27 Haziran 2019 04:38

Seçim ve sonrası

Paylaş

İktidar cephesi, yıllardır yağma ve rant odaklı yerel yönetim anlayışının sembolü ve merkezi olan İstanbul’da oynadığı seçim kumarını bu kez açık farkla kaybetti. Sandıktan istedikleri sonucu çıkarmak için ekonomik, sosyal, siyasal ve hukuksal olarak devletin bütün olanaklarını seferber etmelerine rağmen sandıkta ağır bir yenilgi aldılar.

‘Tek adam rejimi’nin resmen başladığı 24 Haziran genel seçimlerinden bir yıl sonra yapılan İstanbul seçiminde ortaya çıkan tablo, belediye başkanlığı seçiminin çok daha ötesinde sonuçların ve tartışmaların gündeme gelmesinin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.

2018’in ikinci yarısından itibaren etkisini hissettiren ekonomik krizin en yoğun hissedildiği dönemde yapılan 31 Mart yerel seçimleri sürecinde yaşanan gelişmeler, belediyeler üzerinden kurulan rant, yağma ve yolsuzluk politikalarının çok daha net bir şekilde ortaya çıkmasını ve tartışılmasını sağlamıştı.

Ülke nüfusunun önemli bir bölümü ekonomide yaşanan olumsuzlukların, özellikle işsizlik ve hayat pahalılığının en çok hissedildiği büyük şehirlerde iktidara güçlü bir ihtar vermişti. 31 Mart’tan 23 Haziran’a kadar geçen sürede seçim yenileme hukuksuzluğunun yanı sıra, ekonomik krizin yarattığı tepkinin milyonlarca emekçinin yaşadığı İstanbul’da sandığa güçlü bir şekilde yansıdığı anlaşılıyor.

Geçmişte iktidar partisini şu ya da bu nedenle destekleyen çok sayıda emekçi, ülkenin içinde bulunduğu ağır ekonomik kriz koşullarına rağmen, haksız ve hukuksuz bir şekilde yeniden seçim kararı alınmasına benzer tepkiler gösterdi. 23 Haziran seçimi öncesinde Evrensel sayfalarında yer alan işçi görüşlerine de yansıdığı gibi, İstanbul seçiminin yenilenmesi süreci sadece belediye başkanlığı seçiminde yaşanan hukuksuzluğun son bulması açısından değil, seçim sonrasında yaşanması beklenen hak gasplarına ve ‘kemer sıkma’ politikalarına gösterilen tepkiler açısından da önem taşıyordu.

Ülke ekonomisini, dolayısıyla geniş halk kesimlerini yakından ilgilendiren tüm sorunların anlamsız bir şekilde seçim sonrasına ertelenmesi, ekonomide yaşanan sorunların ve krizin faturasının belirgin bir şekilde büyümesine neden oldu. İktidarın krizden çıkış için temel tüketim ürünlerine yönelik yüksek oranlı zamlar ve vergi artışları dışında hiçbir stratejisinin olmaması, İstanbul seçimi nedeniyle ertelenen ‘kemer sıkma’ politikalarının sertlik derecesinin daha yüksek olması ihtimalini güçlendirdi. 

Ekonomide yaşanan olumsuz gelişmelerden en çok etkilenen ve geçmişte iktidara gözü kapalı destek verenlerin de içinde bulunduğu geniş bir kesimin maddi koşullarında yaşanan bozulmayla birlikte siyasi tercihlerde yaşanan kırılmanın, krizin derinleşmesiyle birlikte artarak devam edeceği anlaşılıyor. Söz konusu kırılmanın hangi boyutlarda olacağını, başta enflasyon, büyüme ve işsizlik rakamları olmak üzere, ekonominin en temel göstergelerinde yaşanan olumsuz değişimin seyri belirleyecek.

Yıllardır işçilerin kazanılmış haklarına göz diken, son olarak milyonlarca işçinin kıdem tazminatını açıkça hedefe koyan, zorunlu bireysel emeklilik uygulamasıyla milyonların emeklilik hakkını gasbetmeye çalışan iktidarın İstanbul’da aldığı ağır yenilgisinin ülke yönetimine ve iktidarın emek düşmanı politikalarına nasıl ve ne düzeyde yansıyacağını tahmin etmek zor değil.

İktidar ve ‘tek adam rejimi’ açısından ağır bir yenilgi anlamına gelen 23 Haziran seçim sonucunun her kriz döneminde cebine al uzatılan milyonlarca emekçinin haklarına, zamlar ve vergi artışlarından oluşması beklenen ‘kemer sıkma’ politikalarına öncü tepki olarak görmek mümkün. Ancak sandıkta gösterilen tepkinin iktidarın kriz bahanesiyle yapacağı saldırıları engellemek için tek başına yeterli olmayacağı ortada. Bu noktada hiç rehavete kapılmadan, iktidarın emek düşmanı saldırılarına karşı güçlü ve yaygın bir mücadelenin örgütlenmesi gerekiyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa