23 Ağustos 2019 08:50

CHP, kayyum, siyasetin polemiğe indirgenmesi ve kendine demokratlık

Paylaş

Diyarbakır, Mardin ve Van Büyükşehir Belediye başkanlarının görevden alınması sonrasında tepkiler toplumun çeşitli kesimlerinde yayılıyor.

Tepkiler, genel olarak basın açıklamalarıyla sınırlı kalsa da Hükümetin bu girişiminin, İstanbul seçiminde olduğu gibi, toplumun adalet duygusunu yaraladığını gösteren işaretler de çoğalıyor.

Daha genele bakıldığında bugün, İçişleri Bakanlığının (Hükümetin) bu girişimini Bahçeli ve Perinçek dışında destekleyen kimse yok!

Kayyum kararının antidemokratikliği, hatta “Demokratik değerlere bir darbe” olduğu tezi; sadece demokrasi güçleri tarafından değil CHP, İyi Parti, SP, Davutoğlu ve Gül-Babacan parti girişimleri de dahil tüm muhalefet tarafından kabul görüyor.

Öyle ki Erdoğan Hükümetinin bu kararının yürütücü bakanı olarak İçişleri Bakanı Süleyman Soylu bile, “Karar siyasi değil hukukidir!” diyerek kimsenin inanmadığını bildiğini de gösteren bir ses tonuyla kararı savunmaya çalışıyor. Tabii “hukuki” iddiasına da hiçbir hukuki kanıt gösteremiyor. Çünkü bir kararın hukuki olabilmesi için siyasi bir kişinin “karar hukuki” demesi yetemez, bir “Kesinleşmiş bir mahkeme kararı” olması gerekir. Ama İçişleri Bakanının elinde partizanlaştırılmış mahkemelerden alınmış bir karar bile yoktur!

‘İSTANBUL SEÇİMİ’NİN KAYYUMLA NE İLGİSİ VAR?

Peki Erdoğan ve Hükümeti kayyum kararından geniş kesimlerin hoşnutsuz olacağını bilmiyor muydu?

Elbette biliyordu. Ama, deneyimlerine dayanarak, “Ne olacak biraz bağırır çağırırlar, sonra da yorulurlar” diye düşünüyordu.

CHP’nin ve Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun tutumu, daha ilk baştan Hükümetin bu düşüncesine destek veren bir mahiyette ortaya çıktı.

CHP, Hükümetin HDP’li seçilmiş üç büyükşehir belediye başkanını görevden alıp yerlerine kayyum atamasını “Demokrasiye darbe vurmak” olarak ağır biçimde suçlarken, aynı zamanda hükümetin bu kararına tepki gösterenlerin sokağa çıkamamasını da istedi.

Kılıçdaroğlu’nun gerekçesi de ilginçti. “Kimi çevreler İstanbul seçimi iptal edilince de bizden ‘boykot’ etmemizi, sokağa çıkmamızı istedi ama biz bunları yapmadık ve seçimi kazandık” diyerek, sokağa çıkmama çağrısına bahane üretti.

Oysa Kılıçdaroğlu’nun gerekçesi açıkça elmalarla armutları kıyaslayıp sonra da “Bu elma bu armuttan daha iyidir” demek kadar saçmadır. 

Çünkü her şeyden önce İstanbul seçiminde seçim iptal edildi ama “seçim yenileme” gibi bir “seçenek” vardı! Dolayısıyla da, seçimi kazanarak bu saldırı püskürtülebilirdi! Öyle de oldu. Erdoğan ve partisine ağır bir tokat atılmış oldu!

Burada ise kayyum atanıyor ve halkın kayyumu kabul etmemesi için bir seçenek yok.

En son Van’daki uygulama gösteriyor ki kayyum, belediye meclislerini de feshedip, kayyumun kuracağı bir yönetimle dört buçuk yıl belediyeleri yönetmeyi planlıyor.

Bu yüzden de kayyum etrafında olup biteni, İstanbul seçimiyle kıyaslayıp onunla benzer, sokağa çıkma yerine yeniden seçime hazırlanmayı önermek elbette anlamsızdır.

Çünkü böyle bir kıyaslama kayyuma karşı mücadeleyi dört buçuk yıl sonraki seçime ertelemek olur!

ADALET TALEBİ YAYGINLAŞIYOR

Eğer Kılıçdaroğlu, illa bir kıyaslama yapacaksa, burada durum olsa olsa Enis Berberoğlu’nun tutuklanmasıyla kıyaslanabilir, ki bu tutuklamanın arkasından CHP’nin, Ankara’dan İstanbul’a “Adalet Yürüyüşü” ve İstanbul “Adalet Mitingi”yle yığınların tepkisini alanlara nasıl yansıttığı hepimizin hafızasındadır.

Dahası, bugün de ülkenin başlıca baroları “bağımsız yargı” talebiyle ayaktadır. Yargıdaki partizanlaşma had safhadadır. Hükümetse, hak hukuk tanımamakta pervasızdır ve bugün adalet, hak-hukuk talebi her kesimden büyük destek bulacak bir talep olarak yaygınlaşmaktadır.

YSK’nin İstanbul seçimini iptali,

Bölgede kimi seçilmiş belediye başkanlarının mazbatasının verilmeyerek, yüzde 20-30 oy almış iktidar partisinin adaylarına verilmesi,

Yargıtayın “adli yıl açılış töreni”nin “Cumhurbaşkanı’nın himayesinde açılış” anlamına gelecek biçimde Saray’a taşınması,

Ve nihayet bölgedeki büyükşehirlere “kayyum atanması” aslında bardağı taşıran damlalardır.

CHP’nin siyasi mücadeleyi sadece polemiğe dökmesi ve iktidarı yüksek perdeden eleştirmekle sınırlaması, elbette ki, onun demokrasi anlayışındaki sığlığa da karşılık gelmektedir.

KAYYUM ADANA, MERSİN ANTALYA’YA… ATANSAYDI?

Ne demek istendiğinin daha açıkça anlaşılması için burada soralım: Eğer Hükümet Diyarbakır, Mardin, Van değil de Antalya, Adana, Mersin’e (İstanbul, Ankara, İzmir demiyoruz) kayyum atasaydı, Kılıçdaroğlu yine çıkıp; “Bu kayyum atamaları demokrasiye darbedir ama sokağa çıkarak tepki göstermek doğru değildir. Dört buçuk yıl sonraki seçimde hesap soralım der miydi; yoksa herkesi sokağa çıkarak Hükümetin kararını protesto etmeye mi çağırırdı?”

CHP’liler bu soruya yanıt vererek CHP yönetiminin tavrını sorgulamakla karşı karşıyadır. Aksi halde, “kendine demokrat” çizgiyi aşamazlar. Çünkü böyle bir yaklaşım, demokrasi mücadelesinde daha mücadeleci yapmaz, kendine demokrat yapar! Ki bu, ülkemizde siyasi oportünizmin en yaygın biçimi, demokrasi mücadelesinde aşılması olmazsa olmaz bir gelenektir.

CHP’nin bu tutumuna Kürt sorununun çözümü konusunda iki arada bir derede kalması, “ulusal güvenlik”le ilgili zaafları da eklendiğinde CHP, bırakalım muhalefeti etkinleştirmeyi, iktidara karşı talepler öne sürerek harekete geçen güçler içinde bile “tereddütlü”, “Geri çekici bir siyasi odak” rolü oynamaktadır.

YIĞINLARDAKİ BİLİNÇ DÖNÜŞÜMÜ EN ÖNEMLİ DAYANAKTIR

CHP’nin bu tutumu açıkça göstermektedir ki, CHP kendi tabanı da dahil yığınların siyasileşmede aldığı yolu anlamamıştır ve hâlâ o geleneksel CHP’lilik tutumuyla hareket etmektedir.

Oysa 7 Haziran 2015 seçiminden beri yığınlar, bir yandan AKP-MHP gericiliğinin ve faşizminin etkisinden sıyrılırken öte yandan da geleneksel partilerin tutucu, benmerkezci, kendine demokrat, siyasi mücadeleyi laf yarışına indirgeyen çizgilerini aşan siyasi girişimler yapabilmektedir. Bunu, özellikle de seçimlerde göstermiş; yerellerde, partilerinin merkezlerinden farklı görüşler çıkmasına karşın, farklı ittifaklar yapmayı başarmışlardır. 23 Haziran İstanbul seçimi bunu açıkça ve artık kimsenin inkar edemeyeceği biçimde göstermiştir.

Bugün demokrasi güçlerinin asıl dayanağı da yığınlardaki bu bilinç dönüşümü ve bu dönüşümün ilerletilmesiyle birleşen bir mücadele çizgisinin hayata geçirilmesidir, ki CHP’de de bir ilerleme olacaksa ancak tabandan gelecek bu baskıyla olacaktır.

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa