16 Haziran 2019 03:58

Bir TV tartışması ‘kırılma noktası’ olabilir mi?!

Paylaş

Bazı futbol maçlarından aşinayızdır; “Tarihi maça az kaldı...” gibi anonslarla  günler öncesinden geri sayıma başlanır, devasa bir piyasa ve pazarın ilgisi köpürtülüp 90 dakikaya tahvil edilir.

Oynanan oyunun niteliği, kalitesizliği, şikeden iltimasa bir dizi çirkefin batağında debelenen kurumlar, bilimum organize işler... Hepsi sıfırlanır. Kaçarı yoktur, o maç “tarihi” olmak zorundadır!

Siyaset piyasasında da işler böyle yürütülüyor.

Sık sık “sıfırlanan” tarih, yeniden yeniden başlatılıyor!

Kir pas içinde bırakılmış hayatın gerçeklikleri, açıldığı söylenen “Beyaz sayfalar”la ambalajlanıp gizlenmeye, unutturulmaya çalışılıyor...

Bu ambalaj, “Türkiye ittifakı”, “Bir zamanlar Kürdistan mebusu da vardı” gibi bir sözcük, bir cümle olabiliyor bazen.

Bazen de “kabinede revizyon” haberleri, vs...

İstanbul adaylarının katılacağı bugünkü televizyon programı da (moda deyimle) bu türden bir “algı yaratma operasyonu”nun parçası aslında.

Günlerdir köpürtüle köpürtüle yapay bir “tarihi an” yaratıldı!

Dananın kuyruğu da bu “tarihi buluşmada” kopacakmış.

Bizzat Cumhurbaşkanı dikkat çekti:

“Bu bir kırılma noktası olacak.”

Yani İstanbul seçiminin kaderini bu tartışma belirleyecek!

Buna inanmamız bekleniyor.

Aptal yerine konulduğumuz kesin ama aptal olup olmadığımızı göstermek de bizim elimizde artık.

Dünya alemin gözünün içine soka soka bir seçimin gasbedilmesi bir ‘kırılma’ yaratmadı da formatı pazarlıkla belirlenmiş bir TV programı ‘kırılma noktası’ oluyor...

“Ne oldu bilmiyoruz ama bi şeyler oldu” özlü sözüyle özetlenebilecek seçim gerekçesi vicdanları, izanları, idrak ve muhakeme sınırlarını hiç kırmadı da zamanında kendi başbakanlığının ne kadar gereksiz olduğunu ispatlamak için oy istemiş bir ‘özgün’ muhteremin polemik ustalığı ‘tarihi’ olacak!

“İllet ve zilletle kuşatılmış ülkenin beka meselesi” diye tarif edilen 31 Mart seçiminin ‘dava’sı, iki ay sonra bir tv programındaki performansa bağlı kalacak, öyle mi?

'Beka' da bu kadar ‘kırılmaya meyyal’ bir hayalmiş demek!

Hadi biz de unutalım ve yutmaya devam edelim:

Krizin girdabında kıvranan vatandaşın “hayat çok pahalı” diye şikayet etmesini bile neredeyse yasaklayan; patates, soğan depolarını basarak 'suç unsuru' arayan; tanzim satış kuyruklarına “varlık kuyruğu” diyebilen bir iktidarın pervasız hali kimsede bir ‘kırılmaya’ yol açmamış da Binali Bey’in tartışma yeteneği mi (çok değil, iki saat içinde) toplumsal bilinç ve tercih kırılmalarına  yol açacak?

Adaylığı “Onları rencide etmiyor, Kürtler için büyük şans” diye pazarlanan Yıldırım’ın başbakanlığı döneminde atanan kayyımlarla bölge belediyelerinin hallaç pamuğu gibi dağıtılması; vekillerin, siyasetçilerin, belediye başkanlarının hapisanelere doldurulması; Kürdistan Bölgesel Yönetimi’nin bağımsızlık referandumunun bile “iç güvenlik sorunu” olarak değerlendirilip teyakkuza geçilmesi; 31 Mart’ın hemen öncesinde “Kürdistan Kuzey Irak’ta, defolup gitsinler” şeklinde kapı gösterilmesi; adaylığında hiçbir sorun görülmeyen isimlerin, KHK’li diye, kazandıkları belediye başkanlıklarını iptal edip yüzde 70’lerle kazanılmış belediyelerin yüzde 20’lik AKP’lilere verilmesi, vb... Bütün bunlar Kürt seçmende hiç bir “kırılma” yaratmadı da Diyarbakır’da “Kürdistan” sözcüğünü telaffuz ederek lütufta bulunan Binali Yıldırım’ın ekran enerjisi Kürtleri ikna edecek, güzelmiş doğrusu...

Devlet ve belediye arpalıklarından ziftlenip kasalarını şişirmiş, “İnşaat ya resulallah” nidasıyla İstanbul’un toprağına, ağacına çöreklenmiş müteahhitlerle kurulmuş rant tezgahlarını unutalım; Binali Bey’in seçimi zaten kazanmış İmamoğlu karşısında göstereceği iki saatlik performansa kilitlenelim...

Uzatmadan...

Bu akşam izlenecek program ne bir ‘tarihi buluşma’ ne de bir ‘kırılma noktası’dır.

Kırılma çoktan olmuştur zaten.

Mesele iki adayın meselesi değil çünkü.

Onların söz söyleme, tartışma yetenekleri, siyasal donanımları da değil belirleyici olan.

Kimin haklı kimin haksız olduğu bu tartışmayla ortaya çıkmayacak, zaten ortada.

Mesele, tamamen tekçi bir rejimin inşa sürecinde ortaya çıkan ve birbirine benzemezleri bile yan yana getirebilen yeni ve özgün bir muhalefet ekseninin iktidarın toplumsal zemininde yarattığı kırılmadır aslında.

Kırılan, tekçi rejimin hegemonyasıdır.

31 Mart’ta görülen de bu kırılmadır. İstanbul seçimi bu kırılmayı bir kez daha teyit edecektir.

Erdoğan da bu kırılmanın farkındadır aslında. Bu tartışmaya ‘kırılma noktası’ düzeyinde önem atfetmesi ise seçim sonrasına dair stratejinin diplomasisidir sadece:

İstanbul seçimi kaybedildiğinde kaybeden sadece Binali Yıldırım olsun; kaybedilen ise sadece İstanbul’un belediye başkanlığı...

Saray iktidarı, tekçi rejim sorgulanmasın, tartışma dışı bırakılsın!

Yani?

Tekçi iktidar nezdinde bu program, Binali Yıldırım’ı vitrine sürerek onu ‘kırılacak eşya’ pozisyonuna sokmaktır.

Ortada yeni bir ‘kırılma noktası’ varsa, budur sadece...

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa