26 Mart 2019 04:00

Sadece oy vermek yetmeyecek, sahip çıkmak da gerekecek

Paylaş

YSK tarafından (yasalara göre) tamamen yasaklanmasına karşın, devletin ve belediyenin bütün imkanları kullanılarak düzenlenen Cumhur İttifakı’nın İstanbul mitingi, bir AKP+MHP mitingi olmasına karşın, eski AKP mitinglerinin kalabalığını bile toplayamadı. Biraz da alandan aldıkları olumsuzlukla, Erdoğan ama özellikle de bu mitingin asıl konuşmacısı olarak öne çıkarılan Bahçeli, İstanbul’u “son siper” ilan etti; "Bu siper düşerse Türkiye’miz gider, nice miras ve emanetler kararır" diyerek, “beka” vurgusunu İstanbul üstünden yineledi.

Bahçeli’nin “beka” performansından sonra Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın ise, döviz üstünden spekülasyon yaptığını iddia ettiği finansçıları tehdit etmek için “Boğazın iki yakasına tanzim satışı yapacak kalıcı halk pazarları açacağı” “müjdesi”ni verdi!

‘CUMHUR’ İÇİN SONDAN BİR ÖNCEKİ SİPER ANKARA!

Mitingi izleyen yayın yönetmenimiz Fatih Polat, “AKP’nin Yenikapı mitingleri içinde bu mitingin, ‘beka, fetih, düşman, bayrak, peygamber, sefer, zafer, bölünme’ kavramlarının en sık kullanıldığı miting” olduğunu belirtiyor.

Cumhur İttifakı’nın “son siperi” sadece İstanbul değil. Ellerinden daha hızlı bir şekilde kayıp gittiği anlaşılan Ankara da “son siperler”den diğeri. En azından Cumhur İttifakı’nın “sondan bir önceki siper”i! Bunu Erdoğan hemen her gün dile getiriyor. Sadece dile de getirmiyor, Ankaralıları “Eğer Yavaş’ı seçerseniz size de fatura keseceğiz” diyerek tehdit ediyor!

Erdoğan, Yavaş’a yönelik düşüncelerini TGRT TV’de açıkça ifade etti: "Bu zatın (Mansur Yavaş) zaten seçim öncesi veya sonrası ne olacağı belli değil...Üstelik bir de bu adam vergi noktasında da vergi kaçakçısı. Şu anda Maliye Bakanlığı kayıtlarında bu durumda geçiyor...Böyle bir insanın Ankara gibi bir yere belediye başkan adayı olması hazmedilemez!"

‘CUMHUR’ ‘MİLLET’İ HDP KONUSUNDA SİNDİRDİ!

HDP’ye yönelik suçlamalarında ise ölçü endaze tanımıyor, Erdoğan ve Bahçeli başta olmak üzere Cumhur İttifakı’nın sözcüleri.

CHP, İYİ Parti ve Saadet Partisine yönelik eleştirilerin (suçlamalarının demek daha doğru) merkezine bu partilerin HDP ile “ilişkilerini” koyan Cumhur İttifakı, son günlerde iddialarını, bu partilerin listelerindeki Kürt belediye meclisi adaylarının PKK’li olduklarına kadar götürdü!

Sabah gazetesindeki “bazı gazeteciler”den başka kimsenin görmediği “istihbarat raporları’na göre, bu üç partinin listelerinde 334 PKK’li varmış!

HDP’nin belediye başkanı adayları ve listeleri ise zaten tümden PKK’li! Onlara göre HDP de artık, “PKK ile arasına mesafe koymayan” değil,  “Açıkça PKK’nin uzantısı, yöneticileri de PKK’li olan bir parti!”

Erdoğan-Bahçeli ittifakının, HDP düşmanlığı ile halk indinde “prim yaptıklarını” gösteren bir işaret yoksa da HDP’yle ilişkiler konusunda CHP ve İYİ Partiyi epeyce sindirdiklerini kabul etmek gerek. Çünkü bu partiler parlamentonun üçüncü büyük partisiyle ilişkilerini “Bizim HDP ile nasıl bir ilişki içinde olduğumuz sizi ilgilendirmez. İster açıkça ittifak yaparız, ister gizli iş birliği. Hele de HDP’nin nasıl bir seçim taktiği hayata geçirdiği bizi de sizi de ilgilendirmez” diyemiyor.

HALKIN TUTUMU MİLLET İTTİFAKI’NDAN DAHA İLERİ!

Nitekim Millet İttifakı’nın sözcüleri, Cumhur İttifakı’nın “HDP ile gizli ittifak yaptılar” suçlamalarına karşı, bir ittifak olmadığını yemin billah ederek kendilerini temize çıkarmak istiyorlar.

Öyle ki, HDP’ye oy veren seçmen kesimlerine bile, açıkça ve ağız dolusu “Oyunuzu bize verin ki, şu Cumhur İttifakı’ndan ‘kayyım’ın, size yönelik baskıların da hesabını soralım”  diyemiyorlar!

Ama halkın, oyunu nasıl kullanacağına yönelik bu tehditler ve oluşturulan antidemokratik seçim ortamına karşı tutumunun, Millet İttifakı’ndan daha ileri olduğunu görüyoruz. Nitekim tehditlere, “rüşvetli-sopa”lı baskılara karşı hem bölge illerinde hem de bu baskıların had safhaya vardırıldığı Ankara’da Cumhur İttifakı’na karşı oy kullanacak kesimler içinde bir çözülme, bir sinme yerine kendi oyuna, iradesine sahip çıkma kararlılığının arttığı haberleri geliyor.

Aslında halkın baskılar karşısında tepkisini artırdığını, 7 Haziran seçiminden beri (belki 2015’teki 1 Kasım seçimi dışında) halkın “majestelerinin muhalefeti” çizgisinde davranan muhalefetten daha ileri bir siyasi bilinçle hareket ettiğini görüyoruz.

HALKIN, İRADESİNE NE ÖLÇÜDE SAHİP ÇIKTIĞI BELİRLEYECEK

Toplam olarak baktığımızda seçime birkaç gün kala siyasi iklim; seçimi muhalefet kazanırsa, yani AKP istediği sonuçları alamazsa, seçimin sonuçlarını tanımayacağı, dolayısıyla vatandaşa, “Nasıl olsa sizin seçtiklerinizi kabul etmeyeceğz, yerlerine kayyım ya da başka yollarla kendi adamlarımızı getireceğiz. Onun için bizim istemediğimiz adaylara oy vererek oyunuzu boşa harcamayın” imajı vermek istiyor.

Bunun anlamı şudur: Eğer iktidar seçimde oylar düzeyinde gerekli tepkiyi ve seçimden sonra da oylarla ifade edilen iradeye sahip çıkılacağı kararlılığını görmezse bugün yaptığı tehditleri gerçeğe döndürmekte tereddüt göstermeyecektir. Bunu için İçişleri Bakanlığı ve iyice partizanlaştırdığı yargıyı kullanacaktır!

Demek ki bugün seçmen yurttaşlar, sadece seçimde oylarını istedikleri doğrultuda kullanmak değil ama aynı zamanda iradelerine yönelik muhtemel girişimlere karşı tavır alacak bir mücadele hattına da girmek için hazır olmak durumundadır.

 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa