12 Şubat 2019 04:45

Tek adam rejimi ve ‘adamlık’ meselesi

Paylaş

Adamlık; erkek egemen, cinsiyetçi zihniyetin ‘değerlerinden’ biridir. Sadece erkeğin erişebileceği bir mertebe olarak daha baştan erkeğin tahakkümünü, egemenliğini meşrulaştırmaya dayanır. 

‘Devlet baba’nın bir bakanı geçtiğimiz günlerde Leyla Güven’in açlık grevinin 100. gününde Diyarbakır’a yürüyüş yapma kararı alan HDP’li milletvekillerine buyurdu: “Sizi yürüten adam değildir!” 

İçişleri Bakanı Soylu bu açıklamasıyla erkek egemen, cinsiyetçi, baskıcı sistemin en rafine temsilcilerinden biri olduğunu bize bir kez daha gösterdi. Ancak sadece bu kadarı da değil. Bu açıklama aynı zamanda devletin bir bakanı olarak sorunlara hukuk çerçevesinden değil, ‘erkeklik’ penceresinden baktığını da ortaya koyuyor. Oysa bu normların ne kadar demokratik olduğu bir tarafa, rejimin bir temsilcisinin, hem de İçişleri Bakanlığı gibi toplum güvenliği ve huzurunu en doğrudan ilgilendiren bir alanın sorumlusunun sorunlara en azından kendi hukuk normları çerçevesinde bakması beklenir olandır. Soylu’nun açıklamaları, OHAL kalkmış olsa bile yeni rejimin (tek adam iktidarının) ‘olağanüstü’lüğü ülkeyi yönetme biçimi haline getirdiğinin en açık göstergelerinden biridir.

“Size haddinizi bildireceğiz, size artık yaşama hakkı yok, nereye gidiyorsanız gidin…”

“Bu vatanın evlatlarından asla merhamet görmeyeceksiniz. Oluk oluk kanlarınızı akıtacağız…”

Bizler bu iki açıklamanın hangisini kimin yaptığını biliyoruz. Ancak bu ülkede olup bitenden haberdar olmayan birinin önüne bu iki açıklamayı koyun ve hangisinin İçişleri Bakanı ve hangisinin bir suç örgütü (mafya) lideri tarafından yapıldığını sorun. Buna yanıt vermesi hiç de kolay olmayacaktır. Çünkü bu açıklamalar arasında hem buyurganlık ve hem de tehdit üslubu bakımından ayrım yapılması mümkün değildir.

Öte taraftan burada sorunu Soylu’nun kişisel tutumuna indirgemek de yanıltıcı olacaktır. Çünkü belirttiğimiz gibi bu tutum, tek adam rejiminin ‘olağan’ı haline gelmiştir. Yoksa bu rejimin başının, Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 6-7 milyon insanın oyunu alan ve bu ülkenin Anayasası’na göre faaliyet yürüten bir parti olan HDP’yi “terör örgütü” ilan etmesi başka türlü açıklanamaz. Ya da YSK’ya göre seçilme yeterliliğine sahip oldukları halde HDP’li belediye başkanı adaylarını daha seçilmeden yerlerine kayyım atamakla tehdit etmesi de…

Bu bakımdan Soylu olsa olsa bu tek adam rejiminin gözde bir temsilcisi olarak böyle konuşmayı kendinde hak olarak görmekte/görebilmektedir.

En başa dönersek kendisi de milletvekili olduğu halde uzunca bir süre haksız bir şekilde tutuklu kalan Leyla Güven, bu ülkede gerilimin düşürülmesi ve Kürt sorununun demokratik-barışçıl yöntemlerle çözümü bakımından kritik önem taşıyan Öcalan’a yönelik tecrit uygulaması dikkat çekmek ve bu uygulamanın son bulması için açlık grevi yapıyor. HDP’li milletvekilleri Leyla Güven’e destek amacıyla açlık grevinin 100. gününde 7 koldan Diyarbakır’a yürüyüş kararı alıyor. İşte İçişleri Bakanını öfkelendiren ve “Sizi yürüten adam değildir!” dedirten bu karar. 

Yürüyüş anayasal bir hak ve ayrıca milletvekillerinin kendilerini seçen halkın talep ve beklentileri doğrultusunda faaliyet yürütme, açıklama yapma konusunda ‘dokunulmazlıkları’ var. Bu bakımdan Soylu’nun meydan okumasını, bu ülkede yürürlükte olan hukuku da askıya alan ‘tek adam rejimi’nin bir ‘adam’ının HDP’nin ötesinde hukuka meydan okuması olarak değerlendirmek gerekiyor. Dolayısıyla burada mesele Leyla Güven’in açlık grevi ve bunun desteklenip desteklenmemesinin ötesindedir. Çünkü CHP başta olmak üzere bu rejime muhalefet iddiasındaki güçlerin Soylu’nun bu açıklamaları karşısında sessiz kalmaları, yarın kendilerininse söz söyleyebilecekleri bir alanın kalmadığı/kalmayacağı bir gidişata seyirci kalmak anlamına gelecektir.

Ve elbette tek adam rejiminin insanları nefes alamaz hale getirdiği bugünlerde ülkenin ihtiyacı ‘adamlık’ değil, insan haklarıdır!

Reklam
Reklam
DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa