05 Haziran 2019 04:30

‘Seçim güvenliği’ sorunu artık halkın mücadele gücü sorunudur!

Paylaş

Yüksek Seçim Kurulu’nun (YSK), “sandık kurullarını yasaya aykırı oluşturdukları” gerekçesiyle haklarında soruşturma açılan ilçe seçim kurulu başkanları ve seçim müdürlerinin, 23 Haziran seçimlerinde de “görevlerine devam etmesi”ne karar vermesi siyasi gündemi karıştırdı.

YSK’nın, “İstanbul seçimini iptal kararının iptal edilmesi” anlamına gelen bu skandal kararı, Şişli 1. Seçim Kurulu başkanı ve seçim müdürünün YSK’ya yaptıkları itirazla ortaya çıktı.

Şişli İlçesi 1. Seçim Kurulu başkan ve müdürü, YSK’ya verdikleri dilekçede, özetle; “Hem bizi seçimde sandık kurullarını usule aykırı oluşturmak, ‘oy hırsızlığı’, ‘çeteleşme’... gibi ağır suçlarla ile suçluyorsunuz, terör suçlarına bakan savcı ifademizi alıyor hem de ortada hiçbir şey yokmuş gibi 23 Haziran seçiminde de görevimize devam etmemizi istiyorsunuz” diyerek oluşan absürtlüğün hesabını soruyorlar.

“Hukuk dili”yle olmasa da “halk dili”yle, Şişli İlçe Seçim Kurulu başkanı ve müdürü YSK’ya soruyor: “Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu!”

YSK’nın bu itiraza yanıtı daha az ilginç değil: “Bu konuda yapılacak bir şey yok, göreve devam!”

YSK’NIN SKANDAL KARARININ ANLAMI NE?

Bu skandal kararla şunlar anlaşılmıştır:

1) Karar 11 üyeli YSK’nın 8 yargıcının katıldığı toplantıda oybirliği ile alınıyor. Ve bu 8 üyenin 5’i, ilçe seçim kurullarının sandık kurullarını yasaya aykırı olarak oluşturdukları gerekçesiyle İstanbul seçiminin iptali için oy kullanan yargıçlardır!

2) YSK bu kararıyla, İstanbul seçiminin iptal gerekçesinin hiçbir gerçek nedene dayanmadığını kabul eder duruma düşmüştür.

3) YSK böylece, bağımsız bir “yargı kurumu”, bir “mahkeme” değil, tamamen siyasi iktidarın isteği doğrultusunda karar veren bir kurula dönüştüğünü tescillemiştir.

4) Böyle bir YSK ile “adil ve güvenli bir seçim”in mümkün olmadığı, tam da “tekrar seçim”e 20 günden az bir zaman kalmışken bir kez daha ortaya çıkmıştır.

Gelinen yerde CHP ve HDP, bu kararla YSK’nın İstanbul seçimini iptal gerekçesinin ortadan kaldırıldığını, iptal kararının mesnetsiz kaldığını belirterek YSK’daki tutarsızlığa dikkat çektiler.

Binali Yıldırım, YSK kararını “Fevkalade talihsiz bir karar” olarak nitelerken, bayram namazı sonrasında bir değerlendirme yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan ise “YSK’nın kararının yanlış anlaşıldığını” öne sürdü, “Her ihtimale karşı biz itiraz ettik” dedi.

‘SEÇİM GÜVENLİĞİ’ SORUNU EN ÖNE ÇIKAN SORUN OLDU

YSK’nın “İstanbul seçimini iptal kararı”na bu kadar aykırı bir karar vermesi, siyaseti az çok takip eden kesimlerde, “Yoksa YSK (en azından çoğunluğunun) bu kararla, muhtemel bir AKP yenilgisinde seçimi yeniden iptal ettirmek için mayın mı yerleştiriyor” tartışmasını da getirdi.

YSK’nın İstanbul seçimini uydurma bir gerekçeyle iptal ettiğini dikkate alanlar için, böyle bir “komplo” bile ihtimal dışı değildir.

Ama burada en önemli şey “seçim güvenliği” sorunudur. Çünkü 7 Haziran 2015 seçiminden beri (AKP‘nin aldığı ilk seçim yenilgisiydi) Türkiye’de “seçim güvenliği” endişesi giderek büyümektedir ve İstanbul seçiminin iptaliyle birlikte bu endişe had safhaya çıkmıştır.

Şimdi YSK, “aynı seçim kurullarıyla 23 Haziran seçimine gidilmesi” kararıyla, her seçimle daha da büyümüş olan “seçim güvenliği” endişesinin üstüne tüy dikmiştir!

Kısacası Türkiye’de, son yıllarda “seçim güvenliği” sorunu; bir “yasal güvence”, “YSK’nın aldığı kararların güvenceye aldığı” ya da iktidarın “Seçimler adil olsun ki ‘oyla gelen oyla gitmesi’nin sağlanmasında sorun çıkmasın” gibi söylemlerle aşılabilecek bir sorun olmaktan çıkmıştır.

31MART’TA, ‘ATI ALAN ÜSKÜDAR’I GEÇEMEDİ’YSE!..

Artık “seçim güvenliği” sorunu, bütün öteki demokratik taleplerde olduğu gibi, halkın etrafında birleşerek kendi iradesine sahip çıkması ve bu amaçla mücadele edecek biçimde organize olmasıyla aşılabilecek bir sorundur.

Örneğin 31 Mart seçiminde “Atı alan Üsküdar’ı geçemedi”yse, bu YSK ve iktidarın seçim güvenliği konusunda aldıkları önlemden değil halk güçlerinin, önceki seçimlerde gösterdikleri zaafı göstermeyerek sandık başlarından ayrılmaması, oylarının korunması konusunda dün yapmadıklarını yapacak bir bilinç ve örgütlülük seviyesine ulaşmış olmasındandır.

İmamoğlu, bu kararlık nedeniyle, Binali Yıldırım’dan daha çok oy aldığını kanıtlayarak seçimden galip çıktığını “herkese” kabul ettirebildi. Ama İmamoğlu’nun açıkça galip geldiği, “seçimin hakemi” görülen YSK tarafından kabul edilmedi ve YSK, İstanbulluyu ikinci bir seçime zorlayan bilinen kararını aldı. Ki, bunun anlamı, “Halkın örgütlülüğünün oyların doğru sayılmasına yettiği ama YSK’nın karşı tarafta yer almasını püskürtecek düzeyde olamadığı”dır!

Şimdi 23 Haziran’da halk iradesine sahip çıkabilmek için, bir adım daha ileri atarak; “her tür hile hurdaya karşı sandık güvenliğinin korunması” için gerekli uyanıklığı gösterirken, YSK üstünden yapılabilecek manipülasyonları ve muhtemel “paramiliter” saldırıları da püskürtecek bir bilinçle hareket etmek önemli olacaktır.

 

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa