16 Haziran 2019 03:46

‘Perhiz ve lahana turşusu’ meselesi

Paylaş

Kirvem,

Son zamanlarda ülke genelinde hemen her konuda gelişen olaylara ayna tutulduğunda; görünen o ki, yerel seçimlerin ardından özellikle İstanbul’daki sandıklardan çıkan oyların serencamı, döne döne, gele gele şimdilik ister istemez memleketin en önemli meselelerinden birine dönüşüp, gündemin baş köşesine “mitil”ini serdi!

Daha düne kadar tam anlamıyla düşman çatlatacak kertede mükemmel olan seçim sistemimizle bir taraftan övünürken, diğer yandan da kimi haddini bilmez, kuldan utanmaz densizlerin bir yolunu bulup böylece gizlice dadandıkları sandıklardan şu veya bu şekilde sanki peynir tırtıklamaya çalışan fareler misali oy hırsızlığına soyunduklarını, dolayısıyla işin içine hile-hurda karıştırıldığı için İstanbul cenahındaki seçimlerin sil baştan tekrarlanmasının şart olduğunu aynı yetkili ağızlardan duyunca tabii ki milletçe “bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu” deyip aynı zamanda da lal olup şaşırdık!

Demokratik, laik hukuk devletimizde halkımızın “milli irade”sinin her şeyin üstünde olduğunu neredeyse hemen her fırsatta dillendiren, bunu da on yedi yıldan beri tekrarlayıp duran  iktidardaki “efendiler”imiz; bu seçimde ummadıkları, asla beklemedikleri bu durum karşısında, “taht”larının sarpa sarıp altlarındaki kuş tüyü  minderlerinin yavaş yavaş kayıp gittiğini sanki hissetmiş olacaklar ki, ellerinden gelen her türlü yola başvurup, böylece “yavuz hırsız ev sahibini bastırır” deyimi mucibince, çaldıkları minareye kılıf ayarlamanın hesaplarına yattılar ama, evdeki hesapları çarşıya uymayınca, bu kez de “İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder” telaşıyla oyların tekrar sayılması için amiyane deyimiyle resmen çamura yattılar...

Yıllardan beri ha babam de babam dur durak demeden ülke sathındaki “milli irade”nin sınırlarını kendi keyiflerince çizip, kilometre taşlarının her birinin yerini, konumunu yine  kendi “tek”çi zihniyetleri doğrultusunda belirleyip, böylece attıkları her adımın kesinlikle “hayırlara vesile” olduğunu bıkıp usanmadan papağan misali tekrarlayanların bu “ben”merkezli zihniyetlerinin, bundan kellim giderek duvara toslayıp, hatta miadının dolduğunu sandıklara yansıyan oyların sonuçları sanki kanıtlıyor mu ne!

Nitekim kendi “fıtrat”larınca çeperini çizip, etrafını yine kendi değer yargılarına göre dikenli tellerle donatıp, böylece bunca zamandan beri tedavüle soktukları, kerameti, alamet-i farikası tümüyle meçhul bu “milli irade” konusunda, illa da öncelikle kendi bencil iradelerinin geçerli olduğunu, yine kendi kafa yapılarına, kendi düşünce tarzlarına ayak uyduramayanların iradelerinin de “gayrı milli”, dolayısıyla yerle yeksan edilmesinin her halükarda sevap, bir o kadar da zaruret arz ettiğini beyan edenlerin buyurdukları bu fermanlar sonucunda, seksen iki milyonluk nüfusumuzun milli iradeleri neredeyse tam ortasından ikiye bölündüğüne göre, demek ki milli  irade diye yere göğe sığdıramadığımız bu meselenin neyin nesi, kimin fesi olduğunu doğru dürüst çözüp teşhis koyabilmemiz için, tez elden tam teşekküllü bir hastanede ameliyat masasına yatırıp, başımızın çaresine bakmamız galiba şart Kirvem!                                        

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa