11 Ağustos 2019 03:58

Muhalefetin ince güllerinden Iron Maiden’a

Muhalefetin ince güllerinden Iron Maiden’a
PAZAR
Paylaş

Bosna’daki savaş 1 Mart 1992 ile 14 Aralık 1995 arasında sürdü, 100 bin’den fazla insanın canına mal oldu.

Korkunç bir kıyım yaşandı, hiçbir Bosnalının eve sağ salim dönüp dönemeyeceğini, sabaha sağ uyanıp uyanamayacağını bilemediği bir dönem.

1994 yılında BM güçlerinin koruması dahi sorgulanırken, çatışmaların tam ortasındaki Bosna’ya, güvenlik tehlikesi uyarılarına rağmen dünyaca ünlü biri girmeyi başarır: Iron Maiden’ın Solisti Bruce Dickenson.

Kendisini defalarca uyarırlar. Karşı tepeyi gösterirler: “Bak Sırp Cephesi”. Bir turist gibi “Hayatımda hiçbir cepheye bu kadar yakın olmamıştım.” der Bruce.

“Onları seyrettiğin gibi onlar da bizi izliyorlar, namluları üzerimize çevrili” derler. “Birleşmiş Milletler askeri gücü var yanımızda, vuramazlar” der Bruce.

“Vururlar, tıpkı hepimizi, araçları, çocukları vurdukları gibi” derler.

Buna rağmen konsere çıkar Bruce Dickenson.

Salon, değil yarını, birkaç saat sonrayı bile yaşayıp yaşamayacağını bilemeyen gençlerle doludur. Bağırır sahneden: “Scream for me Sarajevo”

Benim için haykır Saraybosna!

Bu cümle 2018 yılında bir belgeselin adına dönüşür: bu inanılmaz konserin belgeseline.

6 Nisan 2019’da, Saraybosna’da yapılan törenle fahri vatandaşlık verilir kendisine. Belediye Başkanı Abdullah Skaka, “Sayın Dickinson’ın 1994’te Saraybosna’ya gelmesi bize kurtulacağımızı, Saraybosna’nın kurtulacağını, Bosna Hersek’in kurtulacağını hissettiren anlardan birisi olmuştu” der ödülünü verirken.

Bruce ise “Sosyal medyada artık her şeyin beş saniyede unutulduğu bir dünyada, insanların beni hâlâ hatırlıyor olması inanılmaz” diye konuşur dünya basınına.

Şimdi bayram var seyran var. Nereden çıktı Iron Maiden, neden hatırlattın Bosna’yı derseniz: hiç.

Sanatçılar adına sıkı bir muhalefet örneği arıyordum sadece. Bu hikaye geldi aklıma.

Savaşa karşı durmak, namlunun ucuna girmeyi göze almak, insanlara yaşama tutunma gücü vermek, umut olmak, risk almak yani muhalefet adına ne ararsan var şu olayda zira.

Bir insanı karanlık bir odada, tepesinden sarkan ışık altında, şiddet tehdidi ile sorguya alırsanız ve seri şekilde birbirinden alakasız sorular sorarsanız bir süre sonra adını bile söyleyemeyecektir.

Bu ülkede muhalefet edebilmek de söyleyemediğimiz adımız gibi bir şey oldu.

Neydi, nasıl yapılırdı, hangisi ne işe yarardı unuttuk, şaşkına döndük.

Tepemizde bir sorgu ışığı sağlı sollu çelişkili sorular, yargılar, cezalar içinde adımınızın dahi suç olmaması tesadüfi.

Birbirine WhatsApp’tan “her şey çok güzel olacak” yazan 139 emniyet görevlisinin görev yerleri değiştirilmiş. Bu cümleyi sosyal medyada yazan pek çok insan da hedef oldu. Yani aslında bir şeylerin güzel olmasını temenni etmek bir nevi muhalefet etmek.

Bir bildiri yayımlayıp barış istemek neredeyse V for Vendetta filmindeki kadar sert bir muhalefete giriyor çünkü o bildiride imzası olan tüm akademisyenler yargılandı, ceza aldılar, davalar sürüyor.

Öte yandan kitlesel sokağa çıkıp talepleri haykırmak en eski muhalefet yöntemlerinden biri. Şimdilerde bu muhalefet şeklinin sonucu öngörülemiyor, sorun çıkmayabilir ya da ceza sonsuza gidebilir.

Binlerce insan Kaz Dağları’na desteğe gitmiş, bazısının üstlerindeki kıyafet Amerikan malı diye yeterince antiemperyalist bulunmadıklarından muhalefetleri kadük sayılıyor.

Muhalefet etmek çok zorlaştı, ne layıkıyla becerebilmek mümkün ne yaptığını kimselere beğendirebilmek.

Ben biraz “Koyverin herkes bildiği kadar, elinden geldiği kadar muhalefet etsin, yeter ki bir şekilde muhalif refleksleri paslanmasın”cıydım.

Bunun da ucu bucağı görünmüyor.

Rakı kadehi paylaşmak bile bir duruş oldu ki haklı ama madem bu kadarını yapmak bunca kolaydı sansür yasası en başta nasıl geçti, nasıl onaylandı?

Kime neyi nasıl anlatacağız? Biz sesimizi nasıl duyuracağız? Dört koldan doğaya daldılar hangi köşeyi hangi birimiz tutacağız? Acaba yeni bir “Sanatçıymış, iş insanıymış, konuşamazmış, dünyanın 17 yıl ömrü kalmış biz hâlâ yıkımdayız, konuşacak!” çağrısı mı lazım diye düşünürken, işte böyle cesur bir tavır ararken aklıma geldi Iron Maiden.

Belki biraz fonda çalan şarkının da payı vardır.

“Trying to justify to ourselves the reasons to go

Should we live and let live forget or forgive?

But how can we let them go on this way?

The reigon of terror corruption must end

and we know deep down there’s no other way

No trust, no reasoning, no more to say

Afraid to shoot strangers” 

Neyse, herkes elinden geldiğince, meşrebi yettiğince ama dilerim daha bir cesaretle, tutunsun muhalefetine.

Muhalefet diri tutar, biat paslandırır.

Herkes dilerim bir gün birileri için kahraman olma şansı yakalayabilir.

Sağ salim, kazasız, neşeli bayramlar dilerim.

Gerçek bir bayram coşkusu yaşayana kadar bu tatiller ancak reklamlar...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa