Gümüşhane’nin helikopter tarihi ve sağlık


21 Haziran 2011 08:59

Seksenli yılların sonlarıydı; Gümüşhane’de zorunlu hizmetteydim. Yine bir seçim sathı; farklı olarak baş rolde Turgut Özal var. Kent küçük ama siyaseten kendisini ihtişamlı hissediyor. Dönemin Adalet Bakanı Oltan Sungurlu Gümüşhaneli. Devlet hastanesinde neredeyse olmayan branş yok; üstelik çifter çifter.  
Derken dönemin başbakanı seçim çalışmasına gelir. Kentte havaalanı yok; mecbur helikopterle gelecek. Gel gelelim kentte helikopterin inebileceği düz bir alan yok. Bilenler daha iyi anlayacaktır; Gümüşhane Harşit ırmağı kıyısında dik bir yamaca yerleşmiştir. Irmak kıyısındaki az bir alan ise elma bahçesidir kendi doğallığında.
Sonunda öğrendik ki tarım alanı yoksulu kentin ırmak kıyısındaki elma bahçeleri kısmen sökülmüş; aceleden tek seferlik helikopter pistine dönüştürülmüştür. Seksenli yıllarda cam enjektörlerin kaynatılarak tekrar tekrar kullanıldığını; ancak doksanlı yıllarda tek kullanımlık tıbbi enjektörlere yaygın olarak geçilebildiğini hatırlatmak isterim. Bir anlamda kaynak eksikliğinden tıbbi enjektörlerin tek kullanımlık olamadığı o yıllarda iktidar olanakları aynı kentte tek kullanımlık helikopter pistini hayata geçirebilmişti. Aslında şaşılacak bir şey yoktu bunda. Ankaralılar daha iyi hatırlayacaktır Turgut Özal’ın dönemin İngiltere Başbakanı Teacher için geçiş güzergahına bir gece öncesinden palmiye ağaçları diktirdiğini.
Geçen ay aynı kent bir kez daha helikopter pisti ile anıldı. Basın haberlerine göre seçim çalışması için kente gelen Başbakan R.Tayyip Erdoğan devreye girmiş ve “Gümüşhane, Zonguldak, Ankara ekseninde iki helikopter” organ nakli ile 13 yaşındaki böbrek yetmezlikli Semih’in sağlığına kavuşmasını mümkün kılmıştı.
Belki de Turgut Özal’ın tek kullanımlık helikopter pisti kullanılmıştır; kim bilir? Ama bir ayrıntı var ki önemli. Sayın Başbakan seçim demeçlerinde sıkça ansa da Gümüşhaneli Semih’i; organ naklini özelleştirdiğinden, özel hastanelerin kamuya ait kurumlardan hiç emek harcamadan transfer ettiği hekimlerden söz etmiyor. Toplumun kimi hekimlere” beddua edeceğinden” dem vururken seçim meydanlarında; özel hastanelerde organ nakli olması mümkün olamayacak yoksullardan “beddua alabileceğini” aklına getirmiyor. Üstelik organ naklinde bağışlanan organlar kurumlar arasında sıra ile dağıtıldığından bir anlamda bırakın yoksulları zengin olamayanlar için bile negatif bir ayrımcılıktan söz edilebilir.


Beylikten efendiliğe hekimlik

Kimi sözcükler vardır zaman tünelinde başkalaşarak döner dururlar. Kimi zaman da aynı sözcük toplumun her kesimi için aynı anlamı çağrıştırmaz. Söz gelimi; “efendi”
Asistanlığa ilk başladığım yıllarda  koridorlarda çınlayan “…. Efendi” sesleri  hâlâ kulaklarımdadır. O yıllarda bey olunduğunu, efendi kılındığını hissettirirdi muhataplarınız. Söz gelimi çalışma arkadaşlarımızdan hemşireler hastabakıcılara “Hüseyin Efendi şu tahlili doktor Beye götürüver” derlerdi. Erkekler dünyasında hiyerarşinin tarihi ‘bey ve efendi’ bağlamında böyle iken kadınlar çalışma yaşamına geç dahil olabilmenin korunaklılığında kalırlardı. Hem doktorlar hem de hastabakıcılar kadın iseler aynı sıfatla anılırlardı: “Hanım”
Ekşi Sözlük durumu şöyle özetliyor: “İsmiyle hitap edecek kadar samimi olmadığınız ama bey demeye de değmez bu herif diye düşündüklerinize efendi denir.” Acaba sayın Başbakan da Ekşi Sözlük mü okuyor? Ne demişti seçim sathında: “Doktor Efendi…”
Efendinin korunaklı hali ise yakın zamana kadar salt din adamları için söz konusuydu. Onların adları ile efendi halleri arasına “hoca” sözcüğü itina ile her daim yerleştirilirdi. Başbakanımız da sağ olsun imam hatip eğitimli olmanın  verdiği ‘özenle’ bizleri hocalardan ayırt etmemiş; olmuşuz “doktor efendi”
Gelelim “bey” sanına. Geçmişten bugüne hep özenle korunmuştur arka planı. Nedense hiç anlam yitimi yaşatılmamıştır sözcükler tarihinde. Orta Asya’da ne ise bugün de o! Ama tarihsel bağlamda bir kullanım alanı var ki önemli buluyorum. Wikipedia bu ayrıntıyı “bey” başlığında şöyle aktarıyor: “1843’ten sonra cumhuriyetin kurulmasına değin binbaşı ile miralay (albay) rütbesi arası derecelerdeki subayların sıfatı.”
Malumunuz ülkede ilk tıp fakültesi askeri amaçla kurulmuştu: “Askeri Tıbıyei Şahane.” Yani on yıllar boyu hekimler askerdi yanı sıra. Yani “bey” idiler aynı zamanda. Önceki yazılarımda da andığım üzere o gün bugündür hastalar evine gönderilmez de taburcu edilirler.
Diyeceğim o ki; hekimler üzülmesin başbakanın lügatinde “bey” olamadıklarına. Hasılı hekim açılımı ile dili sivilleştirmiştir Başbakan!
Hem ne diyordu sosyal bilimciler: “Hekimlerin proleterleşme süreci tamamlanmak üzeredir.” Belki bu tespitte itirazdan olsa gerek dünyada hekim sendikacılığı hızla yayılıyor. Ama ne güzel ki bu coğrafyada bizler hâlâ bir aradayız ve aramızda artık “bey” yok. Sağlık iş kolunda ‘efendiler ve hanımlar’ kol kola mücadeleye devam ediyoruz.
Velhasıl “bey” olmayı hocalara verelim, “efendi” olmak bize geçsin. Ne dersiniz?
Sağlıcakla kalın!

evrensel.net
www.evrensel.net