22 Şubat 2019 08:50

Kriz götürür mü?

Paylaş

“Para yağmur gibi yağarken bol bol almışız. Geri ödeme zamanı gelince nereden çıktı bu demeye başlamışız” (Binali Yıldırım, son “Düşük Profilli Başbakan, Eski Meclis Başkanı, Şimdi AKP İstanbul Belediye Başkan Adayı.) Bu sözler ülkenin bugün yaşadığı güncel, somut krizin tamamını değilse de ana nedenlerinden birini açığa vuracak niteliğe sahip ifadelerdir.

Bu sözlerin bilinçle, ya da bilinçsizce ağızdan dökülmesinin, veya politik saflığın bir itirafı olup olmamasının bir önemi yoktur. Ama “Dolar silahının çekilmesi, Trump tweeti, soğan patates teröristleri, market, halci terör örgütleri” demagojilerini yerle bir eden bir içerik taşımaktadır. İktidar sahiplerinin arada bir bu tür itiraflarda bulunan üyeleri olur ve onları buna zorlayan içtenlikleri ve samimiyetleri değil, yaşanan gerçeklik karşısında düştükleri şaşkınlıktır.

Büyük Şairimiz Nazım Hikmet, “sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin” demişti. Mutluluğun tarifi kişilere ve durumlara göre değişse de, bugünün Türkiyesi’nde yoksulluğun ve işsizliğin resmini çekmek de yapmak da olanaklıdır. Tanzim satışların önünde uzayıp giden soğan, patates kuyrukları, işsizlik kurumunun önünde bir küçük iş için uzayıp giden iş kuyrukları -0n kişilik bir işe on iki bin kişinin başvurması gibi- bize bu resmi tüm gerçekliği içinde vermektedir.

Son açıklanan TÜİK verilerine göre sanayi üretimi yüzde ona yakın -9.8- daralmıştır. İşsizlik resmi rakamlara göre yüzde 12’yi aşmıştır. Ülke ekonomisinin dışa bağımlılığının somut göstergelerinden birisi olan ve ithalat yapamayınca üretemeyen yapı için gelecek dönemin alarm zilleri olan ara malları ve sabit sermaye ithalatı  hızla düşmektedir, sırasıyla bu düşüş yüzde 1.2 ve yüzde 2.2’dir. Yani yakın gelecekte üretim artışı hayaldir. İnşaat sektörü sadece daralması ve elde stokların birikmesiyle değil, yüzde 70 yabancı kaynak kullanımı ile krizin oluşumuna -yabancı para ile borçlanma döviz krizine katkı- ve katkısıyla öne çıkmaktadır.  

Devletin dış borçları, kefil olduğu dış borçlar ve özel sektörün dış borçları beş yüz milyar doları bulmuştur. İç borçlanma rakamları da dev hızlarla artmaktadır. Son on iki ayın cari açığı 27.6 milyar dolardır. Ülkenin krize girdiği dönemlerde ithal edip üretememekten kaynaklanan dış ticaret fazlasının stokların eritilmesiyle sonuna gelinmiştir. Açıkçası nereden bakılırsa bakılsın kriz derinleşmekte, krizin tüm yükü halkın sırtına yıkılmaktadır. Bu yıkmanın seçimler sonrasında katlanarak büyüyeceği  çok açıktır. Daha büyük zamlar, vergi artışları sırada beklemektedir.

Şimdi yazının başlığına da yansıyan soru şudur: Ağır bir ekonomik krizin yaşanması iktidarı götürür mü? Götürür diyenler 2001 krizi sonrasında klasik burjuva partilerinin yerle bir olmasını ve giden hükümeti örnek göstermektedir. Ancak unutulmamalı ki krizin ardından bir genel seçim yapıldı ve halk o dönemin iktidarına tepkisini oylarını vermeyerek ortaya koydu. Eğer erkene alınan seçimler yapılmasaydı o günkü hükümet yönetmeye devam edecekti. Ama halk öfkesini parlamenter bir yoldan açığa vurmuştu.

Politik tecrübeler bize iktidar ve yönetenler için içinden çıkılamayacak durumların olmadığını gösteriyor. Son günlerde olup bitenden kendisi dışında herkesi sorumlu gösteren demagoji ve atılan bazı adımlar bu yönde bir işarettir. Bu durumu ancak kitlelerin mücadelesi değiştirebilir. Kriz bu mücadele için zemini olgunlaştırmaktadır. Kriz iktidara karşı öfkenin büyümesine, mücadele isteğinin ortaya çıkmasına yol açacak bir gerçekliktir. İlerici, devrimci bir muhalefet eğer bu durumu doğal sonuçlarına vardırabilecek bir çalışma ve yetenek gösterebilirse hiç bir iktidar koltuğunu koruyamaz, egemenliğini sürdüremez. Bu olmazsa iktidar yine düşebilir ama bunun meyvelerini, geçici de olsa düzen muhalefeti toplar.

Burada önemli olan diğer faktör şudur; ülke mart sonunda yerel seçimlere gitmektedir. Bu yerel seçimlerin “altı üstü yerel seçim, belediye başkanı seçilecek, iktidar yerinde kalacak” yaklaşımı ile değerlendirilemeyeceği açıktır. İktidar partilerinin -Cumhur İttifakı- son cumhurbaşkanlığı seçimlerinin altına düşmeleri, bu oranın miktarı, İstanbul ve Ankara’dan çıkacak sonuçlar, halkın genel durumunu, iç politikanın nereye doğru evrileceğini açık seçik ortaya koyacaktır. Seçim yerel olsa da sonuçları genel, çarpıcı ve mevcut dengeleri sarsıcı nitelikte olacaktır.

Bunun sadece ilerici, solcu adaylara verilecek oy oranları ile bir ilgisi de yoktur. Belirleyici olan iktidara duyulan tepki ve öfkenin ortaya çıkmasıdır. Bu durumda hiç bir iktidar mevcut durumunu  uzun süre koruyamaz, hiç bir şey olmamış gibi yoluna devam edemez. Politik mücadelelerin kimsenin etkilerinden kaçınamayacağı nesnel kuralları vardır ve bunları görmezden gelmek, hesaba katmamak politik mücadeleyi ıskalamak anlamına gelir. Ama halkın ıskalama şansı yok ve o tutumunu ortaya koyacaktır. Sonrasını hep birlikte göreceğiz. 

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa