20 Şubat 2019 08:15

Sağlıklı yaşam

Paylaş

Kalp damar hastalıklarından yüksek tansiyona, şeker hastalığından demans ve depresyona müşkül hallerimiz aldı başını gidiyor. Hele bizim ülkeyi sormayın! 2018 yılı itibarı ile Avrupa’nın en obez yani şişko ülkesi olduk. Şeker hastalığında ise ilk üçe terfi ettik. Hal böyle olunca bedensel ve yine ruhsaldan arındırılmış hali ile beyin sağlığı, sermaye için devasa bir ‘sağlıklılık piyasası’ vadediyor.

Yazılanlar, söylenenler, arkadaş sohbetleri bundan azade değil.

Sağlığı dahi metalaştıran yeni düzen bize dair arzular inşa etmekte pek ustalaştı. Doğal olan sağlıklılık halini her birimizde bir arzuya indirgiyor. Misal ‘Zinde uyanmak ve kalmak, keyif, enerjik bir gün’ kendi doğallığından çıkarılıp piyasanın taleplerine potansiyel müşteri kılınmış yeni insanlık hallerimize dönüştürüldüler. Sırf bu üç hal bile tüketim toplumunda sektörel paylaşıma uğratılmış durumda. Reklam kuşaklarının kodları çok net: Zindelik kahve markaları ve reçete dışı vitaminler, keyif kolalı içecekler ve çikolata, enerji ise enerji içeceklerinin hegemonyasında. Soru şu: Bu ürünlerin olmadığı geçen yüzyıllarda insanlar nasıl zinde, enerjik, mutlu kalıyordu?

Medya kutu kutu vitamin, spor salonları ve ilgili diğer sektörler ‘protein tozu ve  enerji içecekleri’ fısıldıyor kulaklarımıza. Ama nihayetinde bu yola girsek dahi pek çoğumuz geçen yüzyılın beden gücü ile ‘Ekmeğini taştan çıkartan’ bir çiftçi, denizci ya da taş ustasından daha zinde, gürbüz ve kaslı olamıyoruz. Peki neden? Üstelik onların beş on katı sıklıkta şeker, kalp, obezite, demans hastasıyız. Aslında nedenini bilmeyenimiz yok, sadece bilmezden geliyoruz.

Doğayı yaşam alanlarımızda kötü bir inşaat şantiyesine çevirdik. Asfalt, beton ile dört bir yanımızı kuşattık. Yokuşun bakiyesi merdivenleri bile elektronik kıldık. Diyelim ki okula yürüyen bir çocuğuz: Ama nasıl? Kaç kentte, beldede kaldırım var? Kaçında yürürken kesif bir egzoz solumuyoruz? Kaçında yürürken ağaçlar, börtü böcek bize eşlik edip zindelik ve keyif katıyor yaşantımıza?

Hiçbir kolalı içecek, vitamin hapı, abur cubur yolda yürürken bir ağaçtan koparılan iğdeden keçiboynuzuna elmadan asma yaprağına sürpriz lezzetin hazzını veremez. Kaçımız yeni sürgün bir asma dalını soyup yiyoruz ya da bir kış günü yazdan kalma birkaç üzüm tanesi koparabiliyoruz dalından? En son ne zaman çocuk misali akşam sefası çiçeğini kopartıp emdik? En son ne zaman rastladığımız bir defne yaprağı  veya ıhlamur çiçeğini dalından koparıp ağzımızda geveledik? Kaç kent insanı yolda yürürken kuzu kulağı, reyhan misali ot kopartıp yiyebiliyor? En son ne zaman dudaklarımızda bir çiçek ile dolaştık? Her birimiz için bu iç konuşmalar binlerce soru üretebilir. Eğer yapabilseydik hâlâ bunları daha az hasta olacaktık. Vücut için zorunlu iz elementleri, antioksidanları hiç bir piyasa ürünü bu kadar dozunda / kararında karşılayamaz oysa.

Eğer keyifli, zinde ve enerjik bir hayat istiyorsak tüketim toplumunun beton işgalinden, market raflarına indirgenmiş sağlıklı yaşam sahtekarlığından, kapalı alanlara hapsedilip adına spor denen yeni tüketim alışkanlıklarımızdan özgürleşmemiz gerekiyor. Doğa bilmeyene de öğretebilecek kadar müşfik oysa. Unutmayalım ki ücret mukabili hiçbir spor bir kaz sürüsünden kaçmak, bir horoz tarafından kovalanmak, bir köpeğin hışmından uzaklaşmak için tabana kuvvet koşmak kadar adrenalin eşliğinde egzersiz olamıyor ne yazık ki!

Sağlıcakla kalın.

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa