20 Mayıs 2019 23:01

Galatasaray'ın 22. şampiyonluğunun siyasi ve sportif anlamı

Paylaş

Galatasaray’ın geçen yılki şampiyonluğu, içinde bulunduğu ekonomik durum ve sezon başındaki transfer kumarı nedeniyle bir “beka meselesi” idi. Şampiyonluk kazanıldı ve önemli bir viraj dönüldü ancak bu sezonki şampiyonlukla belki daha meşakkatli bir yol aşılmış oldu. Bunun birinci nedeni UEFA’nın 2024’ten itibaren Şampiyonlar Liginin formatını değiştirmesiyle Türkiye kulüplerinin Kupa 1’e katılımının zorlaşacak olması. Kulüplerimiz şu anki ekonomik yapısı ve altyapı organizasyonuyla 2024 sonrası Şampiyonlar Ligine her yıl katılabilecek ve o gelirlerden yararlanabilecek konumda değil. Bu da -mevcut ekonomik darboğaz düşünüldüğünde- daha büyük bir krizin habercisi. Kulüplerin bu sürece olabildiğince güçlü girmeleri için önümüzdeki 5 yıl çok kritik ve Galatasaray üst üste 2 şampiyonluğuyla önemli bir avantaj kazandı.

BAŞAKŞEHİR PROJESİ DARBE ALDI

İkinci mesele, Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın “Ben kurdum” dediği Başakşehir’e bir “Tek adam devleti” projesi, “Başkan takımı” olarak atfedilen stratejik önemden ileri geliyor. Başakşehir, İBB’den devşirilmek suretiyle ilan edilen şaibeli kuruluşundan bu yana önemli bir devlet desteğini arkasında buldu. Hiç taraftarı olmamasına rağmen sayısız “resmi” sponsoruyla Türkiye’nin oyuncularına en çok maaş ödeyen takımını kurdu. Daha önce de yazdığım gibi bu yatırımın iki amacı vardı:

  • Başakşehir’i kârlı bir ticari proje olarak yabancılara (Körfez ya da Çin) satmak.
  • Erdoğan politikalarına futbolun eşsiz megafonundan destek sağlayacak bir hegemonik odak yaratmak.

2016/17’de Beşiktaş, son 2 yılda da Galatasaray buna izin vermeyerek bu iktidar projesine önemli bir darbe vurmuş oldu.

Şampiyonluk adına Avrupa’nın en yaşlı takımını kuran -ve aslında şampiyonluğu da bu yüzden kaybeden- Başakşehir, şimdi daha da yaşlanan personeli, tüm yönleriyle zayıflıkları ifşa olan teknik direktörü ve kendi mahallesinde dahi sempati sağlayamadığı yapısıyla tarihin çöp sepetine atılma tehdidiyle karşı karşıya. Başakşehir tabii ki bir anda ortadan kaybolmayacak ama kötü bir mühendisliğin ürünü olduğu için bir daha şampiyonluk kovalaması da kolay olmayacak.

FATİH TERİM ETKİSİ

Marcao ve Fatih Terim

Gelelim 22. şampiyonluğunu elde eden Galatasaray’a. Fatih Terim, 3 Mart’taki Erzurum beraberliği sonrası “8 puan da kapanır 18 puan da” derken hem Galatasaray’ın geleneğine hem de Başakşehir’in geleneksizliğine güveniyordu. Terim ve benim gibi pek çok spor yazarı, Galatasaray’ın Başakşehir maçına 3 puan geride girmesinin dahi şampiyon olmasına yeteceğini düşünüyordu. Çünkü Galatasaray’ın 33. haftadaki bu maçı kazanacağına kesin gözüyle bakıyorduk.

Nitekim Galatasaray, Başakşehir’in son dönemeçte yaşadığı savruluşun etkisiyle bu maça lider çıktı ve kazanmayı bildi. Marcao’nun sakatlığından bu yana son 3 maçı iyi top oynamadan “bir şekilde” kazanan sarı-kırmızılılar, Epureanu’nun boşluğunu bir türlü dolduramayan, yaşlı kadrosuyla fizik olarak çöken ve gol sorununu çözemeyen (33 maçta 48 gol) Başakşehir’i oyunun önemli bir bölümünde sürklase ederek yenmeyi başardı. Son haftalarda yaşadığı psikolojik altüst oluşla takımının düşüşünde başrolü oynayan isimlerden Abdullah Avcı, Fatih Terim’le haftalardır sürdürdüğü “adı konulmamış savaş”ın taktik ve mental safhalarının tamamından yenilgiyle ayrıldı. Tek sıra dışı ismi Edin Visca da Nagatomo tarafından kilitlenen Başakşehir, 6 haftadır olduğu gibi şampiyonluktan çok kümede kalmak için mücadele eden bir takım görünümündeydi.

Fatih Terim, olumlu ve olumsuz yanlarıyla bir kez daha şampiyonluğun mimarı oldu. İlk yarıda takıma iyi futbol oynatamadığı dönemde hakem hatalarını “Galatasaray’a karşı bir operasyon var” algısını güçlendirmek için kullandı. Bu, ona 10 maç cezaya mal olsa da bu sezonki şampiyonluğun ne kadar kritik olduğunu bilen rakipleri (Ali Koç, Fikret Orman, Göksel Gümüşdağ) belki de Terim’in dahi hesaplamadığı bir şekilde tuzağa düşerek Galatasaray’a karşı birleşti. 17 kulübün imzasıyla yayımlanan bildiriyle ipler koptu ve Galatasaray, Terim’in istediği atmosferin oluşmasıyla “Biz tek siz hepiniz” diyebildiği önemli bir psikolojik ivme yakaladı. Aslında herhangi bir “birlik” oluşturamayacak kadar stratejiden yoksun bu 3 ayrı odağın Terim’in tuzağına düşmesine devre arasında yapılan nokta atışı transferler eklendi. Özellikle Marcao hamlesiyle geriden oyun kurabilen bir takım haline gelen sarı-kırmızılılar, ligin topa en çok sahip olan ve en az gol yiyen takımı oluverdi. Galatasaray ikinci yarıdaki 16 maçta 12 galibiyet 4 beraberlik alırken 39 gol atıp 11 gol yedi. Bu başarıda Henry Onyekuru ve Sofiane Feghouli’yi unutmak olmaz tabii.

“Terim harcı”, Lise harici camiada çatlak sese geçit vermedi, ilk yarıdaki ve Fenerbahçe maçlarındaki hakem hataları her fırsatta “Baskı unsuru” olarak kullanıldı, sosyal medya bir kez daha ustaca yönetildi ve sarı-kırmızılılar nihayetinde yarışı kendi istediği kıvama getirerek şampiyonluğa ulaştı.

Terim tüm bu dalgalı havanın kaptanı olarak sağ salim kıyıya ulaştırdığı Galatasaray’ı bu başarısıyla kendine daha bağımlı hale getirdi. Bunu tüm Galatasaraylıların sevinçle karşılamadığını biliyorum ancak tablo tam olarak böyle. 10 sezonda 8 şampiyonluğu olan Fatih Terim, bu ülkede bu oyunu oynamayı (oyun kelimesini iyi ve kötü anlamlarıyla alabilirsiniz) en iyi bilen isim.

Neticede Galatasaray, Terim etkisiyle kazanılan 2 şampiyonluğun ardından hem kadro planlaması hem de ekonomik güç olarak (FFP kısıtlaması sürse de) Türkiye futbolunu bekleyen kaotik sürece en hazır giren kulüp oluyor. Eğer yaz döneminde büyük hatalar yapılmazsa yeni bir “4 sene üst üste şampiyonluk” evresine tanıklık edebiliriz.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa