15 Nisan 2019 04:50

Gerçek

Paylaş

Yolculuklar ve tabii ki yolculuklarda katıldığım toplantılar nedeniyle aralıklı yazabildiğim yazılarıma sanırım Mayıs sonuna kadar uzun bir ara vermem gerekecek. Haziran başına kadar hiçbir hafta sonunu yazıları yazabileceğim koşullara olanak verecek ortamlarda geçirmem mümkün olmayacak. Yazıları yazmanın ötesinde, yazı yazabilmek için gereken biriktirme sürecinden de yoksunluk demek sürekli uçak tepesinde, otellerde ve farklı içerikli toplantılarda geçen zaman.

Sokağa çıkma yasaklarıyla başlayan, darbe girişimi iddiasının arkasından gelen OHAL uygulamaları ve sürekliliği ile sivil alanın maruz kaldığı saldırılarla devam eden baskı ve sindirme politikaları birlikte mücadele ettiğimiz pek çok dostu cezaevlerine doldururken henüz cezaevinde olmayan bizleri de dört yıldır aralıksız bir koşturmacanın ortasında bıraktı. Dört yıldır ruhumuz geride kaldı, şu sıra pek yetişeceği de yok. Onun için dostların cezaevlerinden yazdıkları yazıları özlemle bekler hale geldik. Hapishanenin “hane”sinde kendine ait bir oda yaratmaya çalışan canım dostum Ayşe Düzkan, oralardan bize J. Berger’i hatırlatıp; “Gerçeklik zarar verirse inkâr, zarar veren şeye yani gerçekliğe değil onu gösterene, hatırlatana saldırır.” diyerek tüm bu süreçte düşünen, eleştiren, kötülüğe karşı mücadeleden vazgeçmeyenlere yönelen saldırının gerekçesini vurgulayan canım avukatlarımdan Selçuk Kozağaçlı, ketılından bal damlayan, uğruna bağrımıza taş bastığımız, bugünlerde bize üretmenin hazzını bir kez daha yaşatan ve ikinci öykü kitabıyla aramıza karışan, gencecik bir avukatken TİHV’de tanıma onuruna eriştiğim sevgili Selahattin Demirtaş ve niceleri.

Adli Bilimler Kongresi’ne gitmeden önceki hafta içeriden gelen kadın seslerine yer vermiş, kadınların özgürlük mücadelesinin bazen güldüren, bazen de öfkelendiren anlatılarından söz etmiştim. Şimdilerde de sevgili İdris Baluken’in Üç Kırık Dal’ıyla içeride biriken insanlıkla yavaşlamaya, ruhum yetişsin diye ağırdan almaya çalışıyorum.

Bize biriktirdiklerini aktaranlarla biraz olsun yavaşlama çabası kadar, içeriden dışarıdan bizlere seslerini duyurmaya çalışan, tecride karşı sürdürdükleri açlık grevleri artık fazlasıyla kaygı verici boyuta ulaşan binlerce insanın sesine kulak vermeye, bu sesin duyulması için elimden geleni yapmak da boynumuzun borcu. Hep birlikte bu çığlığa kulak vermeli, İnsan Hakları Derneği’miz, TİHV, Tabip Odaları ve ÇHD’li, ÖHD’li avukat dostlarımızın özverili çalışmalarıyla bizlerle paylaştıkları cezaevlerinin ağır koşullarını daha da görünür kılmak için uğraş vermeliyiz.

Canım Selçuk Kozağaçlı’nın hatırlatmasıyla devam edelim. Gerçek canınızı acıttığında o gerçeği inkâr, gerçeği dile getireni düşman bellemek değil, canınızı acıtan gerçeği değiştirmek için mücadele etmek gerek. Cezaevlerindeki hak ihlalleri ve tecrit bir gerçek ve canımızı yakıyor. Bu gerçeği görmek ve değiştirmek gerek!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa