15 Mayıs 2019 04:13

Kürt denklemi ya da Türk denklemi

Paylaş

Öcalan’ın 8 yıl aradan sonra avukatlarıyla yaptığı görüşme ve o görüşmede ifade ettiklerini geçen hafta “Öcalan’ın açıklaması yeni bir sürecin işareti mi?” başlığıyla tartışmıştık. Öcalan’a görüş izninin, YSK’nin İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanlığı seçimlerini iptali ile denk gelmesine dair süren tartışmalar nedeniyle bu hafta da devam edelim.

MHP Genel Başkanı Bahçeli’nin, Öcalan’ın avukatlarıyla görüşmesine ilişkin olarak yaptığı, “Sayın Cumhurbaşkanının ifade ettiği şekliyle; çözüm sürecini kapsamayan ama avukatının talebine verilen bir cevaptır. Bana sorarsanız avukatıyla görüşsün” açıklaması, az bir farkla kaybettikleri İstanbul seçimlerine dair sonucu, 23 Haziran’da değiştirmek bakımından, bu görüşme üzerinden İstanbul’daki Kürt seçmenleri etkileme hesabı güttüklerinin bir teyidi oldu.

Ek olarak, 31 Mart seçimine giden süreçte HDP’yi ve onunla ittifaka girmeyi şeytanlaştırma söyleminin Kürt seçmen nezdinde negatif bir etki yarattığı gerçeğinden hareketle, bir balans ayarı yapma ihtiyacı da duyulmuş olabilir.

Bu arada, idamı önleyen 12 Ocak 2000 tarihli mutabakat metninde, dönemin Başbakanı Bülent Ecevit ile koalisyon ortakları Devlet Bahçeli ve Mesut Yılmaz’ın imzaları bulunduğunu, ancak daha sonraki yıllarda da, Bahçeli’nin Öcalan’ın idamı için meydanlarda ip attığını hatırlatalım.

1980’li yıllara kadar kendisini komünizm karşıtlığı üzerinden tanımlayan milliyetçi hareket, 1980’lerin ortalarından itibaren ise, kendisini temel olarak Kürt sorunu etrafındaki karşıtlık üzerinden tanımlaya geldi.

Ancak, devlet öncelikli bir parti olarak, ‘devleti güçlendirme’ perspektifinin bir parçası olabileceğini düşündüğü, bölgesel ve uluslararası süreçler bakımından da, devletin geleneksel güvenlikçi yapısının yatkınlık gösterdiği gelişmeler milliyetçi hareketin de görüş sahasında olacaktır.

Meselenin bu yanını şimdilik böyle özetleyerek devam edelim.

HDP, tekrarlanacak olan seçime dair tutumunu da, Olağanüstü Parti Meclis Toplantısının sonuç bildirgesinde ifade etti: “23 Haziran’da da İstanbul’da muhalefet güçleriyle birlikte bir seçim başarısının altına imza atacağız.”

Öcalan’ın açıklamalarındaki önerilere iktidarın ve genel olarak devletin zaman içinde vereceği yanıtın Suriye’deki gelişmelerle doğrudan bağlantılı olacağını, bunun da zamansal olarak, seçim öncesinin meselesi olmadığını düşündüğümüzde, 23 Haziran’da Kürt seçmenin tercihlerinde bu açıdan da dramatik bir fark beklenmenin gerçekçi olmayacağını öngörebiliriz. Tüm bunlarla birlikte, Cumhur İttifakı aktörlerinin bu açıdan beklenti yaratmaya yönelik söylem, ima ve jestlerinin AKP ile HDP arasında gidip gelen belirli bir seçmen kitlesi üzerinde nispi de olsa bir karşılık yaratma ihtimalinin hiç olmadığı da söylenemez.

Elbette HDP tercihini açık bir biçimde ifade etmiş olduğu için, doğru olan, işin bu yanının iktidar ittifakının hareketleri bağlamında tartışılmasıdır.

Ancak bu tartışmada, dikkatlerin belki anlaşılabilir nedenlerle İstanbul seçimlerine dair milimetrik hesaplara odaklanmış olması, meselenin daha hayati yönünü geride bırakıyor.

Yakın tarihimiz, Kürtlerin siyasi bir güç haline gelmelerinin devletin güvenlik bürokrasisi, istihbarat aygıtı ve diğer kurumsal yapıları tarafından bir tehdit olarak görüldüğünün örnekleriyle doludur. DEP milletvekillerinin 1994 yılında dokunulmazlıkları kaldırılarak meclisten atılmaları, HDP’nin yüzde 13.1 oy olarak AKP’nin tek başına iktidarını engellediği 7 Haziran 2015 seçimlerinin sonuçlarının geçersiz kılınması için tüm bir devlet aygıtının ortak refleks vermesi bunun bir ifadesiydi. Bugün de, benzer bir durumu farklı ölçeklerde yaşıyoruz.

Peki bu kritik konuda muhalefet nerede duruyor? Bu soru, ‘Kürt denklemi’nin aynı zamanda bir ‘Türk denklemi’ anlamına geldiğinin de bir ifadesi aslında.

HDP’nin ittifakta anılmamasına rağmen, batıda verdiği desteğin büyük kentlerin kazanılmasındaki önemi, İstanbul seçimlerinin de kaderini belirleyecek bir yerde duruyor olması, hem CHP bakımından hem de daha geniş bir kesim açısından, Kürt sorunu ve başka bir dizi temel sorunun çözümüne ilişkin olarak önemli bir tartışmanın yapılmasına vesile olursa, şu an nefesler tutularak beklenilen İstanbul seçimlerinin de ötesinde bir kazanımın kapısı aralanabilir.

Bunu yapmak yerine, çözüm ihtiyaçları bir diyaloğu gerekli kılan Kürtleri, girdikleri diyalog süreçleri üzerinden eleştirme ile sınırlı bir muhalefet stratejisi ile yetinmek, trajediden başka bir şey değildir.

Tam da bu nedenle, güncel sinir uçlarının arasına hapsolmadan, bir adım geriye çekilerek daha bütünlüklü bakmanın zamanıdır.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa