16 Mayıs 2019 04:09

"Gider mi?"

Paylaş

Soru, Saray iktidarının seçimlerle gelip, yeterli oy desteğini kaybettiğinde yine seçimler yoluyla “gitme”yi kabul edip etmeyeceğine dair kaygıların tek sözcüklü ifadesinden ibarettir. Soruyu soran biz değiliz. Hayli geniş çevrelerde ve uzun zamandır beliren kaygıları içeren bu soru, Saray iktidarının ülkedeki tüm seçmen kitlesinin yüzde 18,6'sını oluşturan İstanbul gibi bir büyük kentte, seçim sonuçlarını tanımaması ve YSK’ye yeniden seçim kararı aldırması nedeniyle daha popüler hale gelmiş görünüyor. İşyerlerinde, fabrika ve kurumlarda, okullarda, kahvehane ve kafelerde, yan yana gelebildikleri hemen her yerde, görüş açıklama cesareti gösterenlerin bir kısmı, seçmen iradesinin alenen gasbedilmiş olmasından hareketle, Erdoğan iktidarının “seçimlerle işbaşından uzaklaştırılamayacağı” kaygısını dile getiriyorlar.

Yeniden seçim sonuçlarının “AKP-MHP adayının kazanması yönünde belirlenmesi için mümkün her yol, yöntem ve araca başvurulacağını” belirterek buna karşı yapılması gerekenleri birbirleriyle paylaşıyorlar.  

Belirli kesimlerce dile getirilen bu kaygılar ve bağlı olarak ortaya atılan soru yersiz ve dayanaksız mıdır? Böyle olup olmadığını söyleyebilmek için bakılması gereken ilk şey, kuşku yok ki Saray iktidarının yurttaşların iradesine yaklaşımı, muhaliflerine karşı politikaları, seçimleri ve sonuçlarını kendi lehine dönüştürmek için baş vurduğu araç, yol ve yöntemlerdir. Bu açıdan bakıldığında, devlet aygıtını elinde tutması ve olanaklarını sınır tanımaksızın kullanan bir güç olması nedeniyle Erdoğan-Bahçeli yönetimindeki ‘iktidar cephesi’nden seçmen iradesinin “serbestçe belirlenmesine olanak tanıma”sının ve “demokratik bir tutum” almasının beklenemeyeceği tereddütsüzce söylenebilir.

Tekelci sermayenin hakimiyeti koşullarında biçimsel hale gelmiş olmasına ve yurttaş iradesi üzerinde burjuva entrikalarının, egemen sınıf diktatörlüğünü sürdürme gereklerinden sayılmasına rağmen, faşist gaspın açıkça devreye girmediği burjuva demokratik devletlerde, üzere seçim sonuçlarına riayet kuralı işlerlik gösterir. Antidemokratik faşizan yönetim biçimlerinde ise, iktidarı ele geçirmiş olanın iradesine ve otoritesine biat, belirleyici kural olarak dayatılır. Ülkemizde şimdi yürürlükte olup “meşru” gösterilmek istenen bu ikincisidir. Bahçeli ve Erdoğan başta olmak üzere partilerinin yöneticileri, YSK’nin iptal kararını eleştiren Kılıçdaroğlu’nun “dokunulmazlığının kaldırılması”nı gündeme getirdiler. CHP adayına destek açıklayan aydın ve sanatçılar hedefe kondu. YeniÇağ gazetesi yazarı linç saldırısına uğradı ve suçlarını itiraf eden saldırganlar, yeni icraatlarda bulunmak üzere salıverildiler. Seçimlerin iptaline eleştirel yaklaşan TÜSİAD yöneticileri, “Haddinizi bilin size bakışımız değişir” çalımıyla tehdit edildiler. Seçmen listelerinde adı olup AKP-MHP adayına oy vermeyecekleri bilinen gazeteci, yazar ve aydınlar başta olmak üzere çok sayıdaki kişinin listelerden silinmesi örnekleri çoğaldı. Muhaliflere yönelik ihanet suçlamalarının bini bir para! CHP’nin adayı İmamoğlu’na “suç uydurma” kampanyası başlatıldı. Sandık başlarına polis yığarak muhalif partilerin “müşahitleri”ni etkisizleştirme ve sandık sonuçlarını değiştirme yönünde çalışmalar yapıldığına dair söylentiler giderek yayılıyor. Bütün bunlara, “madem ortaya çıkacak sonuçları kabul edeceklerdi, yeni seçim yaptırma ihtiyacını neden duydular, bunu yaptıklarına göre, demek ki normal bir seçim olmayacak ve sonuçları kendi yararlarına değiştirmek için her şeyi yapacaklar” yargısı ekleniyor. Ancak bütün bunlar, olgu ve gelişmelerin sadece bir yanına işaret eden veri ve unsurlardır. Sadece Saray iktidarının gücünü, yaptıkları ve yapacaklarını veri alan tespitler tek yanlı, eksik, yanlış ve yanıltıcı olacaktır. Tarihsel deneyim, özellikle yakın dönem açısından, kendine yedeklenmeyenleri ve kendinden olmayanları tehdit olarak gösteren ve yüzlerce örneğinde görüldüğü üzere etkisiz kılınmaları için her araç ve yöntemi “mübah” sayan şoven milliyetçi, faşizan ve siyasal islamist geleneğin, iktidarın “devri” diye bir sorununun olmadığına işaret etse de, onu, halk iradesini gasp ve emekçiler üzerinde burjuvazinin sınıf diktatörlüğünü sürdürme ısrarından vazgeçirecek ya da bulunduğu o konumdan uzaklaştıracak gücün toplumun sömürülen ve ezilen kitleleri olduğuna da tanıklık etmektedir. Bu türden iktidarlar kuşku yok ki, ancak kitlesel güce dayanan mücadele sonucu gönderilirler.

Bu kitlesel güç ama var ve eskisine göre daha faaldir. Ekonomik krizin yüklerini reddeden, işsizlik ve yoksulluğa karşı çıkan, tek adam yönetiminin baskı ve dayatmalarını kabullenmek istemeyen milyonlarca işçi ve emekçi, seçme hakkının gaspına karşı tutumda birleşmiş olarak 23 Haziran’da, iktidar cephesini yeniden yenilgiye uğratmak istemektedir. Tehditlere boyun eğilmeyeceğini gösterir verilere neredeyse her gün yenileri ekleniyor. Ne aydın ve sanatçılar “pısmış”, ne Kılıçdaroğlu hizaya gelmiştir. Saray’ın “arka bahçesi”nde işler giderek karışmaktadır! Daha da “beter olan” ise, “eski dava arkadaşları”na yönelik tehditler, “aman yapmayın!” yakarışına evrilmektedir. Kürtlere yönelik yeni aldatmaca hamleleri, “Kandil’i, Sincar’ı yıkma”; “Münbiç’i ve Fırat’ın doğusunu” zaptetme kararlılığı açıklamalarıyla boşluğa düşmüştür.

Erdoğan-Bahçeli cephesi eğik düzlemde, aşağıya ivmesi artan bir kayma halindedir. “Seçimlerle gider mi?” diye sorma yerine, göndermek için mücadeleyi yaşamın her alanında yükseltmek, günün en önemli görevidir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa