14 Mart 2019 04:10

Gerginlikle tükenmek

Paylaş

Yöneticisinden teknik direktörüne, futbolcusundan taraftarına kadar herkes gergin. Çünkü orta(m)da gerek saha içi, gerekse saha dışı bağlamında, rekabetten ve mutlak kazanma anlayışından kaynaklanan gerginliğin üstesinden gelebilecek güzellikler yok. Zaten futbolun eğlenerek ve keyif alınarak/verilerek icra edilmesi gereken bir oyun olduğu çoktandır unutulmuş durumda. Diğer bir deyişle oyun, endüstriyel dayatmalar ve donanımlar ekseninde bir pay/rant kapma savaşımına dönüşeli beri, keyif ve eğlence boyutundan tamamen arındırıldı.

Güzel ve dürüst oyun artık hiç kimsenin umurunda değil. Tek hedef, kazanmak!.. Eğer karşılaşma kazanılmadıysa, sahada güzellikler sergilemiş ya da mesela kadronda umut veren gençlere yer vermiş olsan da, bunlar insanları tatmin etmeye yetmiyor. Buna karşılık, kazanınca, kötü oynamış bile olsan, bu asla sorun edilmiyor. Kötü oyun, “Önemli olan kazanmaktı” şeklinde özetlenen skorcu bakış açısıyla kamufle edilip kolaylıkla sindirilebiliyor. Kazanmak her türlü sorunun çözümünü sağlayan, (Aslında ortama egemen olan “Ne kadar çok para harcarsan, başarılı olma şansın o kadar artar” anlayışına bakıldığında öteleyen demek daha doğru olur) sihirli bir reçete etkisi yaratıyor adeta!..

Tek hedefin kazanmak olduğu, yüksek kaygı düzeyli bir ortamda gerginlikten uzak kalma imkanı haliyle ortadan kalkıyor…

Gerginlik, maçlardan sonra teknik direktörlerin basın toplantısındaki konuşmalarına da fazlasıyla yansıyor. Maç kazanılmış olsa bile suratlar asık, ifadeler ciddi, tavırlar asabi.

Çünkü ortada mutluluk kaynağı olabilecek herhangi bir güzellik yok. Güzelliklerden uzak düşüldükçe gerginlik derinleşiyor ve yaygınlaşıyor. Öyle ki gerginliğin hüküm sürdüğü atmosferin etkisiyle çoğu zaman teknik direktörlerin ne demek istediği, ne anlatmaya çalıştığı bile anlaşılmıyor. Bildiklerini açık açık söylemek yerine, sürekli olarak üstü kapalı ifadeler kullanmayı ve bir yerlere ya da birilerine göndermede bulunmayı tercih ettikleri için de konuşmalar bir süre sonra tam anlamıyla bilmeceye dönüşüyor. Konuşurken zaman zaman, ileride ihtiyaç duyabilecekleri olası geri adımlara imkan veren tarzda, her yana çekilebilecek ifadeler kullanmaya çabalıyorlar. Ne yazık ki bu, kafaları daha da karıştırmaktan başka bir işe yaramıyor. Kolay değil tabii. Bir yandan kendi camiana moral ve umut vermeye, diğer yandan size karşı kurulan tezgahları ve bu tezgahlar yüzünden ne kadar mağdur duruma düştüğünüzü anlatmaya çalışacaksın!..

Hele ki bir de işin içine çeşitli polemikler, dedikodu ya da kendilerine sorulan saçma sapan sorular girdiği zaman daha da yükselen gerginlikle birlikte teknik direktörlerin ayarı iyice bozuluyor. Polemiklere laf yetiştirmeye, dedikodulara tepki göstermeye ya da kendilerine sorulan sorulara cevap vermeye çalıştıkları böyle anlarda, anlaşılmazlığın zirvesine çıkıveriyorlar.

Ekonomik ya da yönetsel konular bir yana, teknik konulardaki konuşmalarına bakıldığında da teknik direktörlerin gerek kendi kulüplerinin, gerekse de ülke futbolunun geleceği açısından umut verdikleri söylenemez…

Aynı dili konuşan insanlar arasındaki bu karmaşık iletişim düzeyini görünce insan ister istemez, teknik direktörlerin yabancı oyuncularla tercüman aracılığıyla kurdukları iletişimin ne denli sağlıklı olabileceğini sorgulamaya başlıyor. Ama belki de bizim futbol ortamımızda başarılı olmanın yolu teknik direktörleri yeterince anlamamaktan geçiyordur!..

Şu bir gerçek ki, kazanmakla değil, güzelliklerle mutlu olabilmeyi öğrenemediğimiz, keyif almayı ve eğlenmeyi oyunun asli unsurları haline getirmeyi başaramadığımız sürece anlamsız gerginliklerin pençesinde kendimizi tüketircesine debelenmekten kurtulamayacağız…

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa