15 Mayıs 2019 04:03

Şişman ülke notları

Paylaş

Kelimeler geçmişin fosilidir, bir o kadar da hazinesi. Dünü bugüne taşır, bugünü geleceğe deşifre eder.

Yolu kıyı Ege’ye düşenleri kuzunun sözcük halleri, yollarda ‘süt kuzu kokoreç’, pazarlarda ‘süt kuzu darı’ ile karşılardı eskiden. Ya şimdi? Tanımlar hâlâ baki, ya gerçeklik? Denebilir ki dünün bu iki ‘kuzusu’ neden obezite yani şişmanlık bu kadar arttı sorusuna da yanıt olabilir.

Soru şu: Kuzu hangi mevsimde olur? Tüm yıl? Baharın? O halde şimdinin tüm yıl değişmeyen ‘süt kuzu kokoreç’ iddiasını geçmişin imbiğinden süzmeye yani fosilleşmeye yüz tutmuş bu kelimeleri deşifre etmeye ne dersiniz?

Yine, dünün pazarlarından sokaklara ‘kaynamış süt darı’ diye yayılan seyyar satıcı sesleri nasıl oldu da tüm yıl satılan ‘bardakta darıya’ dönüştü günümüzde? GDO (genetiği değiştirilmiş gıda) malum en çok mısır için dile getiriliyor, değil mi?

Bir ayaküstü lezzet olarak kokorecin tarihine baktığımızda, misal altmışlı yıllarda, ekmeksiz ve kağıtta satıldığını, dükkanlara terfi etmediğini, yolda yürürken atıştırıldığını görürüz. Hele süt kuzu kokoreç düşkünlerinin sadece kuzu mevsiminde hatırladığı bir lezzet şölenidir kokoreç o yıllarda. Şimdi ise kokoreci atıştırmıyor, tüm yıl boyunca ekmekle yiyoruz. Üstelik ziyadesiyle oturarak.

Avrupa Birliği’ne giriş günlerinde ana akım medyamın çok sevdiği bir manşetti olası “kokoreç yasağı”. Türkiye Avrupa Birliği’ne giremedi ama geçen yıl Avrupa’da en şişko ülke koltuğuna oturdu nihayetinde. Diyabette yine dünyanın en bahtsız ülkelerinden. Nasıl olmasın ki? Dün ekmeksiz yani daha az kalori ile ve salt ‘süt kuzu mevsiminde’ üstelik ayakta veya yürüyerek yani kalori tüketerek kokoreç yiyen nesil zayıftı. Bugünün her şeye karbonhidrat ekleyen, hareketsiz, oturmakta ısrarcı nesli ise obez. Salt bir gıda türünün bu coğrafyadaki kültür tarihi bile bugüne dair hastalık ve risk faktörlerine ışık tutuyor.

Gelelim GDO’lu yani genetiği değiştirilmiş gıdalara. Misal mısır yani darıya! Yakın geçmişte ‘süt kuzu darı’ salt mevsiminde yazın yenirdi sokaklarda. Şimdi bardakta darı tüm yıl! Gel de obez olma! Üstelik organizmada neler yapabileceği müphem, genetiği değiştirilmiş bir ürünle.

Nüfusu daha obez, daha fazla şeker hastası kılınarak sağlıksız bir coğrafyaya dönüştürülüyor Anadolu. Yani bedensel iyilik halimiz her geçen gün biraz daha tahrip oluyor.  Bu sağlığın bir boyutu. Yine barış ve insan hakları karşıtlığı, demokrasi yitimi, anayasasızlık ve hukukun işlevsizleştirilmesi ile sosyal ve siyasal halimiz yok ediliyor, ruh sağlığımız buna bağlı olarak bozuluyor.

Neden obezite bizde daha hızlı artıyor sorusuna 7 Haziran 2015 seçimleri sonrası yeni başlıklar eklendi:

  • Uzun sokağa çıkma yasakları = Obezite
  • 400 bin mahpus = Obezite
  • Yüz binlerce denetimli serbestlik = Obezite
  • Yüz binlerce şartlı tahliye = Obezite
  • Yüz binlerce KHK ile işten atılmış kamu çalışanı->edilgenleştirilme = Obezite
  • Düğünde, mitingde katledilme->eve kapanma = Obezite
  • Demokrasi yitimi-> ruhsal kötülük hali, depresyon = Obezite
  • Savaş, çatışma = Obezite

Kelimeler geçmişin fosilidir, bir o kadar da hazinesidir, dünü bugüne taşır, bugünü geleceğe deşifre eder demiştik ya, soru şu: Ya ‘barış’ ve ‘savaş’ kelimeleri?

Hiç düşündünüz mü ‘Savaş’ ve ‘Barış’ adları neden salt erkek ismidir bu coğrafyada? Tamam ‘Savaş’ erkek adı kalsın ama ya ‘Barış’? Üstelik tüm savaşları erkekler çıkarmışken yerkürede, neden ‘Barış’ adı hâlâ salt erkeklerin mülkiyetinde!

Barış adı en çok kadını ve erkeği ile “Bu suça ortak olmayacağız” diyen Barış Akademisyenlerine yakışıyor. Tarihin gıyabımızda yazılmasına izin vermedikleri için onlara sonsuz teşekkürler.

Sağlıcakla kalın.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa