16 Mayıs 2019 04:05

Ayşe öğretmen kararının açtığı yoldan yürümek

Paylaş

Anayasa Mahkemesi İkinci Bölümü, 9/5/2019 tarihinde, Ayşe Çelik (B. No: 2017/36722) başvurusunda ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, Resmi Gazete’nin 10 Mayıs 2019 tarihli sayısında yayımlanmış ve cezaevinde bulunan Ayşe Çelik tahliye edilmiştir.

Sözleşmeli öğretmen olarak görev yapan Ayşe Çelik, bir TV programına telefon ile bağlanmış ve “Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda yaşananların farkında mısınız?” sorusunu sormuştu.

Hakkında terör örgütü yapma suçundan soruşturma açılmış, ardından iddianame düzenlenmiş ve ağır ceza mahkemesi tarafından Terörle Mücadele Kanunu’nun 7/2. maddesi uyarınca 1 yıl 3 ay hapis cezası verilmişti. Çelik’in istinaf başvurusu sonuçsuz kalmış ve karar kesinleşmişti. Bunun üzerine Ayşe Çelik hapse girmiş ve ardından avukatları aracılığı ile Anayasa Mahkemesine başvurmuştur. Başvuruda, şiddeti ya da nefreti meşru göstermediğini, teşvik etmediğini, barışçıl ifadeler kullandığını savunmuştur.

Anayasa Mahkemesi, Mahkeme Genel Sekreterliği tarafından özetlenen kararında,

“Türk hukukunda terör ile bağlantılı her tür düşünce açıklaması değil, yalnızca terör örgütlerinin cebir, şiddet veya tehdit içeren yöntemlerini meşru gösterecek, övecek ya da bu yöntemlere başvurmayı teşvik edecek şekilde propagandanın yapılması suç olarak kabul edilmiştir. Terör veya terör örgütü ile bağlantılı olsa bile içinde şiddete başvurmayı cesaretlendirici ifadeler yer almayan, terör suçlarının işlenmesi tehlikesine yol açmayan, terör örgütünün ideolojisi, toplumsal veya siyasal hedefleri, siyasi, ekonomik ve sosyal sorunlara ilişkin görüşleri ile paralellik taşıyan düşünce açıklamaları terörizm propagandası olarak kabul edilemez. Toplumsal ve siyasal ortama veya sosyoekonomik dengesizliklere, etnik sorunlara, ülke nüfusundaki farklılıklara, daha fazla özgürlük talebine veya ülke yönetim biçiminin eleştirisine yönelik düşüncelerin devlet yetkilileri veya toplumun önemli bir bölümü için rahatsız edici olsa bile açıklanması, yayılması, aktif, sistemli ve inandırıcı bir şekilde başkalarına aşılanması, telkin ve tavsiye edilmesi ifade özgürlüğünün koruması altındadır.” şeklinde değerlendirmelerde bulunmuştur.

Genel Sekreterlik, “Başvurucunun düşüncelerini açıkladığı bağlam ve olayların arka planı ele alındığında Anayasa Mahkemesi, ilk derece mahkemesinin başvurucunun mahkumiyetine ilişkin kanaatini paylaşmamaktadır. Başvurucu konuşmasında, Türkiye’nin doğu ve güneydoğusunda yaşanan ölümler konusunda toplumda bir farkındalık oluşturmayı amaçlamış; programa katılan sanatçıların yaşananlara sessiz kalmamasını istemiştir. Başvurucu; çatışma bölgelerinde yaşananların medya organlarınca farklı aktarıldığını, çatışmalardan etkilenen kadın ve çocukların yaşadığı sıkıntılardan toplumun haberdar olmadığını ileri sürmüştür. Başvurucu, esas itibarıyla sebebi her ne olursa olsun çatışmaların durdurulması için kamuoyu oluşturulması çağrısında bulunmaktadır. Söz konusu konuşmanın kamu yararına ilişkin sorunlara yönelik olduğu konusunda hiçbir tereddüt bulunmamaktadır.

Anayasa Mahkemesi, başvurucunun sözlerini terörün övülmesi, terörizme destek gösterisi, şiddet kullanımına veya silahlı direnişe ya da başkaldırıya doğrudan veya dolaylı teşvik olarak nitelendirmemiştir. Somut olayın koşullarında başvurucunun sözleriyle hendek olaylarında güvenlik güçleri ile çatışmaya giren örgüt üyelerini övdüğü, terör örgütünü yücelttiği, çatışmalara doğrudan katılan güvenlik gücü mensuplarına karşı özellikle bir nefret aşıladığı veya şiddete başvurmayı cesaretlendirdiği değerlendirilmemiştir.

Başvurucunun konuşmasının bir terör örgütünün siyasi veya sosyal etkinliğini artırmak, sesinin kitlelere duyurulmasını sağlamak, örgütün başa çıkılması imkansız bir güç olduğu ve amacına ulaşabileceği kanaatini toplum üzerinde oluşturmak, örgütün mücadelesine karşı olan kişi ve kuruluşları ortadan kaldırmak, sindirmek, halkın örgüte sempatisini artırmak ve giderek aktif desteğini sağlamak amacıyla yapıldığı kabul edilmemiştir. Bu sebeplerle müdahalenin demokratik toplum düzeninin gereklerine uygun olmadığı sonucuna ulaşılmıştır.

Anayasa Mahkemesi açıklanan gerekçelerle Anayasa’nın 26. maddesinde güvence altına alınan ifade özgürlüğünün ihlal edildiğine karar vermiştir.” şeklinde açıklamada bulunmuştur.

Bu kararın aynısı, pekala, “Bu suça ortak olmayacağız” başlıklı bildiri nedeniyle yargılanan yüzlerce “Barış için Akademisyenler (BAK)” davalarında verilebilir. Hatta Dr. Kerem Altıparmak’ın işaret ettiği gibi, AYM bir pilot kararla tüm davaların sona ermesini sağlayabilir.

Bu yoldan yürümek gerek…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa