04 Eylül 2019 03:30

Eylemin sözün önüne geçtiği bir adli yıl açılışı

Paylaş

Türkiye’de yargı yılı açılışları, Yargıtay ve Türkiye Barolar Birliği Başkanlarının, genel olarak kuvvetler ayrılığının önemine ve hukukun üstünlüğüne vurgu yaptıkları konuşmalarla geçer. Bu konuşmalar, dönemin iktidarının tolere etme sınırlarına kendisini hapsetmediği oranda da büyük haber olur ve yıllar sonra da hatırlanırlar.

Örneğin, dönemin Yargıtay Başkanı Doç. Dr. Sami Selçuk’un, 1999-2000 adli yıl açış konuşması böyledir. Bu yıl, Saray’daki adli yıl açılış konuşmalarına damgasını vuran ‘yerli ve milli’ söylemlerle kıyaslandığında, özgürlükçü bir çerçeve üzerine inşa edilen konuşmasında Selçuk, 3. bin yıla Türkiye’nin 1982 Anayasası ile giremeyeceğini belirterek, “Türkiye bugün bir ‘Anayasalı devlet’tir, ama bir ‘anayasal devlet’ değildir.” vurgusunu yapmıştı.

O konuşmasında, “1997’de 22 ülkenin cezaevinde toplam 180 gazeteci bulunmaktadır. Bunun 78’i Türkiye’dedir ve birincilik bizdedir” diyen Selçuk, özlediği hukuk rejimini de şu sözlerle ifade etmişti: “Özlenen hukuku yaşama geçirmenin ön koşullarını yaratabilmek için, hukukun biricik yorumcusu ve sözcüsü yargı erkinin öbür erklerden bağımsız olmasını, özellikle yürütmenin kuşatma harekatını yarmasını; devleti ve demokrasiyi meşrulaştıran yargı gücünün yasama ve yürütme güçleriyle maddi ve manevi bütün alanlarda eşit kılınmasını istiyorum.”

Bu yıl, Cumhurbaşkanlığı Sarayı’nda gerçekleşen açılışta konuşan Yargıtay Başkanı İsmail Rüştü Cirit ise, Türkiye’de Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ne geçilmesiyle, yargının tarafsızlık özelliği güçlendirilerek denge ve denetleme görevinin kuvvetlendirildiğini savundu. Mekanın politikliği gerçeğini, yaptığı vurgularla teyit eden Cirit, 52 baro ve 20 Yargıtay üyesinin katılmayarak gösterdikleri tepkilere karşı bir koruma kalkanı gibiydi. TBB Başkanı Feyzioğlu’nun Erdoğan’a övgüler içeren konuşması da, benzer bir içerikteydi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan da, her ikisine teşekkür ederken, Saray’daki açılışı protesto ederek katılmayan baroları provokatörlükle suçlamayı ve gözdağı vermeyi ihmal etmedi: “Başta barolar olmak üzere önümüzdeki dönem kurumların seçim sistemi yeniden düzenlenmelidir.”

Ancak, Selçuk’un yaptığı açış konuşması ile bu yılki resmi adli yıl açılış töreni konuşmalarının kıyaslaması üzerinden yapılacak bir okuma, bu yılın adli yıl açılışına dair fotoğrafı eksik, hatta yanlış yorumlamaya da yol açabilir.

Bu yılki adli yıl açılışı 52 baronun Saray’ın yargı üzerindeki tahakkümünü reddettiği, buna 20 Yargıtay üyesinin de katıldığı bir adli yıl olarak Türkiye Cumhuriyeti tarihinde bir ilktir. Bu açıdan bakıldığında eylemin, sözün önüne geçtiği bir dönemdeyiz. Dahası Saray’da yapılan adli yıl açılışına damgasını vuran da, iktidar kuşatması altındaki yargı bürokrasisine karşı, hukukun alttan gelen bu direnci olmuştur. Bu bağlamıyla düşünüldüğünde bu bir hegemonik üstünlüktür.

Erdoğan’ın, “24 Haziran seçimleriyle gelen yeni sistem, kuvvetler ayrılığı ilkesinin daha belirgin ve keskin işletilmesine dayalıdır.” cümlesi ile önümüzdeki dönemde baro seçimlerine de müdahalede bulunacaklarına açıktan ifade ettiği cümleyi aynı konuşma içinde kullanması bile baroların direncinin bir başarısı sayılmalı. Kuvvetler ayrılığının yeni sistemde belirginleştiğini, yargının kendisini eleştiren temsilcilerine sopa sallayarak kanıtlamak(!) Baroların, adliye önlerinde yaptıkları adli yıl açılışları ve bu açılışlarda dile getirilenler ise, yargının iktidar kuşatması karşısındaki haline dair gerçeklerin ifade edildiği konuşmalar oldu.

Erdoğan’ı ve partisini uzun yıllardır yakından takip eden gazetecilerden Fehmi Koru, 1 Eylül günü blogunda yayımladığı “Hafiften başlayan ‘erken seçim’ beklentisinin kaynağını açıklıyorum: Gamlı baykuşlar…” başlıklı yazısında, Türkiye gazetesinden Yücel Koç’un aynı gün yayımlanan “Her şey çok zor olacak” başlıklı yazısındaki şu cümlelere dikkat çekiyordu: “30 Ağustos resepsiyonu için Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ndeydik. / Önceki yılların aksine katılımın düşük olduğu, görüştüğüm hemen herkesin ortak kanaatiydi. / Belki izdiham şikayetlerinden dolayı bu sefer davetli sayısı bilerek kısıtlı tutulmuştu, orasını bilmiyorum. / Ancak dostça ve açıkça söylemeliyim ki, eski parıltı görünmüyor Ak Parti’de. / Rüzgar kesildiği için açık denizde duraksamaya geçmiş devasa bir yelkenli gibi.”

Davet edilmiş gazetecilerin bile kapıdan çevrilerek alınmadığı adli yıl açılış töreninde de Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nin durumunun farklı olmadığı açık.

Goy goy ve tehdit söylemlerinin birbiriyle yarıştığı Saray’daki adli yıl açılışı, aslında çözülmeye karşı direnç gösterme çabasının belgesi değilse nedir?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa