20 Haziran 2019 04:00

Son haftanın taktiği: Gerilimi yükseltme ve çamura yatma! 

Paylaş

23 Haziran İstanbul seçimini, 31 Mart sürecindeki gibi bir “Erdoğan-beka” seçimine dönüştürmekten kaçındığı söylenen Erdoğan, salı günü yeniden meydanlara çıktı.

Erdoğan, sadece Yıldırım’a “Sen biraz geri çekil” diyerek meydana çıkmadı, aynı zamanda seçim ortamının gerilimini yükseltecek iddialarla süslediği “beka sorunu” içerik üslubunu da yeniden seçim ortamını motive edecek biçimde kullanmaya yöneldi. “Hesap sormak”, “izin vermemek”, “herkese yerini ve haddini bildirmek”, “kazansa bile makama gelememek (mazbata vermemek)”, ...tehditleri ve muhataplarına “azgın azınlık” gibi faşizan nitelemeler, Erdoğan tarafından seçimin başlıca vurguları haline getirildi.

Bu, “dar alan”da (seçim kalan dört-beş gün) yapılan “U dönüşü”nden anlıyoruz ki, son haftaya girerken ellerine gelen kamuoyu yoklamaları sonuçları, Yıldırım’la bu seçimi kazanamayacaklarını göstermeye devam etmektedir. Dahası kamuoyu araştırmaları, Yıldırım ve İmamoğlu arasındaki farkın, İmamoğlu lehine giderek daha da arttığını göstermektedir. Bu nedenle de son koz olarak Erdoğan’ın hızla devreye girmesine karar verilmiş görünmektedir.

Böylece Yıldırım’ın pazar akşamı yapılan tartışmada yaratamadığı “kırılma noktası” Erdoğan’ın sahaya çıkmasıyla oluşturulmak istenmiştir.

31 MART ÖNCESİNİN KALINTISI SÖYLEME DÖNEREK NEREYE KADAR?

Ancak bu üslup ve üslubun üstüne oturtulduğu “beka sorunu” etrafında oluşturulan argümanlar, 31 Mart tokadını önleyemediği gibi, Erdoğan’ın İstanbul seçimine uyarlanmış “beka söylemli” seçim ortamının gerilimini yükseltme taktiğinin, İstanbul seçimini “götürmeye” yetmeyeceğini de pazar günü göreceğiz.

Çünkü, “beka” söylemi ve 31 Mart öncesindeki “Erdoğan merkezli” yerel seçim taktiğinin AKP saflarından yapılan onca eleştirisinden sonra, dönülüp dolaşılıp 31 Mart öncesinin söylem ve argümanlarına gelinmesi, AKP’ye oy veren seçmende tam bir kafa karışıklığına yol açması da uzak bir ihtimal değildir.  

Nitekim bu üslup ve anlayış, Erdoğan’ın, önceki gün Sultangazi’deki mitingdeki konuşmasında, Mursi’nin, Sisi’nin mahkemesindeki duruşmada hayatını kaybetmesini de vesile ederek, kendisini Mursi’nin izinden yürüyen, karşısındakileri de “Sisi’nin izinden yürüyenler olarak göstermesine kadar gelmiştir.

Tıpkı, 31 Mart öncesinde muhalefetin, “zillet ittifakı”, “çete”, “terör örgütleriyle bağlantılı” gösterilmesi gibi!

Ancak, 31 Mart seçimi kalıntısı üslupla, Binali Yıldırım’ın çiğneye çiğneye çürüttüğü ama az çok aklıyla düşünen vatandaşlar için inandırıcı bulunmayan iddialarının bir de Cumhurbaşkanı tarafından daha sert, daha yüksek perdeden söylenmesi halka daha inandırıcı gelmeyeceği gibi daha itici ve bıktırıcı da gelecektir.

Bunu, 31 Mart’a gelen süreçten hatta son yıllarda AKP propagandasının giderek inandırıcılığını yitirmesinden biliyoruz.

BU BİR ‘ÇAMURA YATMA’ VAKASIDIR

İsmail Küçükkaya’nın yandaş medyanın ve Cumhur İttifakı’nın fanatiklerinin ayağının altına atılmasının da, Yıldırım ve partisinin bu seçimi kazanamayacağının görülmesiyle bağlantılı olduğu apaçıktır.

Hele de Yıldırım’ın gaza gelerek, “aile fotoğrafı” çektirmesi, Küçükkaya’ya “adil bir tartışma” yürüttüğü için teşekkür etmesi zaten Erdoğan ve yandaş medya tarafından pek hoş karşılanmayacağı tahmin edilecek bir şeydi.

Nitekim bu tartışmanın ertesi günü “Binali Yıldırım’ın açık ara önde” çıktığını iddia eden manşetlerle boy gösteren yandaş medyanın bir gün sonra tam tersine dönüp, Küçükkaya’nın İmmamoğlu’yla görüşmesini bahane edip ortalığı toza dumana boğması, Küçükkaya’yı linçe girişmesi, Yıldırım ve “tartışma” üstüne kurulmak istenen hamlenin başarısızlığa uğradığının itirafı mahiyetindedir.

Yani yandaş medya ve Yıldırım, bu yaygarayı Küçükkaya ile İmamoğlu’nun görüşmesinden beş gün sonra yapıyor ve bunu “soru çalma” olarak gösterip “FETÖ’cü yöntem” diyerek siyasi gündemi provoke ediyorlar.

Yandaş medyanın operasyon gazetecileri, komploculuk, yalan ve demagojiden başka sarılacak dalı kalmamış AKP propagandası, son yılların deyimiyle bir “algı operasyonu” yapıyor. Yani “Yıldırım aslında İmamoğlu’yu bu tartışmada bitirecekti ama sorular önceden İmamoğlu’ya verildiği için bunu yapamadı” denmek istiyor.

Ama olup bitene bakınca; medyada “algı operasyonu” denilen bu tutumun halk dilinde, olup bitene çok daha yakışan bir karşılığı var: Çamura yatma!

Ancak “çamura yatılarak” bazen gün kurtarılmıştır ama bir mücadelenin, hele de inandırıcılığını yitirmiş bir aday ve partinin seçim gibi bir mücadeleyi kazandığı görülmemiştir! 

Pazar günü bu gerçekler, gerçeklerin görülmemesi için “çamura yatanlar”ın yüzüne bir kez daha çarpılacaktır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa