12 Ağustos 2019 04:32

AKP'nin "FETÖ"ye karşı mücadelesi "milli mesele" midir?

Paylaş

AKP, MHP, CHP ve İYİ Parti’nin Meclis grupları, ortak bir açıklama yaparak, “Fethullah Gülen'in Türkiye'ye en yakın zamanda iadesi için gerekli adımların atılması” konusunda ABD yönetimine çağrı yaptılar.

Bayramdan hemen önce yapılan bu çağrıya bakıldığında, belki, “Daha bayrama birkaç gün varken eniştem beni niye öptü?” sorusu akla gelir. Çünkü yapılan çağrıda üç yıldır söylenenlerden dışında yeni bir şey yok.

Kaldı ki, bugün sokağa çıkıp kime sorsanız, eğer müzmin bir ‘FETÖ’ taraftarı değilse, “ABD’nin Fethullah Gülen’i Türkiye’ye iade etmesi ve onun Türkiye’de sorgulanıp yargılanması gerektiğini” söyler.

Üstelik sadece bugün değil, 15 Temmuz darbe girişiminin üstünden geçen üç yıldan beri de bu soruya böyle yanıt verildiğini söylemek yanlış olmaz.

Burada, “Madem kamuoyunda böyle yaygın bir düşünce vardır, o zaman Meclisteki partilerin kamuoyunun bu isteğini ortak bir çağrıya dönüştürmesi iyi olmamış mıdır?” sorusu gündeme gelebilir.

AKP-MHP İLE CHP AYNI KULVARDA MIDIR?

İlk bakışta bu sorunun yanıtı “evet” gibi görünse de, hele de siyaset söz konusu oluğunda, gerçek bu kadar basit değildir.

Çünkü; 15 Temmuz darbe girişimi, herhangi bir darbe girişimi olarak kalmamış, arkasından ilan edilen OHAL’den de yararlanarak,

Erdoğan ve Hükümeti, sorgusuz sualsiz on binlerce kamu görevlisini görevden almış, yargıda ve bürokrasideki kadrolaşmayla, devletin partizanlaştırılması operasyonuna dönüştürmüştür.Ardından geçen üç yılda, iktidar kedisine muhalefet eden herkesi, “FETÖ ile bağlantılı” iddiası ile yüzlerce yayınevini, dergiyi, gazeteyi, TV kanalını, derneği,...kapatarak, kendisine muhalefet eden güçlere karşı sindirme kampanyası yürütmüştür.CHP, İYİ Parti ve HDP tarafından ‘FETÖ’nün arkasındaki güçlerin açığa çıkarılması yönündeki meclise verilen onlarca önerge, AKP-MHP ittifakı tarafından reddedilmiştir. “Tek parti tek adam yönetimi”nin inşasına girişen Hükümet, darbe girimini “Allah’ın lütfu”na dönüştürüp başka koşullarda yapamayacaklarını yapmayı başarmıştır.

Dolayısıyla bugün tek parti tek adam yönetimine karşı olanların, demokratik normları sözde bile savunduğunu iddia edenlerin, AKP-MHP blokunun arkasına düşerek, sonuçta Fethullah Gülen’in iadesine hiçbir etkisi olmayacak AKP ve MHP ile ortak açıklamalar yapması, içinde geçilen siyasi süreç bakımından çok tartışmalı bir tutuma karşılık gelmektedir.

Çünkü bugünkü koşullarda AKP-MHP ile aynı metne imza atmak, bütün bu süreçte AKP-MHP ile aynı kulvarda olmak, en azında onların varmak istedikleri amaçları meşru görmek anlamına gelmektedir.

BU SORULAR ORTADAYKEN, AKP-MHP İLE ORTAK OLAN NEDİR?

Böyle bir çağrının Gülen’in iadesine bir katkısının olmayacağını AKP ve MHP de bilmektedir. Ama onlar için de esas olan, özellikle de darbe girişiminin üçüncü yılı üstünden sıkıştıkları sorularla yaratılan kuşatmayı kırmaktır. AKP-MHP İttifakı bunu da Meclis’te CHP ve İYİ Parti’nin zaaflarından yararlanarak yapmıştır. Böylece onlar, ‘FETÖ’ üstünden yapılan eleştirilerin etkisini zayıflatmak, dahası CHP ve İYİ Parti’nin eleştirilerinin laftan ibaret olduğunu göstermek için bu açıklamayı organize etmiş, ettirmiş görünmektedir.

Çünkü 15 Temmuz darbe girişiminin üstünden yöneltilen ve giderek daha da yüksek sesle sorulmaya başlayan;

TBMM Darbeleri Araştırma Komisyonu’nun hazırladığı raporun üstünden iki yıl geçmesine karşın neden Meclis’e sunulmadığı,MİT Müsteşarı ve dönemin Genelkurmay Bakanı Hulusi Akar’ın Meclis komisyonunda ifade vermesinin neden engellendiği,Bu darbe girişiminin siyasi ayağının kimler olduğu, 3 yıldır neden ortaya çıkarılmadığı,...gibi soruların yanıtının verilmediği, hatta verilmek istenmediği apaçık ortadayken, Meclis’teki dört partiden yapılan çağrı elbette ki, ‘FETÖ’ darbesinin siyasi ayağının üstünün örtülmesi tutumuna onay vermek anlamına gelmektedir.

AKP-MHP, CHP VE İYİ PARTİ’NİN YUMUŞAK KARNINA OYNUYOR

Bunu yaparken de AKP-MHP iktidarı, CHP ve İYİ Parti’nin, Hükümetin başka hükümetler karşısındaki her tavrını “milli mesele” olarak gören “yumuşak karınları”nı kullanmaktadır.

Nitekim daha önce de Erdoğan Hükümeti’nin Doğu Akdeniz’deki doğalgaz sondaj ve araştırma girişimlerine de bu dört parti, ortak bir deklarasyonla açık destek vermişti.

Yarın da “Fırat’ın doğusu”yla ilgili askeri girişimleri için Hükümetin bir talebi olursa, ki olacaktır, o zaman da bu dörtlünün hükümetin arkasında hizaya gireceklerini söylemek için kahin olmaya gerek yok. CHP’nin bugünlerde Suriye rejimini tanıyarak, “varılacak uzlaşmalar çerçevesinde bu sorunun çözüleceği”ne dair hükümete yönelik eleştirilerinin olması, yarın böyle bir askeri harekat karşısında CHP’ni bu eleştirdiği politikaların arkasında saf tutması ihtimalini (bu çok kuvvetli bir ihtimaldir) ortadan kaldırmıyor.

Çünkü CHP’de geleneğe göre, böyle durumlarda “milli mesele” hükümetin arkasında durmak esastır gerisi teferruattır!

Öyle görünüyor ki CHP, AKP’nin ‘FETÖ’ye karşı mücadelesini “milli mesele” olarak görmektedir. En azından son “dörtlü çağrı”ya imza atarak bunu göstermiştir.

HDP ise; bu “çağrı”ya imza atmayarak, AKP ve MHP'nin oyuna gelmediğini, nedenleriyle açıkça ortaya koymuştur.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa