24 Temmuz 2019 03:50

İnsan gübreleme

Paylaş

Kültepe kazılarında bulunan çivi yazısı belgeler üç yüzü aşkın kelimenin Akatca’dan bize miras olarak kaldığını gösteriyor.

Anadolu’da 5 bin yıldır kullanılagelen kelimeler arasında ise ‘gebermek’, ‘naaş’, ‘kabir’ gibi ölmeye dair olanlar öne çıkıyor.

Ölmek mi, gebermek mi? Barış Mitingi Katliamı, Suruç Katliamı ardından yapılan anmalara saldırılar yürek burkucu! Mevcut sistem bu saldırılarla topluma acılarımıza, yaslarımıza dair ipuçları sunuyor. Kabul edecek miyiz?

Zamansız ölüm bu coğrafyanın kadim yazgısı! Bizde, en geniş kitlelerin dinlediği klasik müzik on yıllardır ne hüzünlüdür ki ‘Cenaze Marşı’ kılındı. Misal 1999 Chopin yılında dahi dünya onu konserlerle anarken, bizde onun en çok çalınan eseri yine ‘Cenaze Marşı’ olmuştu. Hasılı, çatışmalı yıllar on binlerce genci aramızdan aldı, almaya da devam ediyor.

Ölüme, sonrasındaki ritüellere dair dünya genelinde değişimler var. Misal, ötanazi bitmez bir başlık. Yine, ahşap tabut ile toprağa gömme geleneği resmi mevzuatlarda dönüşüyor kimi ülkelerde. Misal Brüksel ve Washington’da yasal olarak cesetler özel bir işlemle humuslu toprağa dönüştürülebilecek artık. Bu ‘insan gübreleme” uygulamasında naaşın bakteriler sayesinde bir yılda organik gübre haline getirilmesi öngörülüyor. Ya da “Özel bir sıvı ile ceset tamamen eritilip” gömülmeye mahal bırakılmayabilecek. Yakılan cenazenin külleri de bir başka bilindik yöntem. Burada asıl soru şu: ‘İnsan gübresi’ tanımı sözlüklere ne zaman girer? Malum, şimdilik “insan gübreleme” olarak tanımlıyor ilgili ülke mevzuatları. Sahi, bir yakınımızın gübre olarak bize verilecek bedenini geri almaya hazır mıyız? İtirazsız mı karşılayacağız?

‘İnsan gübreleme’ için yasalaşma sürecinde lobi faaliyeti yürütenlerin başında hiç de şaşırtıcı olmayan bir biçimde bu alana yatırım yapan bir şirket geliyor Amerika’da. Şirket sahibinin söylemi ise çok tanıdık:

“İnsan bedeninin ‘yeniden kullanımı’ doğal, güvenli ve sürdürülebilir bir seçenek. Ayrıca karbon emisyonu ve arazi kullanımında büyük tasarruf sağlayabilir”. Görüldüğü üzere kapitalizm artık insan gübresi pazarı oluşturacak kadar çürümüş durumda. Nükleer atıklarına, teknoloji çöplüklerine, zenginler için devasa golf sahalarına yer var ama insanın ölüsüne yok!

Böyle bir ahvalde kimi insanlar da bedenini organ nakli ve ardından kadavra için bilimin hizmetine bağışlıyor. Onlar kabirsiz ölümü tercih edenler.

Hatta içlerinde bedenlerini kadavra sergisi için bağışlayanlar da var. Bu bağışçıların kadavrasında “Vücuttan çıkarılan sıvı ve yağların yerine likit plastik konularak” ülkeden ülkeye dolaşan ‘kadavra sergisini’ 1995 yılından bu yana 35 milyonu aşkın insan ziyaret etti. ‘Yaşam Döngüsü (Body Worlds)’ adlı sergi bizde de zamanında ilgi görmüştü. Bu sergi özünde ziyaretçilerin, kendi vücutlarıyla yüzleşmelerini sağlıyor.

Yüzleşme: Ve bir başka ölüm ya da koca bir ülkenin tabuta dönüştürülmesi: ‘Medeni ölüm’.

“Kişinin tüm medeni haklarının elinden alınması; diğer deyişle, kişinin fiilen ölmediği halde medeni hakları bakımından ölü duruma getirilmek istenmesi” olarak tanımlanıyor medeni ölüm hukukta. KHK’ler ile Barış Akademisyenleri dahil yüz binler ‘medeni ölü’ kılınmak istedi yanı başımızda. Panzehri ise daha fazla dayanışma!

Yaşasın hayat, yaşasın insanlık, yaşasın özgürlük...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa