13 Ağustos 2019 04:15

Halkın iradesini tanımayanlar FETÖ ile hesaplaşamaz!

Paylaş

Geçtiğimiz hafta mecliste grubu bulunan 4 parti (AKP, MHP, CHP ve İP) Fetullah Gülen’in iadesi konusunda ABD’ye çağrı yapan ortak bildiri yayımladı. HDP, iktidar partisi AKP ve ortağı MHP’nin FETÖ’nün siyasi ayağının ortaya çıkartılması için meclise verilen bütün önergeleri reddetmeleri nedeniyle bu çağrıya imza atmadığını açıkladı.

Temmuz 2016’daki darbe girişiminden bu yana Erdoğan iktidarı bu darbe girişimini kendi çıkarları için araçsallaştıran bir politik tutum sürdürdü. Açıktır ki, darbelerin panzehiri demokrasidir. Oysa iktidar ne zaman darbecilerle mücadeleden söz ettiyse, ülke demokrasiden bir adım daha uzaklaştı/uzaklaştırıldı.

Öncelikle Gülen’in ve FETÖ’cülerin iadesi konusunda iktidar partisi AKP’nin öncülük ettiği son bildirgenin zamanlamasının rastlantı olmadığı söylemek gerekiyor. Çünkü ABD ile Fırat’ın doğusunda ‘güvenli bölge’ konusunda pazarlıkların yapıldığı ve bu konuda varılan uzlaşmanın birçok noktada belirsiz olduğu bir süreçte yayımlanan bu bildirge ile iktidarın kendi elini güçlendirmeye çalıştığı açıktır.

Erdoğan iktidarı, darbecilerle mücadeleyi tek adam rejiminin inşası için kullanmaya yönelik adımları atarken her defasında CHP ve İP’i “yoksa siz darbecileri mi destekliyorsunuz?” diyerek sıkıştırdı ve kendi politikalarına yedekleyemediği durumlarda bile bu politikalara engel olamayacakları bir pozisyona getirdi. Aynı taktik Kürt sorunu konusunda da uygulanıyor. Fırat’ın doğusunda savaşsız/müdahalesiz çözümün mümkün olduğunu söylemek bile “terör destekçiliği” olarak gösteriliyor. “Milli çıkar” ve “milli güvenlik”in ancak ve ancak iktidarın politikalarına koşulsuz destek vermekten geçtiği tartışılmaz bir doğru olarak dayatılıyor. Oysa 2011’den bu yana Erdoğan iktidarının Suriye’de Esad rejimine ve Kürtlere karşı savaş ve müdahale ısrarının her defasında Türkiye’yi yeni tehdit ve sorunlarla karşı karşıya bırakmaktan başka bir sonuç doğurmadığı ortadadır.

Demek ki, son bildirgeyi gündeme getiren AKP-Erdoğan iktidarının derdi ne Gülen’in iadesi, ne de darbecilerle mücadele. Bu bildirge de FETÖ ile mücadeleyi, MHP ile birlikte muhalefetteki CHP ve İP’i de arkasına alan iktidarın politikalarını güçlendirmek için bir pazarlık kozu olarak gündeme getirildi.

HDP’nin bildirgeyi neden imzalamadığını açıklarken söylediği gibi eğer dert, darbe ve darbecilerle mücadele olsaydı yapılması gereken ilk şey, bu darbenin siyasi ayağının ortaya çıkartılmasıydı. Oysa bu darbenin siyasi ayağının ortaya çıkartılması için verilen meclis önergeleri bugüne kadar bizzat bu iktidar ve ortağı (MHP) tarafından engelleniyor. Çünkü darbenin siyasi ayağının ortaya çıkartılması, dün “ne istediler de vermedik” diyen ama bugün darbecilerle mücadele ettiklerini iddia eden AKP-Erdoğan iktidarının 11 yıl boyunca Gülencilerle (FETÖ) sürdürdüğü ittifakın ve suç ortaklığının ortaya çıkmasının önünü açacaktı.

Erdoğan iktidarının darbecilerle mücadeleyi araçsallaştırırken hedefe koyduğu en önemli toplumsal kesimlerden birinin de Kürt siyasal hareketi ve demokratik kazanımları olduğu biliniyor. Darbe girişimi sonrası ilan edilen OHAL’le birlikte parti eş başkanları, milletvekilleri, belediye başkanları tutuklandı ve DBP/HDP’li belediyelere kayyum atandı.

Son 31 Mart yerel seçimleri sürecinde olanlar da hala hafızalarda canlılığını koruyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, İçişleri Bakanı Soylu ve iktidar temsilcileri HDP daha adaylarını açıklamadan yeniden kayyum atama tehditlerini sıralamaktan geri durmadılar. Türlü baskı ve eşitsizlik içinde yapılan seçimlerden sonra HDP’nin belediyeleri kazandığı yerlerde devleti, dolayısıyla tek adam rejimini temsil eden bütün mülki amirler yukarıdan aldıkları talimatlar doğrultusunda belediye başkanlarını muhatap almayarak halkın iradesini yok saymaya devam ediyorlar.

Tam bu noktada Diyarbakır Ticaret ve sanayi Odası (DTSO) Başkanı Mehmet Kaya’nın bölgede valilikler başta olmak üzere kamu kurumlarının yerel seçilmişlerle yan yana gelmeme tutumunun birçok kentte sorunları büyüttüğü uyarısını hatırlatmak gerekiyor. Gelinen yerde seçimlerin üzerinden 4 ayı aşkın bir sürenin geçmesine rağmen bölge kentlerinde merkezi iktidarın valilerden başlayarak yerellerdeki temsilcilerinin HDP’li belediyelere karşı sergilediği muhatap almama tutumu, merkezi iktidarın halkın iradesini tanımaz tutum ve uygulamalarından ayrı düşünülemez. Düşünün ki, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Selçuk Mızraklı’nın Kurban Bayramı’nda kentteki Çocuk Destek Merkezi (ÇODEM) ve Çocuk Evleri Sitesi’nde kalan çocuklarla bir araya gelmek için yapmak istediği ziyaret bile ‘Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler İl Müdürlüğü’ tarafından engelleniyor. Bir belediye başkanının çocukları ziyaret etmesini engellemek, basit bir işgüzarlık değil; halkın iradesini tanımaz tutumun merkezi iktidarın her hücresine yayıldığını ortaya koyan bir olaydır.

Sonuç olarak, halkın iradesini tanımaz tutum ve politikaları sürdürenlerin FETÖ’yle, darbecilerle mücadele adına attıkları adımların hiçbir inandırıcılığı yoktur. Bu nedenle bu ülkede demokrasi ve barıştan yana güçlerin yapması gereken baskılanarak iktidarın kendi çıkarları için attığı adımların arkasında durmak değil, halka gerçekleri açıklayarak halk güçlerini demokrasi mücadelesinde birleştirmektir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa