07 Haziran 2019 03:50

Sudan’daki ayaklanma tüm Ortadoğu için çok önemli

Paylaş

Sudan’da askeri cuntaya bağlı askerlerin, pazartesi günü, el Beşir rejimini el Beşirsiz sürdürülmesine “hayır” demekte ısrar eden, çeşitli kamu binaları önünde eylemi yapan halka ateş açarak, 100 kişiyi katlettiği, yüzlerce kişiyi de yaraladığı belirtiliyor.

Böylece Nisan 2019’dan beri, kendisine Geçici Askeri Konsey adı veren cunta ile ayaklanan halk güçlerinin temsilcisi Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri (ÖDBG) arasında, 25 Mayıs’ta varılan uzlaşma da berhava oldu.

25 Mayıs’ta, ÖDGB ile yapılın toplantını sonrasında Geçici Askeri Konsey’in sözcüsü, “Temel ilkeler üzerinde anlaştık. Bunların ilki, Konsey ile Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçlerinin birbirini tamamladığı ve Sudan’ı krizden çıkarma konusunda birlikte hareket edecekleridir. Söz konusu güçler, ortak bir komite kurulması konusunda da mutabık kaldı” diyerek, bir uzlaşma planı üstünde anlaşmaya varıldığını dünyaya duyurmuştu.

SUDAN HALKI EMPERYALİST-GERİCİ SALDIRIYLA KARŞI KARIŞIYA

Siyasi birikiminin hayli yüksek olduğunu son altı ayda ÖDGB, cuntanın verdiği sözlere bakarak, “bekleme” konumuna geçmedi. Tersine ÖDGB, halkın taleplerinde ısrar edeceklerini gösteren bir mücadele hattına girip, işletmelerde gittiği kısmi ve genel grevlerle, cadde ve meydanları boş bırakmayan çeşitli eylemlerle güçlerini diri tutan, mücadele zeminini güçlendiren bir hatta yürümeyi sürdürdü. 

Cunta ise, bölgedeki en gerici mihraklardan birisini oluşturan Mısır, Suudi Arabistan ve Birleşik Arap Emirlikleri’ne heyetler göndererek, halk hareketini bastırmak için desteklerini istedi. Ki, gelişmeler cuntanın bu desteği aldığını gösteriyor.

Elbette bu bölgede en gerici güçler bir konuda adım atıyorsa, arkalarında mutlaka İsrail ve ABD, onların bir adım gerisinde ise İngiltere, sonra da AB’nin büyükleri Fransa, Almanya, İtalya,... vardır.

Nitekim cuntanın girişimleri karşısında bu ülkelerden gelen, “itidal” tavsiye eden tepkiler de bu tabloyu doğrular mahiyettedir. Dolayısıyla cuntanın halk güçlerine karşı giriştiği saldırı, sadece Sudan’daki iç çatışmanın değil, bölgeyi kendi stratejilerine uygun olarak dizayn etmek isteyen emperyalistler ve bölgedeki işbirlikçilerinin, Sudan devrimi karşısında, cuntanı arkasında birleşmeleri anlamına gelmektedir.

Bu, Sudan halkının işinin zorlaşması demektir ama gericiliğin ve emperyalist patronlarının kazanacağı anlamına da gelmemektedir.  

Çünkü Sudan halkı, “Ekmek zammına hayır” sloganıyla başlayan halk isyanının taleplerinin haklılığından aldıkları güç ve dünyanın her yanındaki ilerici demokrat kamuoyu ve anti emperyalist güçlerin dayanışmasıyla cunta ve arkasındaki güçleri yenecek dinamiklere sahip olduğunu geçen altı ay boyunca göstermiştir.

TÜRKİYE NE YAPIYOR?

El Beşir ve rejimin en yakın destekçisi elbette ki Türkiye’ydi.

Öyle ki, “savaş suçlusu”, “soykırımcı” El Beşir’in gidebildiği birkaç ülkeden birsi de Türkiye’ydi.

Nitekim El Beşir’in diktatörlüğündeki Sudan’ı son ziyaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan olmuştu. 

Kızıldeniz’deki “Sevakin adasının imarı” adı altında buraya askeri üs kurulacağı, Sudan’da 800 bin hektarlık toprak kiralanarak burada tarım yapılacağına dair iddialar kadar pek çok şey o günlerde tartışılmıştı.

Kısacası, Erdoğan’la el Beşir ve elbette yönetimleri arasından da su sızmıyordu!

Ancak El Beşir’in devrilmesinden sonra Türkiye’den örneğin Mısır’daki Sisi darbesine gösterilen tepkinin küçük bir bölümü kadar bile bir tepki gösterilmedi.

Herhalde, Sisi ile girişilen çatışmadan zararla çıkılmasından da ders alınarak; “Giden gitti, biz gelenle iş götürelim. Zaten bu çocuklar da el Beşir’in dergahından geçmişler. Bizimle anlaşırlar” diye düşünülmüş olunmalı!

Ancak Sudan cuntasının Suudi Arabistan, Mısır, BAE eksenli “Arap NATO”suna yönelmesi herhalde Erdoğan için kötü bir sürpriz oldu. Ki; gelişmelerin bu boyutu elbette Müslüman Kardeşlerin tüm Ortadoğu’da güç ve itibar yitiren bir kulvara sürüklenmesiyle de bağlantılıdır.

Ama burada “darbelere karşı” olduğunu sıkça tekrarlayan Erdoğan ve hükümetinin Sudan’da darbeye ve darbecilere karşı “sessiz” desteğinin, üstünde durulması gerekir. Ki, bu da Erdoğan ve hükümetinin antiemperyalizmlerinin olduğu gibi darbe karşıtlığının da laftan ibaret olduğunun göstergesidir.

SUDAN HALKIYLA DAYANIŞMA ZAMANI

Türkiye’nin ilerici demokrat güçleri, devrimciler, antiemperyalist güçler, emperyalistlerin bölgeye müdahalesi karşısında her zaman açıkça tepki göstermişlerdir. Ancak Sudan’da ve (Cezayir’de de) çok önemli ve Ortadoğu’da ciddi bir biçimde yayılma işaretlerin taşıyan halk ayaklanmaları karşısında bir görmezden gelme durumu olduğunu söylemek yanlış olmaz. Nitekim cuntanın bu son katliamı karşısında da Emek Partisi’nin yaptığı; 

* Generallerin, iktidarı derhal Özgürlük ve Değişim Bildirgesi Güçleri’ne (ÖDBG) devretmesini,
* Halka ateş emrini veren generallerin yargılanmasını,
* Emperyalistlerin ve bölge gericilerinin Sudan’dan ellerini çekmesini isteyen basın açıklaması (epeyce bir zaman önce HDP’de de bir açıklama gelmişti) dışında bir tepki olmaması yadırgatıcıdır.

Çünkü Sudan’daki mücadele laik ve demokratik bir bölge ve anti emperyalist mücadele bakımından son derece önemlidir.

Hele de sınıfsal karakteriyle de Sudan’da hayli ileri bir çizgiye ulaşan bir halk devrimi ayrıca dikkatle izlenmeyi, her tür destek ve dayanışmayı hak etmektedir. 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa