24 Haziran 2019 04:06

Ön yargılara karşı örnek bir sendikacı

Paylaş

Büyükçekmece yangınından hemen sonra Esenyurt Meydanı’nda toplanır insanlar. Dört mültecinin feci şekilde can vermesine öfkelidirler. İş cinayetlerine yenileri eklenmesin diye slogan atmakta, konuşma yapmaktadırlar.

Pankartın hemen önünde, elinde megafon, çevredeki halka seslenen adam “İş cinayetlerine karşı birleşelim” demektedir. Adı İbrahim Kızılyer’dir: Unvanı DİSK Gıda-İş İstanbul Bölge Temsilcisi. Siz bakmayın öyle unvanındaki kalabalığa. Sade bir işçidir o, her anı fabrika önlerinde, sahada geçen bir sendikacı.

Eyleme dönersek... Çevrede eylemi izleyen işçilerden biri megafonlu sendikacımıza şöyle itiraz eder: “Bırak abi ya; hakkını savunmayan, elimizden işimizi alanlar ölürse ölsünler. Bize ne, hak ediyorlar valla...”

İşte böylesine zordur yerli ve mülteci işçiler arasında birliği savunmak. Her defasında yeni ön yargı duvarları ve her defasında o duvarlarını aşmak için tazelenen ikna çabası. O yüzden bugünkü köşemizi bu örnek ve saygıdeğer çabaya ayırdım.

YENİ İŞÇİ SİMSARLARI TÜREDİ

Kızılyer’in saha deneyimleri öncelikle bize şunu söylüyor: Göçmen ve mülteci işçiler, büyük fabrikalardan ziyade küçük ölçekli iş yerlerinde çalıştırılıyor. Yani kayıt dışı sömürünün en çok yaşandığı yerlerde. Göçmen emeğinin alınıp satılmasında devreye özel istihdam bürolarının girmiş olması ise yeni bir bilgi. Sözü Kızılyer’in tanıklığına bırakalım:

“Esenyut Meydanı’nda, sabah 06:00’dan itibaren alınıp götürülür işçiler. Afganistanlı, Pakistanlı, Afrikalı ve Suriyeli işçilerdir çoğu. Onları götürenler işçi simsarlarıdır. Günlük yevmiye üzerinde komisyon alır bu simsarlar. İçlerinde Türkiyeliler de var Suriyeliler de. Geçen yıl daha çok denetim vardı, kiralama işi gizlice yapılıyordu. Krizden sonra durum değişti. Denetimler artık göstermelik, simsarlar daha rahat.”

Daha önce lokanta vb hizmet iş kolunda çalıştırılan Özbek ve Türkmenler de fabrikalara götürülmeye başlanmış. İşin daha vahimi; patronlar yerli işçilere hafta sonu iki gün tatil vererek, fabrikalara göçmen işçileri doldurmaya başlamış. Bu durum yerli işçilerden gelen itirazların da azalması demek. Eskiden kırık dökük arabalarla dolaşan simsarların lüks araçlarla gezmeye başladıklarını da not düşelim.  

SİYAHLAR KİMYASAL İŞLERE...

Kot taşlama işinde ciğerleri solan silikozis hastalarını hepimiz biliriz. Ölümlü vakalar, kamuoyundan yükselen tepkiler işin yasaklanmasına neden oldu. Sonra kum taşlama işinin yerini “kimyasal kum yıkama” işi aldı, Kürt işçilerin yerini de göçmen işçiler! Şimdilerde ciğerleri sönenler daha çok Afrikalı siyahlar. Gel gör ki, erken saatte başlayan ve izbe yerlerde yapılan bu iş görünür değil, ölümler de.

Cuma namazı çıkışında, 1 Mayıs bildirisi dağıtırken, Müslüman siyah işçilerle çekilmiş bir fotoğrafı var Kızılyer’in. Benim için enternasyonal bir kardeşlik fotoğrafı bu, bütün sendikacılara ziyadesiyle tavsiye derim. Oradaki yaşanan diyalog ise şöyle:

“Aylık kaç para alıyorsunuz?”

“Bin lira?”

“!”

Sonrasında bunun hak olmadığını, siyahların da beyaz işçilerle eşit ücret alması gerektiğini anlatan konuşmalar. Ve elbette 1 Mayıs miting meydanını gösteren bir tarif.

"BU PANKARTIN ARKASINA GİRMEM"

Geçenlerde yapılan “15-16 Haziran Mitingi”nin hemen öncesinde, soluğu yine sanayi sitelerinde almış megafonlu sendikacımız. Dağıtılan bildiride kıdem tazminatı hakkının savunulması gerektiği yazıyor. Diğer işçi hakları da var tabi. Bunu duyan Suriyeli bir işçi mitinge gelmeye karar veriyor. Kızılyer de bunu sosyal medya hesabından paylaşıyor. Bir gıda işçisi de altına şu yorumu yazıyor. “Kıdem tazminatımızı asıl onlar yiyor!” Dediğim gibi; her adımda yeni bir aydınlatma her adımda yeni bir ikna faaliyeti başlıyor.

Merter yerel 1 Mayıs kutlamasından da ilginç bir anısı var Kızılyer’in: “Burada yerli işçiler kadar yabancı işçiler de var. Konuşmamda onların da haklarına dikkat çektim. Bir işçi yanıma sokuldu ve ‘Suriyelileri nasıl savunursun, bizi bunlar işimizden etti, ben bu pankartın arkasına girmem’ dedi. Aynı anda iki Suriyeli işçi gelerek pankartın ucunu tuttu... Zamanla aşılacak bunlar.”

İş yeri ve kahvehane konuşmalarında, tepki gördüğü kadar alkış aldığını da söylüyor Kızılyer. Ve bir sınıf deneyimi olarak “İki tarafın da duygularını anlayarak, işçileri itmeden, ısrarla ikna etmek gerek” diyor. Suriyelilere başta tepkili olan ama sonrasında onlarla dayanışma içine giren dönüşüm örneklerini anlatıyor.

SENDİKALAR CESARETLİ OLMALI

Özetle, yılmaz ve çalışkan bir işçi, tereddütsüz bir kardeşlik savunucu şu bizim Kızılyer. Peki, bütün bu saha birikiminin sendikalara yansıması nasıl? Anladığımı kadarıyla bu konuda henüz esaslı bir tartışma ve paylaşım olanağı yakalanmamış.

Sendikalarda en azından böylesi bir tartışmanın başlangıcı olsun diye, yazıyı yine onun önerileriyle sonuçlandıralım:

“Sendikalarda üyeler hep Türkiyeli işçiler. Sendikalar mülteci işçilere duyulan ön yargı ve tepki nedeniyle üyelerinden çekiniyorlar. Mülteci işçilerin sorunlarını dile getirmeye cesaret edemiyorlar. Ön yargılar sendikaları da teslim almış durumda. Arada yapılan yazılı açıklamalar durumu değiştirmiyor. Mülteci işçilerin çalıştığı iş yerleri örgütlenme alanı görülmediği için sendikaların somut bir planı da yok. Öncelikle bu yaklaşımın değişmesi gerek.”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa