21 Mayıs 2019 23:00

Hayata dair

Paylaş

“Ne ekersen onu biçersin” atasözü, dünden bugüne genel kabul gören bir nasihat gibidir. Hayata dair ektiklerimiz aynı zamanda ruhumuzu şekillendirir. Bu ülkeler için de geçerlidir. Google arama motorunda 2018 yılında en sık aranan kelime ‘dolar’ oldu bizim ülkede. Ne müzik, ne şiir, ne kitap, ne spor ne de film! Yani ruhumuz çoraklaşmış.

Bazen bir dil ruhumuzu, algılarımızı, bakışımızı şekillendirir bazen konuştuğumuz o dilde kullandığımız ya da uzak durduğumuz kelimeler. Misal Türkçe, misal ‘barış’. Barış talebi giderek gazeteci, öğretmen, akademisyen, aydın hasılı yurttaşlar için cezalandırılma nedeni kılınmaya başlasa da bedeli ne kılınırsa kılınsın hiç dinmiyor bu talep.

Yılın sporcusu, şarkıcısı, siyasetçisi seçilir de bu ülkede yılın kelimesini es geçeriz. Misal, Alman Dili Cemiyeti, 2018’e damga vuran 10 kelimeyi belirlerken birinciliği ‘sıcak zamanlar’ aldı.

Oxford Sözlüğü’nün İngilizce için 2018’de seçtiği yılın kelimesi ise ‘giderek sözlük anlamı kimyasal maddeleri tanımlamanın yanı sıra metaforik olarak ilişkileri tasvir etmede de kullanılan’ toxic (zehir). Diğer öne çıkan 2018 kelimeleri ise Facebook, Google ve Amazon gibi dev teknoloji şirketlerinde yaşanan veri güvenliği skandalları sonrası yaygınlaşan ve ‘teknoloji karşıtı tepki’ anlamına gelen ‘techlash’ ile ‘Birinin kendinden şüphe etmesini sağlamaya çalışma’ anlamına gelen ‘gaslighting’.

Sahi, bizim ülkede bir kurum yılın kelimesini seçseydi, Türkçe için hangi kelime öne çıkardı hiç düşündünüz mü? Benim 2018 önerilerim: ‘Kayyum’ ve ‘barış’. Salt belediyelere değil, şirketlere ve dahi ülkenin ruhuna ‘kayyum’ atandı. Panzehri ise ‘barış’. Cemil Meriç, yıllar önce “Türkiye ruhunu kaybetti” demişti. Şimdilerde barış, insan hakları taleplerini dahi bir ceza gerekçesine indirgeyerek bu “kaybolan” ruha da kayyum atıyor hükümet eyleyenler.

Bir ülkenin ruhu özgür bireylerin sözleri, umutları, bir arada yaşam tutkuları ile vücut bulur. Şimdilerde ülkenin yitik ruhuna ‘atanmış’ kayyumlar bizleri korkularımız ve bir o kadar da hazlarımızla ile rehin kılmak istiyor.

OHAL marifeti ile onlarca televizyon ve radyo, yüzlerce süreli yayın gerekçesiz yasaklandı. İktidar bağımlı / bağlantılı bir medya inşa edildi. Ve bu kanallarda kitleler eğlendirilerek ya da Aldous Huxley’in tanımı ile “Hazza boğularak denetlenmeye” ve böylece “eğlenceden ölen” bir toplum yaratılmaya çalışıldı. Ama bu dayatılan ‘eğlence’ bağlamından kopuk. Öyle ki, iktidar aparatına dönüştürülmüş bu TV kanalları ile ölüm, savaş, çatışma, ihanet dahil tüm temalar adeta bir eğlencelik kıvamına indirgeniyor. Misal, bir TV dizisinin tek bir sahnesinde savaş alanlarından daha fazla ölüm evlerde seyirlik kılınıyor, ölüm ve katliamlar eğlencelik kılınıyor, sıradanlaştırılıyor. Bu yolla bağlamından koparılmış gerçekliğimiz ise bizleri edilgenleştiriyor, rehin kılıyor. Dilimiz, ruhumuz bu yolla yeniden şekillendirilmeye çalışılıyor.

Oysa bilimsel olarak kanıtlandığı üzere kullandığımız, seçtiğimiz kelimeler dünyayı algımızı belirler. Doğduğumuz ülkede öğrenilen “Dil vasıtası ile salt objeleri, renkleri değil aynı zamanda duygularımızı da sınıflandırmayı” öğreniriz. Sonrasında baskıcı dönemlerin kelimelere sansür ve otosansür gerçeği bu sınıflamalarımızı yeniden biçimlendirir.

Sevgi, özgürlük, insan hakları, demokrasi, barış salt yokluklarında değil, bir o kadar da bizim bu kelimeleri dağarcığımızdan uzaklaştırdığımız ölçüde ruhumuzu eksiltir, hayatı çoraklaştırır. Unutmamak gerekir ki salt gürültülü tercihlerimiz değil sessiz uzak duruşlarımız da bir o kadar etkilidir. O yüzden şimdi, demokratik kitle örgütlülüklerimize her zamankinden daha fazla sahip çıkmak, bir parçası olmak tarihsel bir önem arz ediyor...

Sağlıcakla kalın.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa