11 Temmuz 2019 03:30

Ekonomide hayaller ve gerçekler

Paylaş

Türkiye’de 1963 yılından bugüne ekonomik, toplumsal ve kültürel alanlarda, orta ve uzun vadede belirlenen hedeflerin yer aldığı temel politika metinleri olarak kalkınma planları hazırlandı. ‘Yürütmenin hızlı ve etkili’ hale geldiği iddia edilen ve 24 Haziran 2018 seçimleri sonrasında resmileşen yeni sistemin ilk beş yıllık hedeflerinin yer aldığı on birinci kalkınma planı, altı aylık gecikmeyle Meclise sunuldu.

AKP’nin Cumhuriyet’in 100. yılı için belirlediği ekonomik ve sosyal hedefler 2010 referandumu sonrasında bizzat Erdoğan tarafından iddialı sözlerle açıklanmıştı. Ülke ekonomisi, eğitim, sağlık ve toplumsal alanlara yönelik olarak açıklanan ve yakın zamana kadar savunulan ilk 2023 hedeflerine göre; Türkiye’nin 2023 yılında 2 trilyon dolarlık milli gelir düzeyiyle dünyanın en büyük 10 ekonomisi arasında girmesi hedefleniyordu. 2023’te kişi başına düşen gelirin 25 bin dolara, ihracatın 500 milyar dolara çıkması, işsizlik ve enflasyon oranlarının yüzde 5 seviyesine indirilmesi hedefleri belirlenmişti.

AKP’nin yakın zamana kadar ‘Hedef 2023’ söylemi eşliğinde pazarladığı ‘2023 hayalleri’nin ne kadar abartılı olduğunu ülke ekonomisinin büyük ölçüde dışa bağımlı yapısını ve gerçek durumunu bilenler sürekli ifade ediyordu. Ancak özellikle seçim dönemlerinde iktidarın yoğun yazılı ve görsel propaganda aygıtları eşliğinde gündeme getirdiği 2023 hedeflerinin etkili bir şekilde pazarlanması sonucunda geniş bir toplumsal destek sağlandı.

Kalkınma Planı raporunun ‘Plan Öncesi Dönemde Türkiye’de Ekonomik ve Sosyal Gelişmeler’ başlığı altında 2018’in ikinci yarısında başlayan ve giderek ağırlaşan ekonomik krizden tek kelime bile bahsedilmezken, iktidarın ekonomide yaşanan krizi ‘yok sayma’ ya da ‘görmezden gelme’ politikasını ısrarla sürdürdüğünü anlaşılıyor. Ancak yine de, ekonomik krizin bütün izlerini yeni hedeflerde açıkça gözlemlemek mümkün.

2019-2023 yıllarını kapsayan kalkınma planında yer alan ekonomik hedeflere göre, bugüne kadar iktidarın siyasal propagandası içinde önemli bir yeri olan 2023 hedeflerinde yarı yarıya ‘indirime gidildiği’ anlaşılıyor. 2023 yılında milli gelirin (GSYH) 1 trilyon 80 milyar dolara, kişi başına gelirin 12 bin 484 dolara yükseltilmesi, ihracatın 227 milyar dolara çıkarılması, önümüzdeki yıllarda artması kaçınılmaz olan işsizliğin yüzde 9.9'a düşürülmesi ve enflasyonun tek haneli rakamlara indirilmesi hedefleniyor.

On birinci kalkınma planına göre, Türkiye’nin 2013 yılında ulaştığı en yüksek milli gelir seviyesi olan 12 bin 480 dolarlık seviyeye, ekonomide her şey yolunda giderse ancak dört yıl sonra ulaşabilecek. ‘2023'te dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’ söylemi bir tarafa bırakılarak, 2023'te Türkiye’nin dünyanın 16. büyük ekonomisi olması hedefleniyor. Oysa IMF, daha birkaç gün önce Türkiye’nin 2019 sonunda ekonomik büyüklük açısından 20. sıraya gerileyebileceğini açıkladı.

Türkiye ekonomisinin bir süredir içinde bulunduğu somut durum ile ‘dilek ve temenni’ olmaktan öteye gidemeyen 2023 hedeflerinin ne kadar gerçekçi olduğu ortada. Kalkına planı ekonomik hedeflerinin gerçekleşmesi için ekonominin dışa bağımlılığını azaltıp, üretim ve istihdama dayalı yeni bir ekonomik modelin benimsenmesi gerekiyor ki, mevcut koşullarda böyle bir ihtimal söz konusu bile değil.

Dışa bağımlılığı artarak devam eden ve giderek daha kırılgan ve riskli hale gelen Türkiye ekonomisinin içine girdiği ekonomik krizden kısa süre içinde çıkabilmesi, ekonominin yapısal sorunlarının aşılması, özellikle yüksek işsizlik ve enflasyon konusuna kalıcı çözümler üretilebilmesi için hiçbir somut işaret görünmüyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa