21 Nisan 2019 04:27

Bir halkın zaferle imtihanı

Bir halkın zaferle imtihanı
PAZAR
Paylaş

2000 yılında Amerika başkanlık seçimlerinde Al Gore ve Bush arasındaki çekişme Florida eyaletinden gelen sonuca kalmıştı.

Florida’da halk, Bush lehine çıkan sonuçlara “Bu oyu biz vermedik” diyerek itiraz etmişti. Çünkü Yahudi soykırımından kurtulanların bölgesinden ırkçı söylemleriyle manşet olan senatör çıkıyordu. Bu bölgelerdeki pusulalarda sıralama diğer eyaletlerden farklı tasarlanmış olduğu için belli bir yaşın üzerindeki, yakın gözlüklü tüm seçmenler oy verdiğini düşündüğü kutucuğu değil tam yanındakini işaretlemiş oluyordu. Hatta Al Gore ekibi bazı semtlere kasti olarak eski oy makinelerinin yerleştirildiğini ve bu makinelerin kesim aletleri çalışmadığı için geçersiz oy sayısının yüksek olduğunu, aslında bu oyların dikkatli incelendiğinde Al Gore için oy basılmış ama makinenin tam işaretlememiş olduğunun görüleceğini iddia etmişti. (Evet 2000 yılında dahi ABD oy için makineler ve dijital yöntemler kullanıyordu.)

Sonuçta o dönem 282 milyon nüfusu olan ABD’de bir aya yakın yeniden sayımlar sonucu 537 oy farkla Bush kazandı.

Bu seçimde İstanbul Büyükşehir Belediyesini ilk gece 3 bin oy farkla kazandığını açıklayan iktidar ertesi gün 30 bine yakın farka itiraz etti, sonuçta gelinen 13 bin 729 oy farkının toplum nezdinde başkanlık algısı için tatmin edici olmayacağını iddia etti. Toplum için tatmin edici olmuş ki en yetkili ağızdan yeniden kucaklaşma mesajları paylaşılmaya başlandı.

Bu seçime bir iletişimci gözünden yeniden bakmak isterim. Bu seçimin kazanan değeri birleştirici söylem oldu. Rant ekonomisi, hızlı ve kârlı yükselişler, sürekli bir korku odağında yaşam, şüphecilik toplumu yormuştu. Kutuplaşma anketlerinin sonuçları alarm çanları çalıyordu. İktidar yine de bu seçime tek bir lider etrafındaki emre hazır adaylarıyla, “Biz bildiğiniz gibiyiz, aynı kadro, aynı sistem, aynı güç” iddiasıyla girdi. Muhalefet ise parti olarak ön plana çıkmadan şehirler özelinde aday iletişimini destekledi.

Adaylar kendi projelerini maksimum seviyede sahada olarak, insana dokunarak ve birleştirici bir söylemle anlattı. Bu birleştirici söylem oy aşamasında işe yaradı. Ancak en çekindiğim nokta, seçime itiraz aşamasında muhalefetin alacağı konumdu. Burada güçlü bir irade, duruş ve iddia gerekiyordu. İmamoğlu ve ekibi ilk günden itibaren başkanlığı aldığını iddia eden, mücadeleyi asla bırakmayacağını belirten ve rant düzeninin bittiği restini çeken söylemleri ile bir kez de burada kazandı.

Binali Yıldırım’ın bu seçimde şahsen bir iletişimi aslında pek de olmamıştı. Projelerini açıklamayı dahi genel başkanına bırakırken, seçim akşamından itibaren de saat başı basın açıklaması yapan İmamoğlu’nun kararlılığı ile yarışmadı. Verildiği için görevi yapmayı kabul eden bir aday ile bu vazifeyi tutkuyla arzulayan bir aday arasındaki yarışta kararlı olan kazandı.

Bir de samimiyet kazandı. Samimiyet taklidi çok zor bir duygudur. Gençliğe ulaşmaya çalışırken isterseniz onlarla bir bilgisayar oyunu oynayın, dilerseniz işçi evine misafir olun, isterseniz içmediğiniz şarabı övün, toplumu kandırmanın en zor olduğu şeydir samimiyetin taklidini yapmak.

Artı TV için yaptığımız seçim özel programında Ekrem İmamoğlu’ya gençliğe dair özel bir iletişim düşünüp düşünmediğini sorup Binali Yıldırım’ın PubG oynamasından örnek vermiştim. “Ben bilgisayar oyunu oynayan bir adam değilim, hiçbir genci de mış gibi yaparak kandırmam. Gençler onlara kimin fayda sağlayacağını bilirler, işte burada kültür merkezimiz gençliğin emrinde. İcraatıma baksınlar” demişti. İlk icraatı da gençler için aylık ulaşımı 50 TL’ye çekmek oldu.

Ekrem İmamoğlu seçimin başında “Kazandığımızda konvoy yapmayacağız, zafer gösterilerine girmeyeceğiz. Çünkü herkes için geliyoruz, herkes kazanacak” demişti. 17 günlük oy, tutanak ve sayım nöbetinden sonra 17 Nisan günü ben de Saraçhane’deydim. İmamoğlu araçtan hâlâ herkesin belediye başkanı olduğunu söylüyordu ancak ortalık bir zafer kutlamasındaydı. Bu şenliği muhalefet değil iktidar yarattı. Sıradan bir belediye seçimlerinden bir muhalefet lideri yarattılar, muhalefeti bir araya topladılar. Belediye önündeki toplulukta kimi insan sol yumruğunu havaya kaldırırken kimisi eliyle bozkurt, kimisi zafer işareti yapıyordu.

İktidarın kaybettiği durumlarda yaptığı öz eleştiri, şaşırtmadan her seferinde ülkedeki muhaliflere sert şekilde patlıyor. Aynı anda Soma davası sanığı Can Gürkan’a tahliye kararı verilirken, Eski ÖSYM Başkanı Ali Demir de şartlı salıverildi. Çocuklar öldürülmesin diyen Ayşe Öğretmen’e ve barış bildirisi imzacısı Prof. Dr. Füsun Üstel’e ise cezaevi yolu açıldı.

Bu hafta tüm kazanımlara rağmen neşe ile yazmıyorum bu yazıyı. Bağır bağır bağırıyorum: Biz bir demokratik kazanım yaşadık. Bu seçim hakkımızdı, aldık. Kurumları yaşatalım diye haykırıyordum, elimizde bir damla bile demokrasi kalsa onu kullanmak zorundayız. Gerisi teslimiyete girer. Boykot diyenlerin savunduğu şekilde bu iktidarın meşruluk kaygısı yok, bunu dayatacak olan bizleriz. Dayattık ve işe yaradı. Şimdi aynı kararlılıkla hukuku tamamen teslim etmeden, İstanbul oylarının sayımı için gösterilen kararlılıkla akademisyenlerin, gazetecilerin, KHK’lilerin, mazbatası verilmeyen tüm belediyelerin arkasında kalabalık durmamız, baskı unsuru olmamız ve yeniden kendimize güvenerek muhalefete katılmamız gerekli.

Muhalefete geçen belediyeler katılımcı ve şeffaf belediye anlamında önemli adımlar atıyor. Bütçeler, borçlar açıklanıyor. Belediyelere gelen çiçekler bağışa dönüştürülüyor. İhaleler durduruldu, dosyalar inceleniyor. Önümüzdeki günler pek çok geçmiş ihalenin acı faturalarını görecek gibiyiz.

Yerel yönetimlerin el değiştirip katılımcı ve şeffaf yapıya geçmesi demokrasi yolunda büyük bir adım, suyun başını tutan duvarlar yıkıldı. Buradan artık akabilmemiz lazım.

Bir hakkın nasıl yedirilmediğini tattık. Tadı damağımızdayken, tüm baskıların ve adaletsizliğin karşısında durmamız lazım. Biz halkız, bize herkes hesap vermek zorunda. Halka rağmen durulmaz hiçbir koltukta.

17 Nisan’da Saraçhane şu iki sloganla inliyordu: “Hak, hukuk, adalet” ve “Güzel günler göreceğiz, güneşli günler.”

Arzuladığımız güzel günler için daha gür bir sesle hak, hukuk ve adalet mücadelesine, kazanmanın tadına varmış şu coşkun halimizle devam. Füsun Hoca da Ayşe Öğretmen de bizim birincil derdimiz olmalı. Ha keza Rabia Naz’a ne olduğu da …

Bush 537 oyla başkan oldu ve o berbat dönemi tüm dünya birlikte yaşadı. Al Gore hâlâ daha fazla direnmediği için eleştirilir. 282 milyonda 537 kişi...

2 milyon 600 bin Pers ile mücadele eden 300 Spartalı

Dilerim bu kazanım, demokrasiye inanan herkese yeniden bir güç vermiştir.

Her birimiz birbirinden yek ve değerliyiz.

Bir araya gelince yapabiliriz.

Dertlerimizi bitti mi sandınız? Daha özgürleştirmemiz gereken çok alan var. Mücadeleye devam.

Azimli, umutlu, coşkulu pazarlar dilerim.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa