26 Haziran 2019 04:22

Şimdi günlerden İstanbul

Paylaş

Bir kez daha gördük ki, bizi ilerletecek olan yegane yol, toplumsal adaletin kapsayıcılığında ırkçılığa, fundamentalizme ve bizi bölen her ne varsa ona karşı bir araya gelebilme kapasitemizdir. “Küçük farkındalıklarımızın kibrinden” azade olabildikçe başarabiliyoruz: Misal yine, yeniden İstanbul...

Bazen bir kitabevine düşer yolumuz, bakar bakar çıkarız: Ruhumuzdaki kitaba rastlamamışızdır henüz. Sanki bir yeni kitap bekliyor kitapçı rafları: ‘Tanzimat’tan Gezi’ye İstanbul’. Geçen pazarın İstanbul seçimlerini Gezi pratiğinden bağımsız düşünemeyiz. Ve bugün de devam eden Gezi davasını ise Tanzimat’tan ayrı. Sanki bir yeni kitap bekliyor kitapçı raflarını...

Savaş, savaş dediler, son 3 yılda çocuklara ‘Savaş’ adı konduğunu hiç duydunuz mu?

Nüfus ve Vatandaşlık İşleri Genel Müdürlüğü ve TÜİK verilerine göre kışkırtılan savaş diline karşın çocuklara ‘Savaş’ adı verilmiyor nicedir. Ama 1990 sonrası en sık konulan çocuk adları yıllık istatistiklerinden ‘Barış’ adı hiç eksilmedi. Tamam, çocuk adları muhafazakar iklimden etkilendi AKP yıllarında ama savaş ve kutuplaştırıcı dilden asla!

İstanbul, tüm baskı ve tehditlere rağmen başarabilmenin öyküsüdür. Bu öykü, öncesindeki direnç hatları ile beslendi kuşkusuz. Bu bağlamda çokça direnç hattından bahsedilebilirse de, barış istemenin en riskli talep olduğu bir dönem ve coğrafyada bizlere ülkemiz adına onur bahşeden tüm barış imzacısı akademisyenlere ve yine “Savaş bir halk sağlığı sorunudur” dedikleri için hapis cezası reva görülen TTB (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konsey Başkan ve üyelerinin direngenliğine sonsuz teşekkürler.

Pazar günü günlerden İstanbul’du...

İstanbul=umut+güven...

Biz hekimler için ise geçen cumartesi günlerden Ankara! TTB (Türk Tabipleri Birliği) 70. Büyük Kongresini gerçekleştirdi. Savaşa karşı barış, sermayenin kâr hırsına karşı halk için sağlık diyen TTB, ülkenin her yanından gelen delege ve üyeleri ile dimdik ayaktaydı.      

Türkiye Değerler Atlası verilerine göre on yıllardır ülkede güven indeksi yüzde 10-12 civarında. İskandinav ülkelerinde ise yüzde 80’lerde. Ama gerek TTB gibi demokratik kitle örgütlerinin varlığı, gerek barış yolunda bedel ödetilmek istenen barış akademisyenleri ve onlara destek olan aydınlar, gerekse İstanbul seçim deneyimi gibi süreçler bu güven indeksini artıracak şüphesiz.

Nicedir ülke “risk toplumu” kılınmak istendi. Toplumsal yaşamın her alanında belirsizlikler arttı, korku iklimi yaygınlaştı, daha fazla bireyselleştik, yalnızlaştık, güven daha da erozyona uğradı...

Derken, günlerden İstanbul geldi....

Soru şu: Devlet yurttaşına tuzak kurar mı ? Sağlık temel bir insan hakkıdır. Barış da öyle. Devletler yurttaşlarının temel insan haklarını korumakla yükümlüdürler. Uluslararası hukuka göre devletlerin barışı da temel bir insan hakkı olarak koruma yükümlülüğü vardır. Türkiye’nin de imzaladığı Santiago Bildirisi “Bu hak ihlal edildiğinde yurttaşlara direnme, sivil itaatsizlik, vicdani ret ve barışı devletten talep etme hakkı” sunuyor. Yani, barış talep etmek anayasal güvence altında. Ancak önemli bir sorunumuz var. Anayasa var mı ya da uygulanıyor mu? Hal böyle olmasaydı 70. yılında bir hekim meslek örgütü ve yüzlerce akademisyen hiç yargılanır mıydı barış başlığında?

Barış akademisyenlerinden Sevgili Cem Terzi Hoca’mız üniversiteden uzaklaştırıldığında şöyle demişti: “İnsan olarak bizi değerli kılan tek şey eşitlik için, özgürlük için, adalet için ve barış için ödemeye gönüllü olduğumuz bedellerdir.

Barış talebi her tür bedeli ödemeye değer, biz bedel ödeyelim yeter ki analar ağlamasın.

Yaşasın analar.

Yaşasın bütün analar.

Yaşasın hakikat!

Yaşasın hayat!”.

Şimdi günlerden İstanbul. Şimdi şairler zamanı. Misal, Şairimiz Şükran Kurdakul gibi “Bir Yürekten Bir Yaşamdan” deme zamanı. Şimdi, Sevgili Cem Terzi Hoca gibi “Yaşasın hakikat! Yaşasın hayat!” deme zamanı...

 Sağlıcakla kalın.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa