03 Temmuz 2019 03:10

Fırınlar neden kapatılmalı

Paylaş

Cümle ekmek fırınları, unu öğütmek dışında ek işleme tabi tutan tüm un fabrikaları kapatılsa ne olur? Yer yerinden oynar anladık ama ömrümüz bir önceki nesle göre uzar mı yoksa kısalır mı, sağlığımıza yeniden kavuşur muyuz yoksa açlıktan kırılır mıyız, asıl mesele bu.

Daha beyaz, daha pofuduk ekmek yeme konforunun sermayenin kâr hırsı ve hükümetlerin popülist uygulamaları ile buluşmasının muhteşem sonucu: T.C. Avrupa’da en obez, en fazla şeker hastalığı olan ve doğal olarak ömrü kısalacak bir nüfusa evrildi son yıllarda.

Daha az şeker hastası, daha az kalp hastası, daha az kanser olduğumuz geçmiş güzel yıllarda, gündelik hayatımızda ‘ekmek= un+su+maya+tuz’ idi. O yıllarda her 100 kişiden sadece 4 şeker hastası, 10 şişman çıkıyordu içimizden. Ya şimdi? Her 100 kişiden 17, bir başka anlatımla içimizden her 6 kişiden biri şeker hastası kılındık. Peki, şimdi ekmek denince ne yediriyorlar bize? “Ekmek= 10’u aşkın katkı maddesi +un+maya+tuz+su’. Boşuna değil ‘Şehir Hastaneleri’ patronlarına yüzde 70 doluluk garantisi vermesi AKP hükümetinin. “Önce ekmekler bozuldu”: Onlar kâr eyledi, biz hasta olduk. Şimdi de hastalıklarımızdan kâr eylemeye hevesleniyorlar.

1950’lerden bugüne ekmek gramajlarına göz attığımızda gramajın sürekli düşürülüp gizli zammın hedeflendiği aşikar. 1950’de 950 gram olan ekmek, 1960-1970 arası 600-700 gr, 1980-1990 arası 480 gr, 1990-1997 arası 300 gr, 1997 sonrası 200 gram kılındı. Yaşı yetenlere sormakta yarar var: Yıllar içinde gramajı azaldı azalmasına ama boyutlar aynı oranda azalmadı, peki neden?

Hamurun asidini arttırmak için ayrı, bayatlamayı geciktirmek için ayrı, su kaldırma oranını yükseltmek için ayrı katlı maddesi kullanıyor sektör. Yetmedi hacim artırıcı, unu beyazlatıcı vs için de ek katkı yükleniyor ekmeğe.

Siz hiç seksenli yıllarda “artık şekersiz çay içiyorum, ekmeği sofradan kaldırdım” cümlelerini duyar mıydınız? Ya şimdi? GDO’lu şeker, mısır şurubundan elde glikoz, adı değişmeyen ama yaşama plastik kılınan ekmek bizleri hem hasta kıldı, hem de damak tadımızı, afiyetimizi bozdu.

Sorsak ki, E300, emülgatör olarak E471 ve E477, E282, sodyum diasetat, E280 propyonik asit, E202 potasyum, E200 sorbik asit, E 202 potasyum sorbat, E283, E170 potasyum karbonat, E332 potasyum sitrat, E928 benzol perolsit, E920 sistain, E924 potasyum bromat ile birlikte sakkaroz, maltoz, fruktoz bir arada yermisiniz diye? Yanıtınız hayır mı? Yanıldınız: Ekmek diye satılan üründen bahsediyoruz aslında.

Düşmanımız kapitalizm, sağ iktidarların himayesinde ülkemizde son elli yıldır daha da palazlandı. Gelinen noktada denebilir ki, enflasyon oranlarını düşük kılmak ve halkın pahalılık algısını kırmak adına ekmeğe katılan katkı maddelerini kışkırtmak, göz yummak katıksız bir halk düşmanlığıdır.

Bizi daha fazla hasta kılan özünde ekmek olmayıp, ekmek adının gasbedilip kâr hırsı ile bize sunulan o acayip imalata dönüştürülmesi.

Evet, sağlıklı toplum adına cümle ekmek fırınları, unu öğütmek dışında ek işleme tabi tutan tüm un fabrikalarının kapatılmasını tartışma zamanı geldi.

Şimdi, evde un gibi undan biraz da maya, su ve tuz ile ekmek yapma zamanı.

Sağlığımız için, sağlıklı toplum için...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa