20 Şubat 2019 08:45

Yargının görevi burun sürtmek mi?

Paylaş

Duruşma salonundan çıkarılan avukatlar… İktidarı eleştirdiği için savunması kesilerek duruşmadan çıkarılan gazeteciler… Son iki yıl, Türkiye’de epey bir zamandır siyasallaştığını tartıştığımız yargının hızla en dibe doğru gidişine tanıklık ettik.

Bugün ise, o dibin ne anlama geldiğini gözümüze sokarcasına gösteren kararlarla karşı karşıyayız.   

Para ve hapis cezalarının vaka-i adiyeden hale geldiği yargı pratiklerine, bir de ‘burun sürtme’ kararları eklendi.

Galatasaray Üniversitesi İletişim Bilimleri Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Gülsün Güvenli’nin ‘Bu suça ortak olmayacağız’ başlıklı barış bildirisine imza attığı için yargılandığı ve 12 Şubat günü Çağlayan’daki İstanbul Adliyesi 37. Ağır Ceza Mahkemesinde görülen davada, heyet Güvenli’ye 1 yıl 3 ay hapis cezası verdi. ‘Hükmün açıklanmasının geri bırakılması’ uygulanmasına karar veren mahkeme heyeti,  daha önce örneğine rastlanmayan bir kadar daha verdi. Mahkeme beş yıl denetimli serbestlik süresine tabi tutulmasına karar verdiği Güvenli’nin bir ‘şehit ailesini’ ziyaret etmesi hükmünü getirdi.

Peki denetimli serbestlik kararlarında böylesi bir uygulama normal mi? Deneyimi ve bilgisine güvendiğim bir iki hukukçuyu arayarak sorduğumda, denetimli serbestlik durumlarında bazı kamu işlerinin yapılmasına dair kararlar verildiğini söylediler. Yıllardır dava izleyen bir gazeteci olarak benim genel izlenimim de buydu.

Ardından Adalet Bakanlığı Ceza Ve Tevkifevleri Genel Müdürlüğü Denetimli Serbestlik Daire Başkanlığının internet sitesine girdim ve ‘sıkça sorulan sorular’ bölümünde, “Kamuya yararlı bir işte çalıştırma cezası alan kişiler ne tür işlerde çalıştırılıyor?” sorusunun altındaki yanıt şöyleydi: “Hakkında kamuya yararlı bir işte çalışma cezası verilen kişilerin çalışacağı işler hükümlünün durumu göz önünde bulundurularak hizmetler listesi doğrultusunda mahkemece belirlenir. (Örneğin ağaç dikim ve bakımı, genel hizmetler, temizlik ve badana boya işleri vb. işler.) Hükümlünün çalışacağı yer kişinin ikametgahı, yaptığı iş ve isteği de dikkate alınarak denetimli serbestlik müdürlüğü tarafından belirlenir.

Hükümlüler;

- Belediyelerin park ve bahçe işlerinde,

- Okulların bakım ve onarım işlerinde,

- Kaymakamlık hizmet binalarının temizliğinde,

- Karakollarda temizlik işlerinde,

- Kızılay Derneğinde çadır dikim işlerinde,

- Halk kütüphanelerinde çalıştırılmaktadırlar.

- Sıhhi tesisatçı ve elektrikçi gibi meslek sahibi hükümlüler mesleklerine uygun işlerde çalıştırılmaktadırlar.”

Barış talep edilen bir metne imza attığı için yargılanan Akademisyen Gülsün Güvenli için verilen ‘şehit ailesini ziyaret’ hükmü, ‘yaptığı iş’ ile ve konumuyla nasıl bağdaştırılmış olabilir peki? Burada çok açık ki, mahkeme heyeti o bildiri karşısında iktidarın bakışıyla uyumlu bir ideolojik duruş üzerinden, bir ‘burun sürtme’ eylemine girişiyor. İnsanların ölmemesi için bu bildiriyi imzalamış olan bir akademisyenin önüne, sonucu belki tehlikeli bile olabilecek bu hüküm konulurken, aslında ‘şehit ailesi’ gerçekliği de nesneleştiriliyor. Her iki açıdan da sorunlu bir hükümle karşı karşıyayız yani.

Karara ilişkin olarak, Cumhuriyet’ten Hilal Köse’ye konuşan 24 yıllık Akademisyen Gülsün Güvenli de şöyle diyor: “Aileyi düşündüm. Bana verilen yükümlülük benim için zül değil, ceza değil, büyük onurla gidip yaparım bunu. Keşke bütün şehitlerin ailelerine gidebilsek, imkanımız olsa. Üzerinden dört yıl geçmiş. Ve aileye, ‘Zorla getiriyoruz’ diye sunulacak ister istemez. O ailenin hislerinin ne olabileceğini anlamaya, düşünmeye çalıştım. O çok zor geldi bana, yani aile adına zor geldi. Ayrıştırıcı bir şey diye de düşünüyorum. Sanki nefreti körükleyici bir karar gibi geliyor bana.” (Bizi karşı karşıya getirmek istiyorlar, Cumhuriyet, 16 Şubat 2019)

Başka ne düşünülebilir ki!

Bu arada aynı bildiriden ötürü Prof. Dr. Şebnem Korur Fincancı’ya 2 yıl 6 ay hapis cezası verirken, Fincancı’nın “Emile Zola’nın dediği gibi ‘Asıl ben itham ediyorum’.” sözlerini, “Emine Solan” diye anlayarak bu şekilde zapta geçirmeye çalışan heyetin de aynı heyet olduğunu hatırlatalım. Üzerine tartıştığımız kararın nasıl derin bir muhakeme sürecinden geçerek alınmış olabileceğini anlamaya yardımcı olabilir belki.

Ve bir soruyla bağlayalım. Yargı, gücün kötüye kullanımı karşısında toplum için bir emniyet supabıdır, öyle olmalıdır. Peki, ya yargı gücünü kötüye kullanırsa?

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa