25 Mart 2019 04:55

İslamofobi’ye karşı ‘ileri değerler’ etrafında bir mücadele ihtiyacı

Paylaş

31 Mart seçimine bir haftadan az kaldığı şu günlerde, “beka cephesi”, her “yılan”a sarılıyor. Bu “yılanlar”dan birisi de “İslamofobi”, ırkçılık”, “dincilik” üstünden dış dünyada gelişen olayları istismar etme! Çünkü bu, Cumhur İttifakı’nın cephaneliğindeki en eski ve çoğu zaman da prim yapan bir silahtı. Erdoğan ve Bahçeli bu “yılan”a aynı zamanda, “beka” demagojisine inandırıcılık kazandırabilmek için sarıldılar!

Tam da seçim gününe yaklaşırken, dış dünyada iki önemli gelişme yaşandı:

1-) Yeni Zelanda’da Avustralyalı bir terörist olan Tarrant, iki camiye saldırarak, 50 Müslümanı katletti!

2-) Trump, Twitter hesabından, “52 yıldır İsrail işgali atında olan Golan Tepeleri’nin ilhak etmesini tanınması” gerektiğini açıkladı.

YENİ ZELANDA VE HOLLANDA’DA ÖNEMLİ ÇIKIŞ

Ancak, Erdoğan ve partisinin, “İslamcı yaklaşım” etrafında oluşturulan bu stratejinin yanlışlığı, hatta saçmalığı, son günlerdeki iki gelişmeyle gözler önüne serildi.

Bu gelişmelerden birincisi Yeni Zelanda saldırısı sonrasında yaşandı.

Saldırı sonrasında, Erdoğan Çanakkale’den yukarıda özetine yer verdiğimiz sözlerle Yeni Zelanda’ya adeta savaş ilan ederken, Yeni Zelanda halkı, başbakanları Jacinda Ardern önderliğinde, saldırıya karşı halkı harekete geçiren bir tepki organize etti. Bir adım daha atarak katliam kurbanları için yapılan törenlerde Müslüman olmayan tüm kadınlarla birlikte Başbakan da törenlerde başörtüsü takarak, bir yandan saldırıya uğrayan Müslümanlarla dayanışma hassasiyetlerini gösterirken öte yandan da teröristlerin “İslamofobik” suçlamalarına karşı da bir tepki ortaya koymuş oldu.

Bu konudaki ikinci gelişme ise, 21 Mart’ta; Avrupa’da ilk burjuva devriminin (1609) ülkesi ama son yıllarda ırkçılığın, yabancı düşmanlığının, İslamofobi, göçmen karşıtı politikanın yükselişi ile gündeme gelen Hollanda’da yaşandı.

Geçtiğimiz hafta (20 Mart günü) yapılan “Eyalet Meclisi seçimleri” seçiminde, aşırı sağcı Özgürlükler Partisi ve Demokrasi için Forum Partisinin güçlenerek çıkması karşısında anti faşist, demokrat, ırkçılık, göçmen karşıtı Hollandalılar sokağa çıktı!

DAHA KÖKLÜ VE DAHA KAPSAYICI BİR MÜCADELE OLANAKLI

Gösteriye katılanlar; “Mültecileri ve göçmenleri değil, kapitalizmi ve ırkçılığı suçla”, “Mültecilere kapı açık, kapitalizme değil”, “Irkçılığı durdur”, “İslamofobi’yi durdur”, “Mültecilere kapımız açık, ırkçılara değil”, “Hollanda doldu, bütün ırkçılar sınır dışı”, “Irkçılık bir fikir değildir”, “İnsan ol, saygılı ol” yazılı dövizler taşıdı; konuşmalarda “Şiddete, savaşa, ırkçılığa, ayrımcılığa hayır” mesajları verildi.

Her iki eylemde de öne çıkan sloganlar ve tutum; ırkçılığa, ayrımcılığa, “göçmen karşıtlığına”, “İslamofobi”ye karşı çıkma merkezlidir. Yani bu eylem; neonazi, neofaşist ve gerici odakların hedefine koyduğu toplumsal kesimlerin talepleriyle birleşen ve elbette ki, onlara yönelik “nefret söylemi” ve “ötekileştirme”ye karşı olan demokratik temelli bir mücadelenin parçasıdır.

Bunlar da açıkça gösteriyor ki; İslamofobi, ırkçılık ve göçmen karşıtlığına karşı tavır alanlar sadece İslam inancında olanlar, hele de Türkiye ve İİT değildir. Tersine bu alanda batı dünyasında çıkan tepkiler daha köklü (demokrasi talepleriyle birleşen), daha kapsayıcı (Müslüman olmayan halklara yönelik ayırımcılığı da kapsayan) az çok insanlığın ileri değerlerini savunma etrafında çok geniş kesimleri içene alacak bir mücadeledir.

Bu yüzdendir ki, Erdoğan ve onun motive ettiği, İslamofobi’ye, göçmen karşıtlığına, ayırımcılığa karşı mücadele çizgisi gürültülü propagandaya karşın, gerçekte mücadelenin zeminini daraltan, mücadeleyi, İslamofobi-Haçlıfobi taraftarlarının mücadelesine indirgeyerek, iki taraftada da gerici, ırkçı, din-mezhep farklılığını, milliyetçiliği kışkırtan bir çizgiye çekmektedir.

HER SALDIRI TÜRKİYE’YE YÖNELİK BİR SALDIRI MI?

Yeni Zelanda saldırısı sonrasında Erdoğan, “...Dedeleriniz geldiler, burada olduğumuzu gördüler, kimi ayakta kimi tabutta geri döndüler. Aynı niyetle gelecekseniz sizi de bekleriz. Sizleri de dedeleriniz gibi uğurlayacağımızdan hiç şüpheniz olmasın” diyerek Hantington’un ünlü “Medeniyetler Savaşı” konseptine paralel bir çizgiden adeta “Hıristiyan dünya”ya savaş ilan etti!

“Golan Tepeleri”ne ilişkin Trump’ın çıkışına karşı ise yine Erdoğan ağzından şu yanıt verildi: "Türkiye'nin ve İİT'nin böyle hassas bir meselede sessiz kalması, emrivakilere boyun eğmesi düşünülemez. Golan Tepeleri'nin işgalinin meşrulaştırılmasına asla izin vermeyiz, veremeyiz!"

Böylece “Golan Tepeleri” sorunun asıl bağlantısı olan Filistin davasını Erdoğan, “Türkiye’nin ve İİT’in sorunu”na indirgedi.

Bu konuda Evrensel’in uzun zamandır sürdürdüğü tartışmalar bir yana, son bir haftadır da bu köşede konunun üstünde ısrarla duruluyor. Ki bu, Erdoğan’ın “İslam’ın kurtarıcı lideri”, Türkiye’nin de “İslam’ın koruyucu ülkesi” ilan eden stratejidir. AKP-Erdoğan yönetimi ve Cumhur İttifakı, dünyanın her köşesinde İslam topluluklarına yönelik, ideolojik, diplomatik, bireysel ya da örgütsel terörist her girişimi Türkiye’ye yapılmış bir saldırı gibi göstererek, iç politikada halkın İslami hassasiyetlerini istismar eden bir politikayı benimsemiştir. Seçimde de bu tutum had safhaya vardırmıştır.

(*) İİT’nin böyle öne çıkarılma nedeni de İİT’nin dönem başkanının Türkiye’de (Erdoğan) olmasıyla ilgilidir. Çünkü İİT’nin bugüne kadar aldığı hiçbir kararın arkasında durmadığı bilinmektedir.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa