26 Haziran 2019 04:50

İstanbul seçiminin gösterdiği (2): İstanbul seçimi, AKP’de 9.2’lik depremin habercisidir!

Paylaş

Dün bu köşede, 23 Haziran seçim sonucunun, önceki seçimlerin oluşturduğu yönetimleri önemli ölçüde “topal ördek” haline getirdiğine dikkat çekmiştik.

Bugün de seçimin ortaya koyduğu tablonun siyaset alanında özellikle de AKP’de yol açması muhtemel gelişmeleri tartışacağız.

Aslında konunun bu boyutu siyasi kulislerde ve medyada önemli ölçüde tartışılıyor. Ama bu tartışma, AKP’nin kendi “Fabrika ayarlarına dönmesi”, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın etrafının kendisini yanılttığı”, “Yandaş medyanın AKP’yi yıprattığı”...gibi, gerçekte ikinci, üçüncü dereceden bile önemi olmayan nedenler üstünden tartışılıyor.

Oysa halk önce 31 Mart’ta, AKP’nin yerel yönetimlerde yönettiği nüfusu yüzde 68’den yüzde 37’ye düşürerek;

  • Rantçı, yerel bütçelerin yandaşlara yağmalatılmasına,
  • Tek adamcılığın belediyelere kadar indirilmesine,
  • Erdoğan’ın halka tepeden bakan tutumuna,
  • Halkın sıkıntılarının umursanmamasına,
  • Bekacılığa, din ve milliyetçilik istismarcılığına, “hayır” demişti.

AKP’NİN SEÇİM TAKTİĞİNİN SORUMLUSU ‘TEK LİDER’ ERDOĞAN’DIR!

Toplam açısından baktığımızda şunu söyleyebiliriz: Eğer yüzde 9.2’lik farkı siyasette 9.2 şiddetinde bir deprem gibi düşünürsek, depremin merkez üssü AKP’dir.

Çünkü bu seçimin kazananı öncelikle İmamoğlu ve İmamoğlu etrafında oluşan güç birliği ise, bu seçimin kaybedeni de AKP ve onun etrafında oluşan Cumhur İttifakıdır!

Bu genel tanımlamaya çok itiraz yapılamaz. Ancak bu durumdan çıkılması ya da bu durumun muhtemel sonuçlarına gelince yorumlar muhtelif olmaktadır.

Burada en yaygın iddia; “Erdoğan, etrafı tarafından yanıltılmıştır. Eğer Erdoğan etrafını temizleyerek yeniden yapılandırırsa, AKP kendisini toparlayabilir” biçimindedir.

Oysa gerçek tam tersidir. Ülkeyi bile “tek adam” olarak yönetmek için her tür yetkiyi kendi üstüne almakta sınır tanımayan Erdoğan’ın seçim taktiğinin başkaları tarafından oluşturulup Erdoğan’ın alanlara sürülüp kullanıldığını söylemek, eğer arkasında başka amaçları yoksa aşırı saflıktır. Çünkü seçimlerde açıkça gördük ki, AKP’nin seçim taktiği, ilçe belediye başkanları adaylarının belirlenmesine kadar her bakımdan “tek sorumlu”nun Erdoğan olması üzerinedir. Ve Erdoğan taktiğini de onun “tek parti, tek adam yönetimi”nin ideolojik ve siyasi ihtiyaçlarını dikkate alarak oluşturmuştur.

Bu gerçek anlaşılmadan ne halkın tepkisinin neye olduğunu ne de Erdoğan ve AKP’nin tükenme sürecinin halka, demokrasi mücadelesine sunduğu olanakları anlamak mümkündür.

9.2’LİK DEPREMİN MERKEZ ÜSSÜ AKP’DİR

Ancak bugüne kadar yaşananlar göstermektedir ki; seçimin faturası üstünden eğer hükümette ve AKP’de bir operasyon olacaksa bunu da Erdoğan yapacaktır. Üstelik bu operasyonun, birtakım günah keçileri ve üçüncü dereceden sorumlularının AKP’nin öfkeli tabanının ayakları altına atılarak gün kurtarılmaya çalışılacağı anlaşılmaktadır. Böylece Erdoğan’ın; “Yanılmaz”, “Hesap sorulamaz”, “Lafının üstüne laf söylenemez”, “Her söylediğinde bir keramet olan kişi”, yani “Tek tartışılmaz lider” imajı korunmak istenecektir.

Ancak bu sınırları belli “fatura çıkarma”nın bırakalım AKP’nin kamuoyunda temize çıkmasını, Erdoğan’ın hatırı için bile AKP içindeki tepkileri yatıştırması beklenemezdir.

Bu yüzden de AKP’de, tahmin edilir bir süre içinde suların durulması söz konusu olmayacaktır.

Kısacası ne “tek parti tek adam yönetimi”ne ne AKP’nin “Fabrika ayarlarına dönmesi” ne  ne de liderleri Erdoğan’a bir fatura çıkarması söz konusudur. Bu yüzden de AKP’de bir yandan “erime” sürerken öte yandan da AKP’nin fabrika ayarlarına dönmüş hali olduğunu öne süren Babacan ve Davutoğlu’nun kuracağı belirtilen partilerin hem tabanda hem de AKP’nin üst kademeleri ve Meclis grubunda yeni bölünmeler yaratmasının çok zor olmayacağı görünmektedir.

9.2’LİK DEPREM, MHP VE CUMHUR İTTİFAKINI DA SALLAYACAK!

Arkasında Abdullah Gül’ün de bulunduğu Ali Babacan’ın parti çalışmalarının AKP’de bir bölünme yaratacağı aylardan beri siyasi kulislerde konuşuluyor. Ki, İstanbul seçiminin AKP içinde yarattığı depremin, yeni parti girişimleri için cesaretlendirici olacağı da besbellidir. Bu yüzden bu iki parti girişiminin, en azından birisinin önümüzdeki aylarda siyaset sahnesine çıkacağını söylemek artık bir kehanet değildir.

Bu girişimler AKP parlamento grubunda kulislerde söylendiği gibi, ciddi bir bölünme yaratırsa, zaten “topal ördek” durumuna gelen AKP-MHP grubunun bir erken seçim için harekete geçmesi de herhalde siyasi gündemin önemli bir konusu olacaktır.

9.2’lik İstanbul depreminin siyasette yarattığı depremin sarsıntılarının yıkıcı dalgalarının MHP’de de sonuçları olacaktır.

İlk bakışta, MHP, seçimlerden kazançlı çıkmış görünse de, özellikle Mersin ve Adana gibi büyük kentleri kaybetmesi, İstanbul seçiminde düştükleri derbederlik ve Cumhur İttifakı içinde Bahçeli ve MHP yönetiminin kendi tabanıyla da karşı karşıya geldiğini gösteren veriler, siyasetteki büyük sarsıntının MHP’de de sonuçları olacağını göstermektedir. Bu tepkilerin nereye kadar varacağını önümüzdeki günlerde daha iyi göreceğiz.

Yarın İstanbul seçiminin demokrasi güçlerine sunduğu olanakları tartışacağız.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa