Avrupa Birliği’nin Yunanistan oyunu


22 Haziran 2011 09:59

2009’dan beri sürekli, aşırı bütçe açığı olan Yunanistan’ı “kurtarmayı” tartışan AB liderleri, bugün bir kez daha aynı gündemle Brüksel’de toplanıyor. Zirvenin ana gündemi yine “avro krizi” ve “borç krizi” içinde olan ülkelerin durumu olacak.
Bu zirvelerin en dikkat çeken yanı, AB liderleri olağan ve olağanüstü zirvelerde konuyu masaya yatırdıkça, “çözüm” adına yeni yaptırımlar uyguladıkça, kurumlar kurdukça “avro krizi” daha da derinleşti.
Yani; bugüne kadar “hastaya tedavi” adına yazılan bütün reçeteler olumsuz sonuç verdi.
Ve öyle görünüyor ki, bundan sonra da AB Zirveleri’nde “avro krizi” ve Yunanistan konuşuldukça, durum daha da içinden çıkılmaz hale gelecektir.
Çünkü; AB ve onun politikalarına yön veren büyük ülkeler ve tekellerin dayattığı “çözümler”in gerçekten bu ülkeleri borç batağından çıkarmaya değil, tam tersine daha fazla bataklığa iterek, bunun üzerinden ekonomik ve politik gücünü artırmaya yöneliktir.
“Kurtarma” adı altında verilen krediler ağır şartlara bağlanarak, krizin yaşandığı Yunanistan’da, Portekiz’de, İrlanda’da ve İspanya’da halkın kazanımları birer birer yok ediliyor ve kamu kuruluşları kelepir fiyatına özelleştiriliyor.
“Avronun kurtarılması” adına dayatılan bu politikalar en çok da tekelleri memnun etmişe benziyor. Özellikle de Alman ve Fransız tekellerini...
Avronun istikrarının korunması için adeta her yolun mubah olduğunu savunan en büyük 50 Alman ve Fransız tekeli, bugünkü zirve öncesinde her iki ülkede yayınlanan günlük gazetelere tam sayfa ilan vererek, hükümetlere şu çağrıda bulundular: “ Para birliğinin sürekli ve güvenli devlet maliyesine, açık kurallara, saydam yapılara, adil rekabete ihtiyacı var. Ancak böyle avro güçlendirilebilir ve borç krizi aşılabilir. Avroya karşı ciddi bir alternatif söz konusu değildir. Avro bugünün Avrupa’sını sembolize ediyor. Avronun çökmesi Avrupa içim geriye dönüş ve büyük kayıplar anlamına gelecektir. Yurttaşları buna inandırmak zorundayız.”
İlanda; tekeller açıkça avronun dünya çapında kendilerinin rekabet gücünü artırdığını, Dolar karşında avantajlı duruma geçtiklerini anlatıyor.
Ama, aynı süre içinde avronun Avrupa ülkelerinde halkın yaşamını çekilmez hale getirdiğini, pahalılık arttığı halde ücretlerin yerinde saydığından elbette söz etmiyorlar.
Son kriz ile birlikte, avronun halkın ve ekonomisi zayıf ülkelerin aleyhine, tekellerin ve ekonomisi güçlü ülkelerin lehine olduğu artık iyice anlaşılmış bulunuyor ve en önemlisi de bu görüş halk arasında günden güne yayılıyor.
Alman ve Fransız tekellerin verdiği tam sayfa ilanın son cümlesi “Yurttaşları buna inandırmak zorundayız” boşuna değil.
Son aylarda Yunanistan, İspanya, İtalya ve Portekiz’de ortaya çıkan protesto hareketlerine katılanlar, özellikle gençler, arasında avro ve AB’ye karşı tepki ve güvensizlik artıyor.
Alman basınında da bu güvensizliğin önemli bir aşamaya ulaştığı sıkça yer alıyor.
Bu yüzden de Avrupa’daki yeni protesto hareketine “Öfkeliler” ya da “Bıkkınlar” deniliyor.
Ve “öfkeliler” giderek çoğalmaya devam edecek.
Çünkü; gelişmeler başta Yunanistan olmak üzere borç krizi içindeki ülkeler içinde ufukta bir ışığın olduğunu göstermiyor.
AB Zirvesi öncesinde AB Komisyonu Başkanı Barraso’nun önerisiyle 1 milyar avronun daha Yunanistan’a verilmesi, tepkileri yatıştırma ve Papandreu’nun mecliste güven oyu almasını sağlamaktan başka bir şey değildi.
Ve ucu gösterilen 1 milyar avro, PASOK milletvekillerini susturmaya ve güven oyu vermelerine yetti.
Şimdi geriye, bir kez daha halka acı ilacı içirmek için el kaldırarak, yeni kesinti paketini onaylamaları kaldı.
Önümüzdeki temmuzda verilmesi öngörülen 110 milyar avroluk paketin 12 milyar avrosu için şimdiden ağır şartlar sıralanmaya başlandı ve Yunanistan’ın iflas etmemesi için başka çaresinin olmadığı tekrarlanıp duruluyor.
Gerçekten de, mevcut kurallar ve kabuller çerçevesinde hareket edildiğinde Yunanistan hükümetinin, yeni krediler alabilmek için acı reçeteleri halka dayatmaktan, özelleştirmeleri yapmaktan başka şansı yok.
Bu tam anlamıyla AB sermayesinin Yunanistan’a kurduğu büyük bir oyundan başka bir şey değildir.
Önce bataklığa itip, sonra da şartları dayatıp kurtarma hareketleri çekmek...
Ama; Yunan halkının sürdürmüş olduğu mücadele bu oyunu bozacak düzeye ulaşıyor. Çünkü zaman ilerledikçe, hem yerli sermaye ve politikacıların hem de uluslararası sermayenin maskesi düşüyor.
Bu yüzden de Yunan halkının verdiği mücadele aynı zamanda bütün Avrupa halklarının geleceğini yakından ilgilendiriyor. Her açıdan uluslararası dayanışma bugün her zamankinden çok daha acil.

evrensel.net
www.evrensel.net