25 Ağustos 2019 07:48

‘Aklın rotası, kalbin sesi’ meselesi (2)

Paylaş

Kirvem,

Geçen haftaki mektubumda özetle diyordum ki; Tanrı’nın özenip bezenip yarattığı kullar olarak bir müddet bu alemde yaşayıp, ardından da bilinmeyen bir menzile doğru yelken açarken, kimilerimiz daha çok aklımızın çizdiği rotada, kimilerimiz de duygularımızın sesine kulak kabarttığımız için bu dünyada maraza bir türlü bitmiyor...

Fi tarihinden itibaren gele gele nihayetinde gelip dayandığımız bu zaman diliminde giderek üç bilinmeyenli karmaşık denklemlere dönüşen şu “İnsanlık Komedyası” konusunda bir bakıma müneccimliğe soyunup, dolayısıyla bu bapta suya tirit laflar eşliğinde ahkam kesmenin bu saatten sonra zerre kadar kıymetiharbiyesinin olmadığını, hatta bu minvalde iki satır daha karalamanın da, sadece beyhude yere zaman harcamaktan öteye gitmediğini bile bile, yine de, “Huylu huyundan vazgeçmez” misali kimilerimiz elimizdeki güdük kalemlerimizle, keza kimilerimiz de kazma ya da küreklerimizle sayısızca “meseleler”in peşine takılıp, böylece şu dünyanın kör kuyularda, karanlık dehlizlerinde ne ararken ne buluyoruz acaba?..

Aslında Tanrı’nın huzurunda gerçekleri söylemek gerekirse; bu diyarlara, bu güzelim memleketimizin semalarına geç de olsa gökten zembille inen “demokrasi” çarkımız, arada bir affedersiniz bilmem neresine yediği tekme, ensesine inen sille, tokat, şaplaklara rağmen ağır aksak yoluna devam ettiğine göre, demek ki şu sıralar ülkemizin sathında milletçe canımızı sıkan saçma sapan kimi olayları mesele edip uykumuzu kaçırmanın alemi mafiş!

Nitekim temeli, “orta direği” her bakımdan “fikri hür, vicdanı hür” yurttaşlar yetiştirmeye odaklanmış böylesine dört dörtlük bir anayasanın himayesi altında yaşamanın keyfini tüm ulusça, yani; sen, ben, o, öteki, beriki, bizler, onlar diyerek kategorize etmeden, özellikle de, zırt pırt tekrarlanıp, nihayetinde giderek dillerimizde pelesenke, ağızlarımızda sakıza dönüşen “kardeşlik” tekerlemesinin de tez elden defterini dürüp, bütün bunların yerine sadece “yurttaşlık”tan dem vurup, akabinde de hep birlikte çay demleyip afiyetle lüplemek her ne hikmetse bir türlü aklımıza gelmiyor...

Oysa...

Kimileri hayli tebeşir tozu yutup mürekkep yaladıkları için “akıl kutusu” veya “akıl kethüdası” saflarında yerlerini alan, gerektiğinde ortalarda can simidi misali dolanıp duran bunca “akil” insanlarımızın bolluğunun yanı sıra, diğer taraftan da neredeyse hemen her konuda, öncelikle duygularının seline kapılanların ister istemez iç içe yaşadığı bu diyarlarda çanak çömlek kırmadan yan yana yürümenin yolu, bunun koşulu, belki de gerçek anlamıyla “çoğulcu” bir demokrasiye “kerhen” değil, tam aksine “en kalbi duygularla” gönülden inanıp, bunun gereklerini “akıl” yoluyla yerine getirmeye mi bağlıdır, bilemiyorum Kirvem!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa