01 Temmuz 2019 03:17

İşkencesiz bir dünya son derece mümkündür!

Paylaş

Avusturyalı yazar Thomas Bernhard ile tanışmamı sevgili dostum Ahmet Tulgar’a borçluyum. Onca yıl keşfetmediğime göre, o olmasaydı keşfedemeyecektim belli ki. Zaman zaman anlatılarında savrulduğu karamsarlık zorlasa da, öğrenerek okuduğum yazarlardan oldu hep. Son zamanlarda "Yürümek/Gehen" isimli kısa anlatısını düşünüyorum. Yürürken... "Yanımdan geçen insanlar nasıl düşündüğümü anlıyor mudur yürürken" diye merak ederek... Oldum olası yürümeyi severim, acelem olmadığında yürüyebileceğim mesafeler için araca binmemeyi yeğlerim. Belki de yeğlerdim demeliyim. Son yıllarda uzun yürüyüşlerimi eskisi kadar sık yapamaz oldum. Hep yetişilecek bir yerler oluyor. Yürüyüş deyince kırlara doğru yayıldığımı sanmayın. Hâlâ yürüyebiliyorsam şehrin içinden geçtiğim içindir. Çapa’dan çıkıp Eminönü’ye ya da Karaköy’e inmek, oradan vapurla karşıya geçmek en sevdiğim yollarımdandır. Hele Beyazıt’ta Sahaflar Çarşısı’nı da dolaşıp Kapalıçarşı’dan Mercan’a inişe bayılırım. Renkler, kokular ve insanlar türlü imgelerle üşüşür kafamın içine. Bazen düşünce akışım hızlandıkça, yürüyüşümün de hızlandığını, şehrin sunduklarını fark etmeden geçiverdiğimi sezerim. Bernhard’a katılmadığım bir nokta işte tam da budur. O yürüyüşler kendime dönüp baktığım, zihnimde de yürüdüğüm anlardır hep.

Geçen hafta 26 Haziran İşkence Görenlerle Dayanışma Günü etkinliklerine katılamadım. Kızımınki başta peş peşe tez savunmaları vardı günler boyu. Kızımın kamusal alanda sanat pratikleri ve aktivizm tartıştığı tezi de, sevgili asistanımızla hipotezini birlikte kurup kızıl ötesi ışınlarla sıcaklık farkları üzerinden görünmeyen yaralanmaları görünür kılma araştırmasına dair tezi de aynı heyecanla okudum, çok şey öğrendim. Etkinliklere katılamadım ama arkadaşlarımızın Türkiye’de dört bir yanda yaptıkları açıklamaları okuyup izlerken İzmir’de sevgili hocam Veli Lök’ü görünce sıcaklık yaralanma ilişkisini araştırdığımız çalışmayı canım hocamla paylaşmadığımı anımsadım. Açıklamalarda paylaşılan verilerle başa çıkabilmemizin yollarından biri de; Hannah Arendt’in “Zihnin Yaşamı” seminer dizisinin ilk bölümünde dile getirdiği kötülüğün sıradanlığını mümkün kılan düşüncesizliğe karşı düşünme edimini yaygınlaştırmak olmalı. Düşünerek üretmek, düşünerek eylemek... Araştırmalar da bunun bir parçası, öyle değil mi?

İnsan Hakları Derneği ve Türkiye İnsan Hakları Vakfı ortak açıklamasında yer alan; "Bir arada yaşadığımız yurttaşlardan bir kısmına bizzat "bizim adımıza" acı çektirilmesine izin veremeyiz. İnsanlık onurunu korumak, insan olmayı sürdürebilmek için herkesin ödevidir. Bu nedenle işkencenin önlenmesi ve işkencenin yol açtığı acıların görülmesi hepimizin ortak sorumluluğudur. Bu kapsamda insan hakları kurumları işkenceye maruz kalan tüm insanlardan toplum adına aynı zamanda en azından bir özür dileme ortamlarıdır", ifadesi bu bağlamda düşünüldüğünde işkencenin görünür kılınması için sarf edilen her çaba da bir özür dileme olarak değerlendirilmelidir.

Beyaz Toros’lardan siyah Transporter’lara geçiş yapan kaybetmeler, ulaşılabilenlerin paylaştıkları kan donduran işkence aktarımları, Urfa’dan, Ankara’dan, Türkiye’nin her yerinden yükselen işkence iddialarına karşı, tüm birikimimize ve varlık sebebimize dayalı olarak işkencenin tespit ve belgelenmesi, işkenceye maruz kalanların tedavi ve rehabilitasyonları dahil onarım ve hukuki süreçlerinde görev ve sorumluluklarımızı etkin bir şekilde ve kararlılıkla sürdüreceğimizi; işkenceye maruz kalan tüm insanların onurlarıyla yaşayabilmeleri için bütün olanaklarımız ve insanın haklarıyla insan olduğu inancımızla yanlarında olmaya devam edeceğimizi bir kez daha söyleyelim o halde.

Düşünüyorum ki, işkencesiz bir dünya son derece mümkündür!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa