15 Mart 2019 04:40

Dışarıda sıkıştıkça içeride geriyor!

Paylaş

Yapılan kamuoyu araştırmaları iktidarın ‘beka’ söyleminin toplumun geniş kesimlerinde kabul görmediğini gösteriyor. Ancak gerilimi tırmandırmayı ve toplumu kamplaştırmayı ülkeyi yönetmenin bir aracı haline getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan ve ortağı Bahçeli, bu söylemde ısrar ediyor. Bu söylemi etkili kılmak için HDP’yi “teröristlik” ve CHP, İYİ Parti ve Saadet’i de “terör iş birlikçiliği” ile suçluyor. Yetmiyor, “Kürdistan” söylemi üzerinden milliyetçi çevrelerde şoven duyguları hortlatmaya çalışıyor. Ve en son yalan olduğunu bile bile İstanbul’da kadınların 8 Mart yürüyüşünde ezanın ıslıklandığını söyleyerek bu kez dini hassasiyetler üzerinden gerilim ve kutuplaştırma siyasetini sürdürüyorlar. 

Öte yandan tek adam rejiminin uzunca bir süredir toplumu Erdoğan şahsında bu rejimi savunanlar ve buna karşı olanlar biçiminde kutuplaştırdığı ve ayrıca bu iktidara karşı olanları ülkeye yönelik bir ‘tehdit’ gibi göstermeye çalıştığı biliniyor. Bu nedenle iktidar, belediye başkanlarının belirleneceği yerel seçimlerde bile “Erdoğan’ı devirmek istiyorlar” söylemine sarılıyor-ki, muhalefet laf olsun diye yapılmıyorsa iktidarın devrilmesini istemek muhalefet olmanın bir gereğidir.

Öncelikle şunu söylemek gerekir ki, dün AKP’ye oy vermiş kesimlerin azımsanmayacak bir kesiminde iktidara karşı bir tepkinin oluşmaya başladığı bugünkü koşullarda gerilimi tırmandırarak toplumu din ve milliyetçilik üzerinden kamplaştırma siyaseti, iktidar tarafından yerel seçimleri ‘yara’ almadan atlatmak için tek çıkar yol olarak görülüyor. Ama sadece bu kadar değil. 2018’in son çeyreğine dair ekonomik veriler ekonomik krizi bütün açıklığı ile gözler önüne serdi ve dahası toplumun geniş çevrelerinde iktidarın geçici önlemler alarak atlatmaya çalıştığı seçimlerden sonra ekonomide daha ağır sonuçların ortaya çıkması beklentisi var. Dolayısıyla ortadaki tablo iktidarın baskı ve gerilim siyasetinin sadece seçimlere yönelik olmadığını/olmayacağını da ortaya koyuyor.

Burada göz ardı edilememesi gereken bir diğer önemli nokta da iktidarın “beka”, “ezan”, “Kürdistan” gibi söylemler üzerinden içeride gerilimi sürekli tırmandırmaya çalışmasının başta Suriye olmak üzere bölgedeki (Ortadoğu) sıkışmışlığından bağımsız düşünülemeyeceğidir. 

Hatırlatmak gerekir ki, geçen yılın son günlerinde (14 Aralık) Trump ve Erdoğan arasında yapılan telefon görüşmesinde Trump’ın ABD’nin Suriye’deki askerlerini çekeceğini söylemesi, Türkiye’nin kısa sürede Fırat’ın doğusuna müdahale edebileceği beklentisi yaratmıştı. Ancak ABD cephesinden sonradan yapılan açıklamalar, ABD’nin Türkiye’nin Suriye Kürtlerine müdahalesine kapı aralamak değil; Türkiye’deki iktidarı İran’a karşı kendi stratejisine kazanmak istediğini göstermişti. Buna karşı Erdoğan iktidarının Suriye Kürtlerine yönelik müdahaleyi Rusya ve İran üzerinden zorlama girişimleri de bu ülkelerin Suriye devletinin egemenlik haklarına (Sınır güvenliğinin Suriye rejimi tarafından sağlanmasını öngören Adana mutabakatı) vurgu yapmaları nedeniyle çıkmaza girmişti. Ayrıca Rusya’nın iki gün önce İdlib’deki radikal İslamcı gruplara yönelik hava operasyonu, Türkiye’nin burada da bugüne kadar desteklediği İslamcı örgütler ve Rusya arasında daha fazla sıkışacağına işaret ediyor. 

ABD’nin, Rusya’dan S-400 füze savunma sistemi alınması halinde Türkiye’ye yaptırım uygulayacağı tehdidi karşısında başta Cumhurbaşkanı Erdoğan olmak üzere iktidar sözcülerinin sessizliği de bu sıkışmışlığın en açık göstergelerinden biridir. Yoksa Türkiye’deki iktidarın bölgede ABD ve Rusya arasındaki çelişkileri kullanarak kendine hareket alanı yarattığı dönemlerde Erdoğan, her söze “Eyyy Amerika” diyerek başlamakta ve iktidar destekçisi medya tarafından “Emperyalizme kafa tutan lider” olarak sunulmaktaydı.

Yine hatırlatalım. Erdoğan Fırat’ın doğusuna operasyonu yüksek sesle dillendirdiği dönemlerde, bu açıklamalar mecliste HDP dışındaki muhalefet partileri tarafından da destek görüyor, mesela Kılıçdaroğlu da Türkiye’nin müdahale hakkı olduğunu savunuyordu. Dolayısıyla iktidar, seçimlerden önce yapılacak bir operasyonla muhalefetin önemli bir kısmını da yedekleyebileceği ya da en azından etkisiz kılabileceği ve yine HDP ve demokrasi güçlerine yönelik saldırganlığına meşruiyet alanı yaratabileceği hesabını yapıyordu. Ancak sahadaki dengeler en azından bugün için böylesi bir operasyonun yapılabilirliğini önemli oranda sınırlamış durumda. Hal böyle olunca iktidarın elinde, kala kala olası bir operasyonla yedeklemek istediği çevreleri içeride gerilim ve kutuplaştırmayı derinleştirerek kazanmaya çalışmak kaldı. 

Sonuç olarak, dışarıda müdahaleci politikayı sonuna kadar zorlayacağı ve içeride de baskı ve gerilimi ülkeyi yönetmenin bir aracı olarak kullanmaya devam edeceği dikkate alındığında bölgede barış ve ülkede demokrasi talepleri etrafında halk güçlerinin en geniş birliğini sağlamak, bugün kendisi bu ülke için bir ‘beka’ sorunu haline gelen iktidara karşı tutarlı ve etkili bir mücadele için olmazsa olmaz bir önem kazanıyor.  

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa