24 Ocak 2019 05:00

Ha gayret, ‘Kart-kurt’ demeye dönmek için bir adım kaldı!

Paylaş

Önceki gün gazetemizde yer alan haberdi.

Elazığ’da geçen haber, “Yok artık” dedirtecek kadar “ilginç”ti ama Türkiye’de oluşan siyasi iklim dikkate alındığında “şaşırtıcı” değildi.

Yok artık” dedirtecek ama ‘Şaşırtıcı olmayan” bir başka haber de TBMM’den geldi!

İlkinden başlayalım: Evrensel’de yer alan Özkan Zülfikar ve Orhan Kurul arkadaşlarımızın haberine göre, Elazığ Medical Park Hastanesinde, Türkçe bilmeyen hastalar için oluşturulan yabancı dil kartında 17 dil var. Ama Elazığ’da en çok kullanılan dil olan Kürtçe yok!

Haberde Elazığlıların bu uygulamaya: “Demek ki Elazığ’da Kürt yok”, “Hastaneye para öderken eşitiz ama hak söz konusu olduğunda bizi yok sayıyorlar” diye tepki gösterdiği de belirtiliyor.

TBMM’DE VEKİLE KÜRTÇE KARTVİZİT YASAĞI

“Herkes için sağlık” sloganının öne çıkarıldığı listeye göre; İngilizce, Almanca, Fransızca, İspanyolca, Arapça, İtalyanca, Romence, İbranice, Hırvatça, Bulgarca, Flamanca, Ukraynaca, Boşnakça, Arnavutça, Japonca, Çince, Rusça, tam 17 dilde hizmet veriyor hastane.

Belki burada “Kürtçe unutulmuştur” ya da “Nihayetinde özel hastanedir, istediği dili listeye koyar istemediğini de koymaz” denebilir ama haberden anlıyoruz ki, bu “liste” hakkında karar vermek bu kadar kolay değil. Dahası hastane yetkilileri, listede Kürtçenin yer almamasının bakanlığın yönlendirmesiyle olduğunu söylüyorlar. Ve ekliyorlar: Biz Türkçe bilmeyen Kürt hastalar için de tercüman sağlıyoruz!

Bu da bize gösteriyor ki; listenin böyle oluşturulması “bir rastlantı” ya da “Hastanedeki bir densizin marifeti” olarak açıklanamaz.

Nitekim dün BirGün’de, Hüseyin Şimşek’in haberinden anlıyoruz ki, Mecliste de aynı zihniyet, aynı “Kürt’ü yok sayma”, “Kürtçeyi başka bir dil” diyerek yasaklama güdüsü egemendir.

TALEP BASİT AMA GÖSTERDİĞİ ÇOK ÇARPICI

Şimşek’in haberine göre, HDP Hakkari Milletvekili Sait Dede’nin, “Kartvizitimin bir yüzü Kürtçe hazırlansın” talebi Meclis Başkan Vekili AKP’li Şentop tarafından, “Basımevine gelen farklı dilde kartvizit basım talebi, teamüller çerçevesinde ele alınmaktadır” denilerek reddedilmiştir!

Yani bırakın Elazığlı yoksul Kürt’ün “Ana dilinde sağlık hizmeti” talebini, seçilmiş milletvekilinin kartvizitinin bir yüzünü Kürtçe yaptırması bile TBMM Başkanlığı tarafından reddedilmektedir.

Bu reddin gerekçesi de çok açıklayıcıdır: “...Farklı dilde kartvizit basım talebi, teamüller çerçevesinde (yasaktır)!”

Yani milletvekillerine kartvizit bastıran TBMM Başkanlığı kartvizitin bir yüzünün Kürtçe basılmasını bile yasaklıyor.

Seçilmiş Kürt milletvekillerinin, Kürt siyasetçilerin ve gazetecilerin cezaevine atıldığı, sınırın içinde ve ötesinde askeri operasyonların yürütüldüğü... Kütlerin haklarının “beka sorunu” sayıldığı, sınırların ötesinde bile Kürtlerin taleplerinin “milli güvenlik”, “beka” sorunu olarak ele alındığı bir dönemde sağlıkta ya da Mecliste kartvizit gibi meselelerin öne çıkarılması gereksiz görülebilir. Ama bu basit görünen örnekler, Kürtlere yönelik yasak ve yasaklamaların nerelere geldiğini göstermesi bakımında önemlidir.

KADİM, RESMİ ‘KART-KURT’ TEZİNE DÖNÜŞ MÜ?

Kendisinden önceki iktidarları Kürtlerin haklarını reddetmek, dilini yok saymakla... suçlayan Erdoğan-AKP iktidarının sözcüleri, sadece “ad” düzeyinde kaldığında Kürtlerden söz ederken mangalda kül bırakmamakta; her “Kürt kardeşlerimiz” dediklerinde ağızlarından bir “Kürt kardeşlerimiz” daha çıkmaktadır! 

Ama, söz konusu olan Kürtlerin hakları, talepleri olduğunda, bu talepleri savunanlar “terörist” ve “bölücü”, talepleri dile getirenler de “Teröre destek vermek”le suçlanmaktadır. Son dönemde bırakalım AKP’yi MHP bile “Kürt kardeşlerimiz” söylemini dilinden düşürmemektedir.

Çünkü şoven milliyetçi siyaset erbabının “Kürt kardeşlerimiz” diye adlandırdığı topluluk; yiyen, içen, hastanelere giden, işsizlik kuyruğunda gelmeyecek sırayı bekleyen, çocuklarının gelecek kaygısını taşıyan... dahası kimlik, ulusal ve kültürel talepleri olan, barış ve huzur içinde insanca bir yaşam isteyen bir topluluk değildir. Onların “Kürt kardeşlerimiz” dedikleri; bütün bu insani ulusal, sosyal ve sınıfsal kaygılardan uzak, kendilerine “Kürt” dendiği için sevinen ve AKP-MHP’ye oy vererek de siyasete katıldığını sanan sınıfsız, zümresiz, soyut bir kuru kalabalıktır!

“Kürtlük” böyle soyut bir çizgiye çekildikten sonra 25-30 yıl ya da isterseniz 100 yıl geriye gitmek mümkündür. O zaman sizi yine, “Gerçekte Kürt diye ayrı bir kavim yoktur. Dağlarda yaşayan ve karda yürürken “kart-kurt” diye ses çıkardıkları için ovada yaşayan Türkler tarafından bu kart-kurt sesinden ilham alınarak Kürt diye adlandırılan Türk kavimleri vardır. Yani gerçekte Kürt diye Türk’ten ayrı bir kavim yoktur” diyen “kadim ve resmi Türk tezi” karşılar.

Son birkaç günde basına düşen yukarıdakilere benzer haberler, Kürtlerin hak taleplerinin en basitlerinin bile, devlet ve onun siyasi temsilcileri tarafından tanınmadığını çok açık biçimde göstermektedir. Ve tabii, eğitimde, sağlıkta, yerel yönetimlerde... “ana dilinde hizmet” talebinin ve bir halkın “Ana dilinin resmen tanınması”nın ne kadar önemli olduğunu da!

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa