29 Haziran 2019 04:51

İmamoğlu’nun ‘teşekkür protokolü’ ne anlama geliyor?

Paylaş

Ekrem İmamoğlu önceki gün mazbatasını aldı; sonra da Saraçhane’de tarihi kalabalıklardan birine hitap etti.

31 Mart ve 23 Haziran seçimleri boyunca kullandığı “pozitif”, kucaklayıcı dili, 16 milyon İstanbulluya hizmetin kutsallığını, Kürt, Türk, Arap; Müslüman, Hristiyan, Yahudi; Sünni, Alevi her vatandaşı toplumun eşit bireyleri olarak gördüğünü, nihayet eşitlik ve adalet için çalışacağını sıkça tekrarladı.

Konuşması boyunca İmamoğlu coşkulu kalabalığın heyecan ve öz güvenini artıran bir üslup kullandı.

Ayırımcılığın cemaat, tarikat, yandaşlığa kadar getirildiği, geniş yığınlar içinde karamsarlığın hakim hale geldiği bir dönemin sorumlu figürlerinin halk tarafından cezalandırıldığı bir seçimin arkasından bu üslup ve vurgular elbette ki önemliydi.

İmamoğlu bir saatlik konuşması içinde; sadece kendisine oy verenlere değil oy vermeyenlere de, hatta rakiplerine de tekrar tekrar teşekkür etti.

HERKESE TEŞEKKÜR ETTİ AMA...

Genele bakıldığında İmamoğlu’nun “irticalen” yapılan bir konuşma gibi görünen konuşmasının “teşekkür bölümü”nü aslında çok titiz biçimde düzenlediği görülüyor.

Çünkü İmamoğlu CHP, İYİ Parti yöneticilerine ad vererek, Saadet Partisi yöneticilerine ve rakibi olan adaya ad vererek teşekkür etti. Vatan Partisine, AKP adayına ve MHP’li hemşehrilerine de gerekçeleriyle birlikte uzunca teşekkürler etmeyi ihmal etmedi. Ama İmamoğlu, HDP’nin adını, sadece “HDP’li hemşehrilerime teşekkür ederim” diyerek geçiştirdi.

Okurlarımız, bu satırların yazarının protokol konuşmalarını, bu konuşmada kimin için ne dendiği üstüne yapılan yorumları pek önemsemediğini bilirler. Ama içinden geçtiğimiz sürecin özelliklerine bakıldığında; Erdoğan-Bahçeli ittifakının (Devletin derin güçlerinin de içine girdiği) seçim sonucunu değiştirme amaçlı girişimleri karşısında HDP ve Selahattin Demirtaş’ın cesur ve dirayetli tutumunun öneminin görmezden gelinmesi elbette ki sadece bir “protokol hatası” olarak görülemez. Görülmemesi de gerekir.

Çünkü gerek 31 Mart, gerekse 23 Haziran seçiminde HDP, seçime giren diğer partilerin gösteremeyeceği bir cesaret gösterdi. Destek vereceği partilerden bir beklentiye girmeden büyükşehirlerde aday çıkarmayarak, Millet İttifakının adaylarına destek verme kararı aldı. HDP’nin kararı, bu kentlerde AKP ve MHP’ye seçimi kaybettirdi. Ki, burada HDP’nin rolünün İYİ Partiden de fazla olduğunu her vicdan sahibi vatandaş bilmektedir.

23 Haziran’da, (Hükümet girişimleri ve yaratılan provokasyon ortamı da düşünüldüğünde) eğer HDP ve Kürt halkının ne söylediğine önem verdiği bilinen Demirtaş’ın kararlılığı olmasaydı, kuşkusuz İstanbul seçiminin sonucu bugünkü gibi olmayabilirdi! Rüştünü son iki seçimde kanıtlayan İmamoğlu’nun da bunu herkesten iyi bildiğinden kuşku duymak için hiçbir neden yok.

İMAMOĞLU HDP’LİLERİN KENDİLERİNE OY VERMESİNİ YETERLİ Mİ GÖRÜYOR?

Ancak burada HDP ve Demirtaş’ın bu “teşekkürü” ne kadar umursadıklarını henüz bilmiyoruz. Ama, sorun HDP’nin bu teşekkürü şöyle ya da böyle görmesinden öte, CHP ve İmamoğlu’nun HDP ve Kürt halkının bu desteğini nasıl gördüğü, bu kapsamda Kürt sorununun çözümünde nasıl bir mevzide olduğudur. Saraçhane’deki “teşekkür protokolü”, bu açıdan İmamoğlu ve CHP’nin, son iki seçimdeki gelişmeleri anlamayan bir noktada durmakta ısrar ettiklerini göstermektedir.

Bu tutum elbette ki İmamoğlu’nun Kürt sorunu karşısında; AKP-MHP iktidarının, sorunu istismar etme amaçlı girişimlerine meydanı boş bırakmaya devam edeceğini göstermesi bakımından da önemlidir. Ki, 7 Haziran seçiminden beri CHP ve HDP’ye oy veren kesimler, imkan buldukları her durumda dayanışma içine girerek, CHP’nin ataletini aşmayı başarmışlardır.

Burada yanlış olan diğer bir şey de CHP (ve İmamoğlu’nun) Kürtlerin Cumhur İttifakı karşısında kendilerine oy vermeye mecbur olduğunu ve bunu da kendilerine yeteceğini düşünmelerdir. İmamoğlu da bu tutumu, Saraçhane konuşmasının “teşekkür” bölümünde, cerrah neşteriyle kesip biçerek ortaya koymuştur.

TALEPLER ETRAFINDA MÜCADELEYİ YÜKSELTME ZAMANI

CHP ve İmamoğlu belki HDP’ye karşı, “Artık dört-beş yıl seçim yok. O zaman HDP ile de mesafeyi koruyarak milliyetçi odaklarla sorunsuz biçimde ilişkilerimizi sürdürürüz” diyebilirler. Ancak önümüzdeki dönem böyle bir dönem değildir. Çünkü AKP kendisinden olmayan belediyeleri kuşatarak belediyeleri ve başkanlarını onlara destek veren halkla karşı karşıya getirmek için elinden gelen her şeyi yapacağını açıkça ilan etmiştir. Bu da mücadelenin seçimle bitmediği, daha zorlu ve uzun bir mücadele döneminin başında olunduğu anlamına gelmektedir. Yani hem İmamoğlu hem de CHP, HDP tabanı ve ilerici demokrat güçlerle hareket etme sorumluluğu ile karşı karşıyadır. Başka türlü bir “İstanbul İttifakı” ya da “Demokrasi İttifakı” da söz konusu olamaz. Ve öyle görünmektedir ki, yerellerde halkın örgütlenmesi ve halkçı bir belediyeciliğin olmazsa olmaz talepleri etrafında bir mücadelenin getirdiği örgütlenmelerin yaratılmasında HDP’nin desteği göz ardı edilebilir değildir.

Bu ve burada söz edilen (ve edilmeyen) demokrasi mücadelesinin ihtiyaçları; bugün CHP ve İmamoğlu’ndan, Kürt sorununun çözümünü AKP’nin tekelinden çıkaracak ve sorunun çözümünü halkların kardeşleşmesi ve Türkiye’nin demokratikleştirilmesi ekseninde çözecek bir platforma gelerek, HDP ile ilişkilerini böylesi bir çizgiden yenileyebilen bir tutuma gelmesini beklemektedir.

Bu yüzden İmamoğlu’nun konuşmasındaki “teşekkür protokolü” CHP’nin ve İmamoğlu’nun bu iki seçimden ileriye yönelik sonuçlar çıkaramadığını, eskide kalan ve kendilerine ayak bağı olan çizgide ısrar ettiklerini göstermektedir.

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa