzerinden trip rantı elde edilmemesi lazım. Var ve biz vermiyoruz gibi bir durum söz konusu dahi edilemez.”

Böyle yazınca komedi ama işin tekniği aynı: Manipülasyon ve demagoji.

Buna karşılık muhalefete düşen, işin özünü kaçırmadan, dağıtılmaya çalışılan odak noktasını vurgulayarak, yolsuzluksa işte ispat, ekonomik krizse işte veri, işsizlik oranıysa buyurun istatistik diyerek masaya koymak, sade ve net cümlelerle herkesin anlayacağı, göreceği şekilde gerçeği sergilemek.

Bu sebeple yürek ağrısına karışmış yarım gülüşle seyrediyoruz Yenikapı’daki israf otomobiller sergisini. Onca boş laf edildi ki sözün hükmü kalmamıştı. Söz uçar yazı kalır, insan aklı gözüyle gördüğüne daha rahat inanır.

Bunca yılın sayısız “sabrımızı sınamayın”larına bir hatırlatma düşmekte de fayda var.

Tüm dünyada sınanmasından en korkulan sabır; ezilenlerinkidir.

Herkes kaybedeceklerini listeleyip öyle konuşsun, bizimki tek satır: Zincirlerimizdir.

Her tehditte kişi bunu kendisine hatırlatmalıdır.

Demagojiden uzak, gerçekçi pazarlar dilerim.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa