13 Ocak 2019 04:40

‘Bu kadar hesap matematikte bile iyi değildir’!

Paylaş

Gezi’den başlayarak sonrasındaki ‘tek adam-tek parti’ rejiminin inşa sürecinde AKP iktidarının hiç vazgeçmediği taktik nedir? Verilebilecek ilk yanıt şudur herhalde: Özellikle dini ve milliyetçi eksenler üzerinden kutuplaştırarak belirli bir rezervi konsolide etmek! Gezi’nin en kritik günlerinde edilen “yüzde 50’yi evlerinde zor tutuyoruz” sözleri işaret fişeği gibiydi. ‘Organize işler’ şüphesini de içermek üzere, öyle ya da böyle bu yüzde 50’ye 1 eklenerek geçilen referandum ve seçimlerde çokça hayrı görülen gerilim ve kutuplaştırma siyaseti, muhalefet düzleminde de garip bir blokaja yol açtı. Kutuplaştırmayı etkisiz kılma amacıyla “uzlaşmacı”, “sorumlu”, “ılımlı” vb etiketlerle tanımlanan bir siyaset tarzı tutturuldu. Bir tür siyasetsizlik anlamına gelen bu tarzla düşülen ‘milli çıkarlar’, ‘devletin bekası’ gibi parantezlerde iktidarın eklentisi olmaktan öteye geçilemedi. Çoğunlukla Kürt meselesine yaklaşım üzerinden gerçekleşen bu hizalanmayı anlatmaya gerek yok. Hep bahsediyoruz zaten.

Ekonomik kriz meselesinde bile, ‘saldırı altındayız’ şeklindeki iktidarın kriz karşılama stratejisinin eklentisi olabilen ‘sıkı muhalif’leri görebildik. Örnek mi? Metin Akpınar ve Müjdat Gezen’i çıkarttığı programı için kendisine gösterilen ‘kırmızı kartla’ haftalarca ekrana çıkamayacak olan Uğur Dündar’ı hatırlıyoruz mesela. Halk tv-Sözcü temsilli ulusalcı muhalifliğin ‘korkusuz duayeni’ Dündar, “Gün AKP iktidarını eleştirme günü değildir” diyordu, Erdoğan’ın krize karşı seferberlik çağrısı yaptığı günlerde. Fişeklenmiş döviz kurlarıyla zaten tuş edilmiş yurdum insanına iktidar “yastık altınızı boşaltın” diyorken, Uğur Dündar’ın, “Söz konusu vatansa servetlerimizin lafı mı olur?” sözlerini unutmak ne mümkün! Bizim servetimizin zaten lafı olmazdı da; Dündar, servetiyle kriz arasında nasıl bir ‘hukuk’ tutturdu, bilemiyoruz tabii. Ama bu ‘sorumlu’ muhalifliğin kendi akıbeti açısından en azından biraz sorunlu olduğunu biliyoruz  artık.

***

Bu “sorumlu” muhalifliğin bir biçimi de karşısında mutlaka ‘ılımlılar’ keşfetmesi ve onları gözetmesidir. İktidarın en ‘asabi’ olduğu dönemlerde bile ‘ılımlılar’ vitrinine birileri yakıştırılır mutlaka! Kimler geldi kimler geçti o vitrinde. Düşünsenize Cemil Çiçek bile ‘ılımlılar’ albümünden, nanik yapar gibi, gülümseyebildi yüzümüze.

Bugünlerin ‘ılımlısı’ ise şüphesiz ki Binali Yıldırım!

Son Başbakan! Hatırlarsınız; tarihin en ilginç başbakan modellerinden birine tanık olunmuştu. Başbakanlığın kaldırılacağı referandumda, Başbakan Yıldırım, kendisine hiç ihtiyaç olmadığını ne kadar iyi anlatırsa referandumda o kadar başarılı olacaktı, nitekim oldu da!

Malûm, şimdi hem Meclis Başkanı hem AKP’nin İstanbul Belediye Başkan Adayı...

Saray’ın medya biriminden biri şöyle diyordu geçenlerde: “Binali Yıldırım tercihi Kürt seçmeninin hassasiyetlerini de gözeterek yapılmıştır.” Nasılmış o? “Kürt seçmeni sempatiyle bakıyormuş Yıldırım’a.” Neden? “Rencide edici tek lafı olmamış” çünkü...

Peki seçtiğimiz belediyelere kayyım atanırken Başbakan kimdi diye sormazlar mı insana? “E canım o eskidendi, zaten Yıldırım’ın Başbakanlığı da kağıt üzerindeydi” denilebilir mesela!

Yıldırım’ın ‘ılımlı ve kapsayı duruşu’, Meclis Başkanlığı’ndan istifa etmesi gerektiğine dair eleştirilere verdiği yanıtta görüldü en son! “Seçim bir siyasi faaliyet değildir” şeklindeki bu yanıt, siyaset tarihine geçecek bir ‘ılımlılık’ ihtiva ediyordu. Anayasanın açık hükmüne aykırı bir emrivakide ısrar etmek Yıldırım türünden ‘ılımlılığa’ yakışmıyor mu dersiniz?!

Siz ‘yakışmıyor’ diyebilirsiniz belki ama bakın CHP’nin İstanbul adayı Ekrem İmamoğlu bunda bir sorun görmüyor. “Kendi takdiridir” deyip geçiyor! Sorumlu siyasetçi ya, “siyasette özlediğimiz manzaraları”(!) gözümüze sokmaya yeminli ya İmamoğlu; kutuplaştırıcı siyasete karşı Anayasa ihlâli bile görmezden gelinebiliyor ona göre.

Sonra Erdoğan’ı ziyaret ederek birlikte fotoğraf vermeler... “Oyunuzu istiyorum” diyerek latife etmeler, karşılığında gülücük almalar...  Gülücükle yetinse iyi, Erdoğan’dan dinlediği “çok değerli anekdotlar” da bonusu oluyor! Neymiş onlar, biz faniler öğrenemedik ama en azından İmamoğlu’nun bu müthiş “sorumlu ve ılımlı” siyasetinin nasıl bir “bilgelik” içerdiğini öğrenmiş olduk.

Yine de şeytan dürtüyor işte, sormadan olmuyor:

Siyasetsizlik kıvamındaki bu siyaset tarzıyla alınan yol belli değil mi? “Sorumlu muhalefet” de denilen ve karşıtının ‘kültürel’ zeminini taklit etmeye çalışan köpük siyasetinden ne sonuç çıkıyor? Safça beklentiler yaratmaktan ve muhalefet yapma irtifasını törpüleyip düşürmekten başka...

Siyaset hesap kitap işidir, bizim solcu kafamız basmaz değil mi?

Doğrudur belki ama matematikçi Ali Nesin’in Ekmeleddin vak’ası sonrası CHP için söylediği şu söz kulaklara küpe olmalı:

“CHP o kadar hesap yapıyor ki... Bu kadar hesap matematikte bile iyi değildir.”

DİĞER YAZILARI
Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa