21 Mayıs 2019 23:40

O fotoğraf bu yırtığı kapatır mı?

Paylaş

Edward Hallett Carr ve Josep Fontana, ‘Tarih Yazımında Nesnellik ve Yanlılık’ adlı kitaplarında tarihçinin, tarih yazımının ham maddesi olan verileri, belgeleri gelişigüzel alt alta koymadığını, kendisinin tarihte ideolojik olarak durduğu yere göre onları bir elemeden geçirdiğini vurgular. 

Yaptığı iş tarihçilikle akraba olan biz gazeteciler de, bir haberi yazarken, bir olguyu içermekle, başka bir olguyu dışarıda bırakmanın da benzer bir anlama geldiğini biliriz. Ya da, bir siyasetçinin demecini dinlerken, sadece neyi söylediğine değil, neyi söylemediğine bakmak da bir o kadar önemlidir. Hatta bazen deneyimli bir muhabir ya da editör bir kişiyi tam da, neyi söylemediğini görmek için izler. Bir haberin yazılmayan alt metni, kimi zaman yazılan metninin önüne geçer.

John Berger de, bir fotoğrafı anlamanın önemine vurgu yaparken, “Bir fotoğrafın hakiki içeriği görünmezdir. Zira biçimle değil zamanla ilgili etkileşimle türer” der ve devam eder: “Fotoğraf hakikate ilişkin bütünsel bir görüşü deneme, onaylama ve inşa etme aracıdır. Bu nedenle fotoğraf ideolojik mücadelede önemli bir rol oynar; kullanabileceğimiz ve bize karşı kullanılabilecek böyle bir silahı anlamamız bu yüzden gereklidir.”

19 Mayıs’ta Samsun’da Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın siyasi liderleri, sağına ve soluna dizerek verdiği fotoğrafı yerli yerine oturtmak için de tüm bağlamlar içinde okumak gerekir. 


Erdoğan’ın hazmedemediği ve iptali için devletin imkanlarını harekete geçirdiği, 7 Haziran 2015 genel seçiminin ardından, kendisini epey zorlayan sonuçlarla karşılaştığı 31 Mart yerel seçiminden sonra, ‘Güç bende, hâlâ siyaseti ben kontrol ediyorum’ mesajını verme ihtiyacı, Samsun’daki o fotoğrafı oluşturan amacın da çekirdeğini oluşturuyor.

Fotoğrafın çekildiği gün ve mekanla birlikte okuduğumuzda, kendisini Atatürk’ün de yerine koyarak. Haber bültenlerinin ortak cümlesi ister istemez şöyle oldu o fotoğrafla birlikte: “Cumhurbaşanı Recep Tayyip Erdoğan, 19 Mayıs 1919’da Mustafa Kemal Atatürk’ün milli mücadeleyi başlattığı Samsun’da…” O üç noktadan sonra da, Erdoğan’ın konu fonu olarak diğer liderler geliyor. Perinçek, sosyal medya hesabından istediği kadar, bir züğürt tesellisi olarak ‘Aynı gemideyiz’ cümlesi ile sunsun, gerçek bu. 

Peki, bu fotoğraf ile temsil ettiğini iddia ya da ima ettiği gerçeklik arasındaki ilişki nedir? 

Erdoğan yüz yıl sonra bugün, o yıllarla ifade edilen bağımsızlık imgesini kendine içermeye çalışıyor. Ancak bütünlüklü bir tarih okuması yapıldığında, aslında devamcısı olduğu yönün, o yıllarla başlayan tek ulusa dayalı inşa sürecinin, 1930’lu yıllarda Kadro Hareketi’nin teori düzeyine yükselttiği özellikleriyle, ‘Sınıfsız, imtiyazsız, kaynaşmış bir kitle’ anlayışına dayalı yönü olduğunu vurgulamak gerekiyor. Yani, bir ulus inşası adına, diğer ulusların mülksüzleştirilmesi ve farklılıkların ilgasına dayalı yönü. 

Peki, Erdoğan’ın ‘bağımsızlık’ göndermeli devşirme girişiminin güncel karşılığı nedir? 

Bu fotoğraftan, dört gün önce, TÜSİAD Yüksek İstişare Konseyi Başkanı Tuncay Özilhan’ın, Erdoğan’ın hışmını çeken konuşmasındaki “Türk vatandaşı Türk lirasından kaçıyor” cümlesi aslında bu soruya özet bir yanıttır. 

Bu fotoğrafın belirli bir siyasi özneyi, HDP’yi özellikle içermiyor oluşu ise, bir anlamda bu fotoğrafın biraz da ona karşı kurulduğu gerçeğinin de bir ifadesidir. Ancak o karede olmamanın HDP bakımından siyasi bir kayıp anlamına gelmediğini de vurgulayalım.

Peki bu fotoğrafla, bir ‘Yenikapı ruhu’ndan sonra, bir ‘Samsun ruhu’ ile, Erdoğan’ın yelkeni doldurulmuş mu oldu? 

Erdoğan’ın daim kılmak için devletin tüm imkanlarını kullandığı, yetmeyince de tarihe başvurduğu, ‘tek adam’ hegemonyasında epey bir zamandır oluşan ve giderek derinleşen yırtık, bu fotoğrafla kapanır mı?

John Berger’e atıfla, bu fotoğrafın hakiki içeriğini ve zamanla etkileşimini düşünerek verilecek bir yanıt, hiç de öyle olmadığını gösteriyor. 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa