17 Haziran 2019 04:14

İstanbul'da seçim Akdeniz'de petrol

Paylaş

31 Mart İstanbul seçiminin minareye bile kılıf uyduramadan iptal edilmesi, iktidar partisi arkasında kümelenmiş şirketlerin beslendiği rant musluklarının kesilmemesi adına belki de kaçınılmaz bir hamleydi. 23 Haziran’da seçimin yenilenmesine karar verildiğinde iktidar bloku “beka” söylemini geriye çekti, biraz da kısa gün hesabı yaparak. Çünkü, buradan zorlanırsa eğer İstanbul bir kez daha kaybedilecekti. Üstelik “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder”di.

İşin bu yanları yazıldı, çizildi, tartışıldı, tartışılıyor.

Fakat birkaç gün önce Cumhur İttifakı ortağı ve MHP Lideri Bahçeli, sarf ettiği bir cümleyle İBB seçimini yeniden makro düzeye çıkardı. Bahçeli’nin cümlesi şöyle: “Dünyanın gizli gündemi İstanbul seçimidir.”

Devletin geleneksel reflekslerini yansıtması ve bugün için devlete egemen olan hegemonik güçlerin kaygı ve beklentilerini dile getirmesi bakımından Bahçeli’nin sözleri hafife alınmamalı.

***

“Ticaret savaşları”, “Su savaşları”, “Enerji savaşları”, “Nükleer silahlanma adı altında savaş”...

Bu kavramları son haftalarda daha sık duyar olduk.

Kıbrıs adası etrafında dolanıp duran ve savaş gemileri himayesinde Akdeniz’in dibinde petrol ve doğal gaz arayan sondaj gemileri yeni bir gerilimin kaynağı misal. Yani bölge yeni bir çatışma merkezi olmaya aday.

Güney Kıbrıs açıklarında bulunan doğal gaz yatakları, hidrokarbon tankları emperyalistlerin ve bölge şirketlerinin gözünü kamaştırıyor. 9 milyar dolara mal olacağı ifade edilen ve boru hattıyla Mısır’ın İskenderiye Limanı’na ulaştırılacağı söylenen sıvının gaza dönüştürülerek buradan küresel piyasaya “arz edileceği” belirtiliyor. Bunun yanı sıra Kuzey ile Güney Kıbrıs deniz sahasında ve bazı kesişme noktalarında başkaca kaynaklar bulunduğuna dair haberler de basında yer buldu.

Exxon Mobil, Total, Shell, ENİ, Qatar Gas, Noble, Kogas bir dönemdir Akdeniz’e demir atmış en büyük kapitalist şirketler. 

Açıkçası, uluslararası diplomatik krizler ve devletler arasında askeri gerilimler şeklinde tezahür eden yeni “enerji savaşı”nın arkasında adı sayılan bu kapitalist tekeller var. Yani bu savaş iddia edildiği gibi halkların menfaatine bir savaş değil; tersine, enerji kaynakları uğruna halkları birbirine kırdırmayı göze alan emperyalist tekellerin menfaatine bir savaş.

Peki, Türkiye bu emperyalist dalaşın içinde mi olacak; yoksa teşhir ederek dışında mı kalacak?

Son yıllarda, yatırımları daha fazla ölçüde enerji sektörüne kayan Türkiye burjuvazisinin bu dalaştan pay kapma arzusu içinde olduğunu görmek o kadar da zor değil. Ama onlar ne niyet içinde olurlarsa olsunlar; elektrikten doğal gaza, LPG dolumundan benzine, mazota her gün yeni zamlarla uyanan işçi ve emekçiler, yoksul köylülerin desteği olmadan bunu başarmaları mümkün değil. Son zamanlarda “yerli” ve “milli” hezeyan dozunun bu kadar arşa çıkmasında Akdeniz’deki gelişmelerin de etkisi var.

***

Suriye ve Ortadoğu denkleminde, o dönemde Davutoğlu’nun sözcülüğüne soyunduğu proaktif ya da agresif dış siyaset bugün her ne kadar “duvara toslamış” görünse de; siyasal iktidarın arkasında birleşmiş sermaye güçleri yayılmacı emellerinden vazgeçmiş değiller. Rus S-400 füzeleri ile Amerikan F-35 uçakları arasında yapılan pazarlıklar da bu gelişmelerden azade değil.

Dolayısıyla gelinen yerde “Seçimde İstanbul’un kaybedilmesi” demek iktidar partisinin “Türkiye’yi kaybetmesi”nin de ötesinde, bölge karmaşasında iştahı kabaran “milli” ve “yerli” burjuvazimizin halkı yeni savaş maceralarına çekmesinin de zorlaşması demek anlamı taşıyor.

Bu durumda...

Cumhurbaşkanı, bakanlar ve devlet erkanına İBB seçimleri yerine memleketin diğer işlerine bakmalarını tavsiye eden CHP’nin İBB Adayı Ekrem İmamoğlu’nun sözleri belki yerel seçim için bir taktiksel başarı getirebilir. Ama bu uğurda Türkiye’nin bağımsızlığına, tekellerin savaş macerasına, bölgede ve dünyada barış mücadelesine kayıtsız kalan bir halkın, İstanbul gibi mega bir kentin haklarına sahip çıkması da beklenemez.

Evet, İstanbul seçimi her zamankinden fazla iç ve dış siyasetle ve bu burjuva siyasetin gerilimleriyle iç içe bir bütünlük taşıyor. İşçi ve emekçiler, gençler ve kadınlar içinse “Türkiye’yi kazanmak”, yerel seçimler kadar emek, barış, demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini yükseltmeyi gerektiriyor.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa