18 Temmuz 2019 04:15

Hüseyin Aykol'un özgürlüğü

Paylaş

Özgür Gündem Gazetesi’nin yazarları ve yöneticilerinin yargılandığı davalar söz konusu olduğunda, genellikle dilimize yerleştiği gibi, “Özgür Gündem Geleneği”nden söz ederiz. “Özgür basın” diyenlerimiz de vardır.

Bence o gelenek, -ifade ve basın özgürlüğü açısından-  devletçe “benimsenmeyen düşünce (Çetin Özek)” temsilciliğidir.

Biliniyor mutlaka: Basın mensuplarının ve basın yayın organlarının, devlet gibi, devleti yönetenler gibi düşünme, kendilerini devlete beğendirme gibi bir sorumluluğu, ödev/görev ya da mecburiyetleri yoktur.

İşte o, devletin “benimsenen/ benimsenmeyen düşünce” ayrımı yaparak cezalandırmaya çalıştığı/cezalandırdığı gelenekten bir gazeteci/yazar daha, geçen hafta hapse girdi: Hüseyin Aykol!

Hakkında 63 dava var ve koşullar/durumlar değişmezse ömrünü cezaevinde tamamlayacak. Ama koşullar ve durumların değişeceği de kesin.

Neden böyle düşünüyorum?

Kısa dönem için söylersek, -devletin pratiğine bakmak lazım- hep böyle olmuştur. Türkiye yasalarında “kötü üne kavuşan” yasalar/maddeler olduğunda ya infaz yasası değişiklikleri, ya af yasaları ya da kötü üne kavuşan maddelerde- özü ve uygulamasında bir değişikliğe gidilmeden- değişiklikler yapılarak devam eder, düşünce ve basın üzerindeki baskılar.

Devlet kısa dönemlerde bir rahatlama sağlar, öncelikle kendisine.

İçerdekiler dışarıya çıkarılır. Bir süre sonra tekrar içerisi dolar ve bu böyle sürer gider.

Biliyorum, Roma Hukuku ilkesidir, “geçmişte yaşanmaz (praeteritum non viviturte)” ama siyasi iktidar/lar, özgürlüğe dair, siyasi irade taşımıyor ve bunu da zaten seslendirmiyorlar. Düşünceyi cezalandırmaktan vazgeçmiyorlar.

‘Hep böyle olmuştur’ dedik. Geçmiş ile ilgili sayısız örnek vermek mümkün, bu defa da devletin izleyebileceği yol konusunda. 765 sayılı eski Türk Ceza Kanunu’ndaki (TCK) 141/142, 163, 311/312, 155. maddelerini hatırlatmak isterim. Bunlar komünizm propagandası, milli duyguları zayıflatma, şeriat, halkı kin ve düşmanlığa tahrik, halkı askerlikten soğutma suçlarıyla ilgilidir.

1991 yılından itibaren bazı TCK maddeleri (141,142 ve 163. maddeler) kaldırıldı, bazıları AB sürecinde (1999 sonrası) kısmi değişikliklere uğradı (312. madde) ya da en son 2004 yılında 765 sayılı TCK tamamen yürürlükten kaldırıldı.

1991 sonrası 3713 sayılı Terörle Mücadele Kanunu maddelerini - 6,7,8.maddeleri-  ve özelikle DGM soruşturma ve yargılamalarını/ uygulamalarını ve 6,7 ve 8.maddelerin kötü üne kavuşması nedeniyle defalarca değişikliğe tabi tutulduklarını hatırlatmak isterim.

Özgür Gündem geleneğinden rahmetli değerli gazeteci Işık Yurtçu’nun, sorumlu müdür olarak hapse girdiği günler (1995) hatırlıyorum.

Hüseyin Aykol ve Işık Yurtçu aynı kumaştan, aynı ekolden gazetecilerdir. Yurtçu’dan neredeyse bir çeyrek yüzyıl sonra Aykol hapistedir.

Gazetenin sorumlu müdürleri, genel yayın yönetmenleri, yurttaş olarak bizim, bilgiye, habere erişim hakkımız için bedel ödemeyi göze alan insanlardır.

Hüseyin Aykol şimdi Sincan Cezaevi’nden dışarıya bakmaktadır. Ne düşündüğünü merak eder dururum.

İçeriden dışarısı nasıl görünür acaba, Hüseyin Aykol’un, derviş sabırlı aklından ve gözünden…

Sırada bizim Eren Keskin’imiz var. Dayanışmacı Genel Yayın Yönetmeni olarak, omuzlarında yüzlerce davayla ve verilmiş ve verilecek hapis cezalarıyla, başı dik olarak, hapishaneye doğru yürüyor.

Gazeteci, yazar, siyasetçi ve hak savunucularıyla birlikte, binlerce, sırf düşünceleri nedeniyle hapsedilmiş insan var, Türkiye hapishanelerinde.

Dışarıdaki hapishane ise içeriye alınmayı bekleyenlerle dolu. Özellikle sosyal medya paylaşımları nedeniyle on binlerce insan hakkında soruşturmalar, davalar var…

Bu ülkede, bu koşullarda nasıl yaşıyoruz, bilemiyorum.

Her halde mücadele eden insanların mücadelelerinin vaat ettikleriyle olmalı…

Hüseyin Aykol’un özgürlüğünü kendi özgürlüğü olarak görmeyle ilgili olmalı…

“Umut ilkesiyle (Ernst Bloch)” ilgili olmalı…

Bilemiyorum…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa