Devletleşen ırkçılık


22 Haziran 2011 09:59

Milliyet gazetesi mahreçli bir “haber”(!); onu kaynak gösteren çeşitli diğer gazete ve yayın kuruluşları tarafından da yayıma konarak yaygınlaştırıldı. Buna göre, “ BDP’nin desteklediği sosyalist kökenli Levent Tüzel, Sırrı Süreyya Önder ve Ertuğrul Kürkçü’nün, ‘yemin metninde ırkçı söylemler bulunduğu; yemin metni içinde yer alan, ‘Atatürk ilke ve inkılaplarına bağlı kalacağıma’, ‘Anayasaya sadakatten ayrılmayacağıma’ ve ‘Büyük Türk Milleti önünde namusum ve şerefim üzerine and içerim” ifadelerini düşüncelerine ters sayarak milletvekili yeminini okumak istememekteydiler.
Milliyet başta olmak üzere bu “iddia”yı ileri süren yayın kuruluşları, gazeteler, İnternet siteleri böyle bir enformasyon için herhangi kaynak göstermediklerine göre, bu iddia, adı geçen milletvekillerine, Barış ve Demokrasi Partisine, “Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku”na karşı bir şantaj girişimi olarak da alınabilir. Ya da örneğin, bu türden bir haber yapanlar belli bir açıklamadan değil ama bu milletvekillerinin sahip oldukları dünya görüşünün milletvekillerine dayatılan “yemin metni”ndeki antidemokratik-şoven karakterli düşüncelerle temelden çeliştiğini bilerek, kendi yorumlarını haberleştirmişlerdir. Her iki durumda da ortada en azından bir istismar vardır. Bu gazeteler ve İnternet siteleri etik olmayan bir yönteme baş vurmuşlar, bir tür sabotaj ve şantaj yöntemiyle Türk milliyetçiliğinin etkisindeki kesimleri adı geçen milletvekillerine ve BDP’ye karşı kışkırtmaya girişmişlerdir.
Bu sabotajcı girişimi bir yana bırakarak belirtirsek, devrimcilerin ve sosyalistlerin burjuva kapitalist “değer ve ilkeler”e bağlı kalma, bağlılık gösterme zorunlulukları yoktur. Burjuvazinin sınıf olarak ve temsilcilerinin de çeşitli araçlar kullanarak egemen hale getirdikleri ve dayattıkları “ilke”ler işçi ve emekçilerin sömürülmesi ve baskı altında tutulması, hak yoksunluğu, eşitsizlikler ve gaspın dayatılması üzerinden şekillenmişlerdir. Burjuvazinin sınıf olarak ‘kolektif’ çıkarları bu “ilke” ve “değerler”in sürdürülmesini gerektirmekle birlikte, kapitalist çıkar üzerinden şekillenen rekabet her tür entrika, hile, yolsuzluk, kayırma, rüşvet vb. araçlarla bunların ihlalini süreklileştirmek üzere doğurmaktadır. Bu bakımdan, yukarıda adı geçen “miletvekili yemini”nde sözü edilen “ilke” ve “sadakat” konuları da dahil burjuvazinin “bağlılık” gösterdiği tek şey kendi çıkarıdır.
Burjuva basınının adlarını “ifşa ederek” “yemini okumak istemiyorlar” diye sıraladığı milletvekilleri ve ‘Blok Kolektifi’nin bu “yemin okuma” konusunda nasıl bir tutum alacakları ya da aldıkları bu makalenin konusuyla doğrudan ilişkili değildir. Tutumlarını onların kendileri, kendi karar organları belirleyeceklerdir. Biz burada, her yanıyla şantaj ve sabotaj kokan uydurma gazete(ler) haberini veri alarak söz konusu “yemin metni”nin kendisi üzerinde durmak istiyoruz.  
Yukarıda birkaç cümlesi-cümleciği aktarılmış “yemin metni”, temel unsurlarıyla dayanaksız, mantığıyla antidemokratik, ülkenin ve halkın gerçek çıkarlarıyla çelişik ve çatışmalı bir anlayışı ifade etmektedir. Böyledir, çünkü; “Atatürk ilke ve inkılapları” diye ifade edilenlerin, özgürlük, demokrasi ve halkın çıkarları açısından burjuvazinin sınıf hakimiyeti ve emek sömürüsünü esas aldıkları gerçeği bir yana, bu “ilke ve inkılaplar” bugün zaten ve bizatihi tekelci gericilik tarafından ortadan kaldırılmışlardır. Bağımsızlık yerine emperyalizme piyonluk, iş birlikçi taşeronluk egemendir. “Sadakat”la bağlı kalınması istenen Anayasa Vashington’un Türkiye’deki kulları tarafından tank-tüfek zoruyla yapılmış, dayatılmış ve kabul ettirilmiş bir anayasadır. Tüm içeriği ve tek tek maddeleriyle işçi sınıfının, emekçilerin ve tüm ezilenlerin haklarının baskı altına alınmasını, Kürt ulusunun varlığı ve haklarının inkarını içermektedir. İçeriğiyle, felsefesiyle, amaçlarıyla antidemokratik ve gericidir. Böyle bir anayasaya sadakat az çok tutarlı herhangi bir demokrat ya da “insan” için bile ‘zul’dur! Bu bir yana, bugünkü tüm sermaye partileri bu anayasanın değiştirilmesinin “zaruri olduğunu” seçim öncesinde de bugün de söyleyip duruyorlar. Böyle bir anayasaya “sadakat”lerini bildirdiklerinde, AKP-CHP-MHP milletvekillerinin örneğin bir tutarlılık sergilemiş olacaklarını düşünmek, kendi kendini aldatmaktan başak bir şey ifade etmez.
Peki “Büyük Türk Milleti” önünde ya da üzerine birilerine yemin ettirmek, bunu içeren bir yemini dayatmak ne kadar yerinde ve doğrudur? Türkiye’yi ABD ve Batı emperyalistlerinin hizmetine sokan anlaşmalara imza atmak mı, ülke topraklarını komşu halkların bombalanmasının üssü haline getirmek mi, uluslararası sermayenin ülke kaynaklarını yağmalaması için tüm olanakları sağlamak mı, hangisi “şereflice” bir tutumu ifade ediyor?
Ya da, “Büyük Türk Milleti” bir tek/tekil özne olarak ifade edildiğine ve Kürt ulusu(Milleti) başta olmak üzere ezilen ulus ve ulusal toplulukların inkarını dayattığına göre, Kürt bir milletvekilinden bu yemini etmesi ne kadar samimi, yerinde ya da gerçeğe uygunluk gösterir? “Ben bu yemini Kürt ve Türk halkının kardeşliği için ediyorum” dediği için polis gücüyle milletvekillerini parlamento kapısından alıp zindanlara götüren anlayışın farklı bir tezahüründen başka bir şey değildir bu.
“Büyük Türk Milleti” ifadesinin bir yemin metnine konması, şoven bir tutumun, ezen ulus milletçiliğinin ırkçılık düzeyinde devlet yönetme yönetmeliklerine-tüzüklerine-anayasal hukuksal belirlemelerine hakim olması demektir. Bu, ırkçılığın devletleşmesi; tersinden söylenirse devletin ırkçılaşmasıdır ve 1924’ten beri hakim politikanın ‘ulusal’ karakterini oluşturmaktadır.
Irkçılık, bir ulusun çıkarları adına başka ulus ve halklara düşmanlık, onların aşağılanması, haklarının reddi demektir. Türk milliyetçiliği, Türk devletinin belirleyici markasını oluşturuyor. Adı geçen yemin metnine ruhunu veren de odur.
Ancak her baskın ve hakim milliyetçilik ısrarı karşı milliyetçilikleri güçlendirmeye mahkumdur. Şovenizmin devlet ideolojisinin temel unsurlarından biri olduğu yerde ne eşitlik ne de özgürlük söz konusu olur. Özgürsüzlüğün, hak inkarı ve eşitsizliklerin, sömürü ve burjuva sınıf baskısının “ilke”leştirildiği ve zor yoluyla dayatıldığı yerde ise, bağımsızlık, tam hak eşitliği, siyasal özgürlük ve sömürüden kurtuluş kavgası her platformda, kendi yolunu açarak, uygun araç ve yöntemlerle sürer ve önünde sonunda zafere ulaşır. Kara propaganda, yalan ve entrikalar, şantaj ve baskı kuşatması bunu engelleyemez.

evrensel.net
www.evrensel.net